BIRAKIN HAYALİ SÖYLEMLERİ. İÇERİDE YANGIN VAR!

Yıllardır ekranlarda, diplomatik masalarda aynı klişeleri dinleyip duruyoruz.

Siyasi nutuklarla soyut tartışmalarla vakit öldürüyoruz...

Fakat sokağa indiğimizde gerçekler yüzümüze bir tokat gibi çarpıyor.

Bizim asıl meselemiz,ne Kıbrıs meselesi ne doğal gaz ne de Akdenizdeki enerji kaynakları.

Bunlar bizim konuşmamızla çözülecek konular değil.

Bizim asıl meselemiz her geçen gün güvenliğini, huzurunu ve geleceğini kaybettiğimiz kendi evimiz ve bu evimizde bizden habersiz yaşayanlar.

İzinsiz, kayıtsız, denetimsiz bir şekilde aramızda dolaşan; sınır kapılarından elini kolunu sallayarak girip adeta sirke çevirdikleri sokaklarımızda cirit atan düzensiz göçmenler.

Kaçaklar!

Şimdi soruyorum.

Okul önlerinde evladını uyuşturucu tacirlerinden korumaya çalışan ananın yürek yangınını kim söndürecek?

Günün ortasında sokakta çıplak edepsizce dolaşan, toplumun ahlakını ve huzurunu hiçe sayan bu tiplerle muhatap olmak zorunda kalan vatandaşın hakkını kim savunacak?

Başıboş şekilde trafiğe çıkıp gencecik canları elimizden alan yıllarca ülkede kaçak kalması yetmezmiş gibi kaçak araçta kullanan bu trafik teröristlerinin hesabını kim verecek?

Daha geçtiğimiz gün Boğazköy’de yaşanan o meşum kazada bir evladımızı, gencecik bir canı daha toprağa verdik.

Direksiyon başındaki şahsın 2023’ten beri bu ülkede kaçak yaşadığı ortaya çıktı.

Yıllardır kayıtsız, kontrolsüz bir şekilde aramızda yaşamış!

Bu bir kaza değil, göz göre göre gelen bir ihmaller zinciridir.

Bu ülkenin sınırlarını koruyamadığımız için hepimiz utanmalıyız!

Bir ülkenin sınırları yalnızca savaş zamanı düşmana karşı korunmaz; barış zamanında da kamu düzenini, insanının canını korumak için muhafaza edilir.

Bugün ne yazık ki dileyenin dilediği kadar kaldığı, denetimin sıfırlandığı bir karmaşanın ortasındayız.

Devletin asli görevi vatandaşının can ve mal güvenliğini sağlamaktır.

Sınırda kontrolü baştan sıkı tutmazsanız, yükü polisimizin sırtına yüklersiniz.

Kapıdan geçene göz yumup sonra o suçluların peşinden koşmak zorunda bırakılan emniyet güçlerimize de yazık değil mi?

İşin en acı tarafı ne biliyor musunuz?

Bu kaosun çözümü aslında çok basit.

Dünyanın medeni her ülkesinde uygulanan sınır güvenlik kurallarını çalıştırmak yeterli.

Tarihi ve rezervasyonu kesinleşmemiş dönüş bileti olmayan kimse kapıdan içeri sokulmamalı.

Nerede kalacağı (onaylı otel rezervasyonu veya resmi davetiye) doğrulanmayan kişiye geçit verilmemeli.

Kalacağı gün boyunca ne yiyip ne içeceğini kanıtlayacak nakit döviz, uluslararası kredi kartı veya banka hesap dökümü istenmeli.

Bunları istemek çok mu zor?

Yoksa bu denetimsizlikten, bu insan trafiğinden birilerinin çıkarı mı var?

İster liyakatsizlik diyelim, ister ihmal... Sebebi ne olursa olsun, faturasını her gün canımızla, malımızla ve huzurumuzla biz ödüyoruz.

Evladını kaçak bir sürücüye kurban veren o anne babanın ahı üzerinizdedir.

Bu vurdumduymazlık devam ettikçe, yarın kimin çocuğunun başına ne geleceğinin hiçbir garantisi yok.

Yetkililere açıkça sesleniyorum.

Görevini yapmayanlar, sınırları yol geçen hanına çevirenler bu vebalin altından kalkamazsınız.

Aklımızı başımıza toplamak için daha kaç canımızı toprağa vermemiz gerekiyor?