Teknoloji aldı başını gidiyor.

Geçen gün sosyal medya akışında önüme Ekrem İmamoğlu’nun bir videosu düştü. İstanbul Teknik Üniversitesi’nin (İTÜ) Ayazağa yerleşkesi civarında yürüyor, fonda tanıdık bir İstanbul silueti, ağzından dökülen kelimeler gayet akıcı.

Hani eskiden baskıcı dönemler için “düşüncelere pranga vuruluyor” denirdi ya; artık dijital çağda bırakın düşünceyi, görüntülere ve seslere bile pranga vurmak imkansız.

Ürkütücü olan videonun kendisi değil haliyle , altındaki yorumlar .

O yorumlar, bir ülkenin eğitim sisteminin ve daha da önemlisi “siyasi okuryazarlığının” adeta röntgenini çekiyor.

Videonun altında Ekrem İmamoğlu ve CHP hakkında yorum yapanlara bir göz attım.

Profilini kilitleyenler din ile kandırılanlar hepsi Ekrem İmamoğluna ve CHP 'ye karşı

Beri tarafta Atatürk’ün rasyonel akıl mirasını klavuz edinmiş olanlar ise olup biteni farkında.Onlar Ekrem İmamoğluna ve Atatürkün CHP sine sahip çıkıyorlar. Doğrunun yanında durmaya çalışıyorlar.

Ne acıdır ki, Akdeniz’in bu yakasında, yaşadığımız Kıbrıs’ın kuzeyinde de durum farklı değil.

Aynı eğitim noksanlığı, aynı popülizm hastalığı burada da toplumsal faydayı, anlık ve günlük çıkarların gölgesinde bırakmaya başlamış durumda.

Peki, nedir her fırsatta dilimize doladığımız bu siyaset okuryazarlığı?

Siyaset okuryazarlığı, bir siyasetçi seçim döneminde meydana çıkıp, "Eğer seçilirsem önümüzdeki yıl maaşları iki katına çıkaracağım, enflasyonu da sıfırlayacağım!" dediğinde coşkuyla şapka fırlatmak değildir.

Bu vaat karşısında siyaset okuryazarı olmayan bir birey bu vaadi coşkuyla karşılar, sorgulamadan inanır ve çevresine bu siyasetçiyi ateşli bir şekilde savunur. Gerçekleşip gerçekleşemeyeceğini finansal veya hukuki açıdan tartmaz.

Siyaset okuryazarı olan insan durur ve sorar.

Maaşlar iki katına çıkarken piyasadaki para arzı ne olacak?

Bu vaat enflasyonu sıfırlamak bir yana, daha da patlatmaz mı?

Talip olunan makamın bütçeyi tek başına böyle değiştirme yetkisi var mı?

Bu mutfağın malzemesi nereden geliyor ve günün sonunda faturayı kim ödeyecek?

Bu siyasetçi veya partisi geçmişte benzer vaatleri yerine getirdi mi?

Siyaset okuryazarlığı; medyayı çapraz okuyabilmektir.

Sadece kendi yankı odasından çıkıp karşı mahallenin ne dediğine rasyonel bir gözle bakabilmektir.

Demokrasiyi sadece beş yılda bir önümüze konan o ahşap sandıktan ibaret görmemektir.

Eğitimsiz kitlelerle yürütülen bir demokrasi, er ya da geç demagojinin ve popülizmin oyuncağı olmaya mahkumdur.

Eleştirel düşünceden yoksun seçmenler, korku ve öfke mekanizmalarıyla çok kolay hizalanırlar.

Din ile polis ile yargı ile korkutulur. Hakikat, algıların arkasında boğulur.

Yüzyıllar öncesinden Platon (Eflatun) boşuna dememiş:

"Demokrasi, bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam edilirse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar."

Nietzsche’ye atfedilen o meşhur söz ise bugünkü sandık illüzyonunu ne kadar da güzel özetler.

"Cahil bir toplum, özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi, hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz. Sadece seçim yaptığını zanneder. Cahil toplumla seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır! Böyle bir seçimle iktidara gelenler, düzenledikleri tiyatro ile halkın egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir!"

Yapay zekanın hakikati büktüğü, yalanın saniyeler içinde dünyayı turladığı bu çağda, cehalet artık sadece bir "bilmeme" hali değil; doğrudan demokrasinin altını oyan bir silaha dönüştü.

Eğer daha iyi bir yönetim, daha insanca bir yaşam istiyorsak; dijital menüleri önümüze konduğu gibi yutmamak için önce kendimizi, sonra çevremizi eğitmek zorundayız.

Aksi takdirde, başkalarının yazdığı tiyatrolarda figüran olmaktan öteye geçemeyiz