“Yargı tutunabileceğimiz son kaledir…”
Yargı konusunda bundan daha başka ne söylenebilir ki!
Her ne kadar zaman zaman yargı konusunda da şikayet ve endişeler yaşansa da bunun ötesi yoktur…
Güveneceğiz, güvenmek zorundayız, yargının daha güçlü ve bağımsız olması için her toplum bireylerine muhakkak bir iş düşer…
Asena’nın şu saptaması da önemli;
“Yargıçlar sihirbaz değildir…”
Düşünün bir kez;
KKTC nüfusu 150 bin iken toplam yargıç sayısı 8 idi…
Şu anda sayı aynı sayı, tek bir artış yapılmadı!
…
Aslında burada sorun GAÜ’nün bireysel sorunu filan değildir…
GAÜ, bir başka üniversite için dava açmış ve Yüksek İdare Mahkemesi de bir karar üreterek Girne Üniversitesi isminin kullanılmasının yasa dışı olmasına karar vermiştir!
Sorun YİM kararının ne ilgili üniversite ne de devlet kurumları tarafından tanınmamasıdır…
Burada empati yapmak gerek;
Size haksızlık ve yasa dışılık yapıldığı için mahkemeye başvuruyorsunuz, haklılığınız karara bağlanıyor ama ne hakkınızı yiyen ne de bu devletin kurumları bu kararı uygulamıyor, siz de bu kez bu kanunsuzluğu yine mahkemeye vermek zorunda kalıyorsunuz!
Çıldırmamak elde mi?
…
Sevgili okurlar hukukun tanınmadığı ama hukuk devleti olan bir ülkede yaşıyoruz!
Hukuksuzluğun şifrelerini dün Serhat Akpınar verdi aslında…
“Bu ülkede devlet üstünde devlet var!”
Yani bir takım devlet organlarının ipini elinde bulunduran ve aslında kendine suç ortağı yaratan devlet üstü organizasyonlar bunlar!
Eğer YİM gibi bir kurumun kararı tanınmıyorsa ve bu hukuk tanımamaya devletin en üst makamlarından bakanlar bile destek veriyorsa artık kendini devletin üstünde görenler, siyasileri parmaklarında oynatanlar zıvanadan çıkmış demektir…
Akpınar’ın da vurguladığı gibi yasalar uygulanmadığı hatta devletin bir takım kurumları tarafından katledildiği zaman da devlet devre dışı kalır ve kurumlar karşı karşıya gelir…
Ya da insanlar!
…
Bu sadece GAÜ’nün davası filan değildir!
Toplumun genelini ilgilendiren, adaletsizliğe prim veren, her an her kişinin ya da kurumun başına gelebilecek, yargı kararlarının manüple edildiği, devlet organlarının emir altına alındığı bir süreç içine girilmiş ve böylelikle devlet zayıf ama devlet üstü bazı şahıs ve kişilerin egemenliği söz konusudur…
Tutunabileceğimiz son kale de yıkılırsa ve yıkımı devletin kendi makamları desteklemişse sözün bittiği noktadır!
İskele ve Karpaz gençliği tedirgin!
“Sevgili Levent Ağabeyimiz,
Dün akşam İskele ve Karpaz gençliği bir araya geldik. Toplanma nedenimiz son yıllarda artan gençlerin göç olayıydı.
Bölgemizde her gün bir arkadaşımız göç etmeye başladı, buna derinden üzülüyoruz.
Gençliğin bölgeden kaçmasını önleyecek, engelleyecek bir siyasi irade yok mu bu ülkede?
Yoksa eğer onlar da siyasi arenadan göç etsinler ve yeni siyasi anlayışların önünü açsınlar!
Bunun için her yolu deneme kararı aldık…
Geçmiş yıllarda ÖRP kurulmadan önce CTP tarafından kapatılan Gençlik Bakanlığı’nı ülke gençli olarak unutmuş değiliz!
Biz İskele ve Karpaz gençleri olarak diğer bölgelerdeki genç arkadaşlar gibi var olmak, devlet olanaklarından adil olarak yararlanmak istiyoruz!
Ülkemizde artık değişim kaçınılmaz olmuştur ve biz de geleceğimiz için bu değişimin yaşanması için örgütlenerek ses getirecek eylemlere imza atacağız.
