Soysuzluk, soyla ilgili değildir.Kanla taşınmaz, genle aktarılmaz.Soysuzluk, insanın emanete ihanet ettiği yerde başlar.
Bir koltuk verilir; halk için oturması gerekirken, kendisi için yaslanır.
Bir yetki verilir; adalet için kullanması gerekirken, çıkar için satar.
Bir unvan verilir; sorumluluk yüklenmesi gerekirken, zırh gibi kuşanır.İşte orada soysuzluk başlar.
Soysuz, çalmaz yalnızca; çalınana susar.Soysuz, yalan söylemez sadece; doğruyu susturur.Soysuz, suç işlemez yalnızca ; suçu normalleştirir.
En tehlikelisi de budur:Soysuzluk bulaşıcıdır.Bir kişi yapar, diğeri görmezden gelir, üçüncüsü alkışlar.Sonra bir bakarsınız; ahlak istisna, çürüme kural olmuştur.
Toplumlar yoksulluktan değil,adaletsizlikten değil,dış güçlerden değil;
soysuzluğu ödüllendirdiği gün çöker.
Bir ülkede dürüstlük “enayilik”,hukuk “engel”,hesap vermek “tehdit” olarak görülüyorsa;orada sorun sistemde değil, karakterdedir.Ve karakter çökünce, anayasa da çöker, kurum da, gelecek de.
Bunun için ülkemize bir anıt dikilmeli,bu kez kahramanlar için değil;soysuzlar için.
Elbette dedikoduya ihbarnamelere yada sosyal medya söylentilerine göre değil.
Yalnızca ve yalnızca kesinleşmiş yargı kararlarına göre.
Çünkü bu ülkede asıl korunması gereken kişilerin itibarı değil,adaletin itibarıdır.
Bu anıt görkemli olmayacak.Bayraklarla çevrili, törenlerle açılan bir yapı da olmayacak.
Bu anıtta heykelin yüzüde olmayacak mesela.Çünkü yüz, utanmayla ilgilidir.Utanmayanın yüzüde olmaz.
Çünkü rüşvet alanın yüzü yoktur.Sahte diplomayla makam işgal edenin yüzü yoktur.Haksız mal edinenin yüzü yoktur.Kişisel menfaat sağlayanın hakkı olmayan koltuğa oturup, o koltuktan ahkâm kesenin aslında gösterecek bir yüzü yoktur.
Bu anıtın kaideside boş kalmayacak.Bu kez kaideye süslü vecizeler yada övgü dolu cümleler değil;isimler yazılacak.
Rüşvet alanın sahte diploma verenin bu diplomayı alıp işleme koyanın haksız mal edinenin,kişisel menfaat sağlayanın,yanlış mal beyanında
bulunanın,görevini kötüye kullananın.
Anıtta bir aynada olmalı.Önünden geçen milletvekili kendini görmeli.
Bürokrat kendini görmeli.Susarak her şeye razı olan yurttaş da…
Ve Soysuzlar Anıtı’ndaki yüzsüz heykeli aslında herkese şunu söyleyecek:Yüzünü kaybedenler,isimlerini tarihe kazır.
Soysuzlar Anıtı bir tehdit değildir.Bir hakaret hiç değildir.Bir hatırlatmadır.
Hem şimdiye hem geleceğe bir uyarıdır.
“Bu ülkede yetki emanettir” demenin,“Susmak masumiyet değildir” diye haykırmanın taştan yapılmış halidir.
Soysuzluk bir soy meselesi değildir.Bir karakter sorunu da tek başına değildir.Soysuzluk, bilinçli bir eylemdir.
Rüşvet almak bir “iddia” değildir;kanıtlandığında bir utançtır.
Sahte diploma kullanmak bir “hata” değildir;kanıtlandığında bir ahlak suçudur.Ve utanç, gizlenerek temizlenmez.
Bu yüzden kaidede şu ibare de yer almalıdır:
“Bu kaidede,kamu görevini kötüye kullandığı yargı kararıyla sabit olanların
isimleri yer alır.”
Bu yazı bir linç çağrısı değildir.Bu yazı bir hesap verme çağrısıdır. Bu yazı bir toplumsal hafıza çağrısıdır.Bu yazı devlete ve demokrasiye sahip çıkma çağrısıdır.
Çünkü gerçek demokrasilerde en ağır ceza bazen sadece hapis değil;teşhir ve mahcubiyettir.
Bu anıt belki hiçbir zaman dikilmeyecek. Ama şunu bilin Soysuzlar Anıtı zaten oradadır. Vicdanı olan herkesin içindir.
