Demokrasinin en temel dayanağı, iktidarın meşruiyetini halkın iradesinden almasıdır.

"Seçimle gelenin seçimle gitmesi" kuralı, demokratik istikrarın altın kuralıdır.

Ancak siyaset bilimi ve tarih, bu kuralın işlemediği "gri alanlarla" doludur.

Eğer bir yönetim demokratik yollarla iş başına gelmemişse, bu durum hem rejimin niteliğini hem de iktidarın değişim biçimini kökten sarsar.

Demokrasilerde sandık, sadece bir oy verme aracı değil, aynı zamanda bir "toplumsal sözleşme" tazeleme mekanıdır.

Seçimle gelenin seçimle gitmesi prensibi, iktidarın geçici olduğunu ve halkın rızasına dayandığını teyit eder.

Ancak bir yönetimin iktidara geliş yolu; darbe, devrim, hileli seçimler veya vesayet sistemleri gibi antidemokratik yöntemlerle şekillenmişse, "seçimle gitme" mekanizması da işlevsiz hale gelir.

Demokratik olmayan yollarla (örneğin askeri müdahale veya otoriter bir el koyma ile) başa gelen yapılar, en büyük sorunu meşruiyet noktasında yaşarlar.

Meşruiyetini halkın hür iradesinden almayan bir iktidar, varlığını sürdürmek için rıza yerine baskı araçlarına başvurmak zorundadır.

Bu durum, siyaset bilimci Max Weber’in vurguladığı "yasal-rasyonel otorite" yerine, güce dayalı bir düzenin kurulmasına neden olur.

Demokratik yolla gelmeyenlerin, demokratik bir yarışla (seçimle) gitmesi nadiren görülür.

Bunun birkaç temel sebebi vardır:

Birincisi Güvenlik İkilemidir

Hukuk dışı yollarla başa gelenler, iktidarı kaybettiklerinde yargılanma veya tasfiye edilme korkusu yaşarlar. Bu korku, iktidarı bırakmamak için her türlü yönteme başvurmalarına yol açar.

İkincisi Kurumsal Yozlaşmadır.

Demokratik olmayan yönetimler, seçim kurullarını, yargıyı ve medyayı kendi bekaları için yeniden dizayn ederler.

Bu da sandığı, iktidarın değiştiği bir araçtan ziyade, iktidarın onaylandığı bir tiyatro sahnesine dönüştürür.

Peki bu durumdan çıkış senaryoları ne olur?

Eğer bir iktidar seçimle iş başına gelmemişse, genellikle şu üç yoldan biriyle sahneden çekilir.

Birincisi Toplumsal Patlama ve Devrimler.

Halkın biriken öfkesi, meşruiyeti olmayan yönetimi barışçıl veya şiddetli protestolarla devirir (Örn: Arap Baharı süreçleri).

İkincisi Müzakereli Geçiş.

İktidarın sürdürülemez olduğunu anlayan yapı, sivil toplum veya muhalefetle anlaşarak kontrollü bir şekilde çekilir. Bu, genellikle bir af veya dokunulmazlık garantisiyle gerçekleşir.

Ve sonuncusu İç Hesaplaşma.

Yönetici elit arasındaki çatlaklar, sistemi içeriden çökertebilir.

Sonuç;

Demokrasi, sadece sonuçların (seçimlerin) değil, aynı zamanda usullerin de demokratik olduğu bir rejimdir.

"Usulde hata, esasta hatadır."

Demokratik usullerle iş başına gelmeyen bir yönetim, iktidarını devretmek için demokratik usullere güvenmez.

Bu nedenle, bir ülkede demokrasinin sağlıklı işleyebilmesi için sadece "gidiş yolunun" (seçimlerin) açık olması yetmez; "geliş yolunun" da evrensel hukuk normlarına ve halk iradesine uygun olması şarttır.

Aksi takdirde, değişim ancak krizler ve toplumsal sarsıntılar yoluyla gerçekleşebilir.

Şu bir gerçek ki ülke olarak Demokrasinin gri alanına doğru kayıyoruz.

Umarım akıl ve izan üstün gelir.