Saygılarımla…”
(Binal Sanlı SANLIER)
Komik oluyorsunuz Gülgün hanım!
Lefkoşa Devlet Hastanesi kardiyoloji servisi şefi Dr.Gülgün Vaiz sosyal medyadan paylaştığı yazısında ‘Orada yazdığı müddetçe artık Kıbrıs Posası’nı okumayacağım diyor!
Bunu okuyunca hayretler içine düştüm…
Demesi şu;
“Levent Özadam’ı bu gazeteden atın gazeteyi almaya başlayayım!”
Komik şeyler bunlar Gülgün hanım!
Bir tıp insanının demokrasi anlayışının bu kadar kıt ve dar olmasına üzüldüm…
Sizin ‘dedikodu’ dediğiniz bizim yazılarımız aksine gerçekten öte değildir!
Bizim haber kaynaklarımız vardır ve sağlık alanında da bunlar genelde yine sizin gibi tıp insanlarıdır…
Ayrıca bizim tiraj kaygımız filan da yoktur, 30 yıllık meslek hayatımızda bu doygunluğa zaten erişmiş bir basın mensubuyuz!
Günlük yazılarımız Kıbrıs Postası ve Kıbrıs Time’de 10 binin üzerinde okuyucu kitlesine sahiptir…
Siz okumamaya devam edin olur mu!
Ama inancımız odur ki bizim hararetli okuyucumuz olmaya devam edeceksiniz…
“Çivi çakılmasın” talimatını kim verdi!
K.T.Tabipleri Birliği Başkanı Filiz Besim’in dehşet açıklamaları vardı dün basında…
Lefkoşa’ya yeni hastane yapılma kararı alındı diye birileri talimat vermiş ve şu anki hastaneye tek bir çivi çakılmamasını istemiş!
Bunun Türkçesi şudur;
Yenisi yapılıncaya kadar vatandaş hasta olmasın!
Ya da gitsin özelde tedavi görsün…
Talimatı verenin ise ismi meçhul;
Ya Sağlık Bakanlığı ya da Maliye Bakanlığı!
Üçüncü bir alternatif yok…
Bu devlet geçmişte hiçbir zaman bu kadar kötü yönetilmemişti!
Turist kuruş para harcamıyor!
Ülkenin ender turizm gönüllülerinden Huzurağaç Restoran sahibi Ercan Küçük kardeşimiz uyardı;
Güney’den gelen turist buradan su bile almıyor diye!
Bir güzel de resimlemiş bu durumu…
Turistler Güney’den getirdikleri yemek ve içecekleri tarihi bir mekanın önünde böyle midelerine indiriyorlar!
Bizim esnaf ise sinek avlıyor…

Din İşleri’nde neler oluyor!
Din İşleri Dairesi’nde garip şeyler oluyor…
Bazı din adamları da çileden çıkıyor!
Örneğin resimdeki kartvizit olayı;
Rauf Alhallaq…
Dairenin Lefkoşa Bölge temsilcisiymiş!
Kendine kartvizit de bastırmış ve Dış İlişkiler Müsteşarlığını kapmış…
Kime sormuş, kim vermiş kendine bu yetkiyi bilen yok!
Bu arada Din İşleri Dairesi Başkanı Talip Atalay ile de ilgili çok ilginç iddialar yapılıyor…
Onlar da Pazartesi günü inşallah!

Dersler niçin boştu!
Yeni Erenköy Lisesi’nde dersler boş olduğu için 3 öğrenci ekmiş ve bakkaldan aldıkları biralarla kafaları çekmişler!
Öncelikle şunu belirtelim;
Bu olay Lefkoşa’da bir lisede olsa ortalık kalkar oturur ve günlerce basında manşet olurdu!
Ama bölge Karpaz bölgesi Yeni Erenköy’de olduğu için çok azla ses getirmez…
Karpaz insanının kaderidir bu!
Bu dersler niçin boşmuş, ilgili öğretmenler neredeymiş, okul yöneticileri bunu mercek altına almış mı, bakkal nasıl olur da 16 yaşındaki öğrencilere bira satar…
Bu ülkede gerçekten de eşitlik yok ve bölgecilik ön planda!