Halk oylamasının yani referandumun çok değerli sonuçları vardır.
Halkoylaması ile halkın, temel siyasal sorunları çözmeye katkıda bulunmaya çağrılması, halkın yurtseverlik duygularını geliştirir.
Halktan bir çözüme katkı koymasını istemek, halka kamusal sorunlar üzerinde düşünmeyi öğretir.
Halkoylamasında halk, devletinin geleceğini kendinin belirlediğini hisseder ve böylece sorumluluklarının bilincine varır.
Keza, halkoylaması dönemlerinde halk, kitle iletişim araçlarını yakından izleyerek, ülkenin ekonomik sosyal meseleleri hakkında bilgi sahibi olur.
Kısacası, halkoylaması, halkın demokratik eğitimini sağlar ki bu demokrasinin gelişmesinde çok önemli bir araçtır.
Bu ülkede reform ihtiyacı artık tartışma konusu olmaktan çıkmıştır.
Ekonomide, eğitimde, sağlıkta olduğu gibi yargıda da reforma ihtiyaç olduğu inkâr edilemez bir gerçektir.
Ancak her doğru iş, doğru zamanda ve doğru şekilde yapıldığında doğru sonuçlar doğurur.
Yargı reformuda onlardan biri , seçim atmosferinde yada seçime endeksli düşünülerek yapılan her işin duvara toslaması çok muhtemeledir.
Siyaseti okumak tarihi okumakla başlar.Geçmişte benzer bir referandumun halkın onayından geçmediğini unutmamamız lazım.
Bu önemli reform seçim dönemlerinde yapılacak bir iş değildir. Çünkü yargı, siyasetin en uzağında durması gereken alandır.
Seçime giderken gündeme getirilen her reform, içeriği ne kadar haklı olursa olsun, halkın gözünde samimiyet sınavını geçemez.
İçinde bulunduğumuz şartlar altında hazırlanacak bir yargı reformununda kanaatimce referandumdan onay alması son derece zordur.
Çünkü seçim öncesi yapılan her hamle, ister istemez siyasi hesapla anılmaktadır.
Kısacası; seçimden sonra yapılacak bir yargı reformu, daha sakin, daha sağlıklı ve daha meşru olur.
Ama bu şartlarda illede halka gidilecekse, bunun tek bir anahtarı vardır.
Dokunulmazlıkları daraltmak, ayrıcalıkları törpülemek ve “herkes için adalet” ilkesini lafla değil, somut düzenlemeyle ortaya koymak ve bunuda referanduma dahil etmektir.
Eğer bu reform, dokunulmazlıkların sadece kürsü dokunulmazlığı ile sınırlandırılmasıyla birlikte halkın önüne gelirse, işte o zaman dengeler değişebilir.
Çünkü ülkemizde siyasetçiye sağlanan dokunulmazlık zırhı artık usulsüzlüklerin rüşvetin zırhı olarak anılmakta ve adaletsizlik olarak sorgulanmaktadır.
Halkın adalet duygusunu en fazla yaralayan konu, ayrıcalıklı siyasetçi algısıdır.
Toplum, yargıdan çok önce bu adaletsizliği sorgulamaktadır.
Yargı reformu ile yargıç sayısını artırmakla adaletin daha erken tecelli edeceği bir muamma iken .Dokunulmazlık zırhının kürsü dokunulmazlığı ile sınırlandırılması sonucu dokunulmazlıklar arkasına saklanarak işlenen suçlardan mahkemelerimizin yükünün azalacağı kesindir.
Milletvekilliği dokunulmazlığı bugünkü haliyle korunurken yargıya reform dayatmak, topluma “adalet var ama bazıları için” demektir. Bu da referandum sandığında karşılık bulmaz.
Dokunulmazlık, kürsü dokunulmazlığıyla sınırlanmadıkça; yargının bağımsızlığına dair atılacak her adım eksik kalır.
Halkın önüne gidecek bir referandum paketi, adaleti yukarıdan aşağıya değil, herkes için tesis edeceğini göstermelidir. Aksi takdirde reform değil, makyaj oylanır.
Yargının güçlendirilmesi ile siyasetin ayrıcalıklarının sınırlandırılması aynı madalyonun iki yüzüdür. Biri olmadan diğeri inandırıcı değildir. Bu nedenle yargı reformu ile milletvekilliği dokunulmazlığının sınırlandırılması aynı referandumda, aynı paketle halkın önüne gelmelidir. Ancak o zaman toplum “evet” demeyi ciddi ciddi düşünür.
Bu iki konu birlikte halkın önüne gelirse o zaman bir ihtimal var derim
Aksi hâlde, en doğru reform bile yanlış zamanda yapıldığında sandıkta karşılık bulmaz.