​Sosyal devletin en temel vaadi, vatandaşının zor gününde yanında olmak, özellikle de tutunacak dalı kalmamış yetimin ve dulun hakkını korumaktır. Ancak bazen mevzuat bahanesiyle alınan hatalı kararlar, korumakla yükümlü olduğu insanları öyle bir çarkın içine iter ki; niyet korumak da olsa sonuç tam anlamıyla bir mağduriyete dönüşür. Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaşanan ve duyduğumuzda "Bu kadar da olmaz" dedirten bir uygulama, tam olarak bu bürokratik akıl tutulmasının özeti niteliğindedir.
​Hikaye tanıdık ve bir o kadar da üzücü: Hayatını kaybeden sigortalı bir babanın ardından, geride kalan eşine dulluk, henüz 3 yaşındaki evladına ise yetimlik maaşı bağlanır. Buraya kadar her şey sosyal güvenlik sisteminin doğasına ve vicdana uygundur. Küçük çocuğun hakkı olan para her ay düzenli olarak adına açılan banka hesabına yatırılır. Ancak tuhaflık ve mağduriyet tam da bu noktada başlar.
​Çocuğun kanuni vasisi, onu doğuran, büyüten ve her türlü bakımını üstlenen öz annesidir. Fakat idarenin, geçmişte Savcılıktan aldığı bir görüşe dayanarak başlattığı tamamen keyfi ve açık bir yasal dayanağı dahi bulunmayan bu inisiyatif yüzünden anne, bankada kendi evladı adına biriken parayı çekememektedir. Kurumun yürüttüğü bu uygulama der ki: "Çocuğun maaşı 18 yaşına kadar bankada tutulacak." Eğer anne, çocuğunun beslenmesi, eğitimi veya sağlığı için bu parayı kullanmak isterse, yapması gereken tek bir şey vardır: Aylarca sürecek bir mahkeme süreci başlatmak, dava açmak ve mahkemeden özel bir karar çıkartmak.
​Şimdi eğri oturup doğru konuşalım: Doğrudan açık bir yasaya bile dayanmayan, tamamen bir Savcılık görüşü üzerinden yürütülen böyle bir inisiyatif hangi mantığa sığar? 3 yaşındaki bir çocuğun yasal olarak her şeyinden sorumlu olan anneye, yetim maaşını çekebilmesi için "git mahkemeden karar getir" demek ne kadar makuldür? Zaten hukuken o çocuğun doğal vasisi olan bir anneye, kendi evladının vasisi olduğunu tekrar mahkeme kanalıyla kanıtlatmaya çalışmak bürokratik bir israftan başka nedir?
​Meselenin finansal boyutu ise bu mağduriyeti katmerli bir adaletsizliğe dönüştürmektedir. Bankaya her ay düzenli olarak yatırılan bu para, vadesiz bir hesapta tutulduğu için herhangi bir nemalandırmaya tabi tutulmamaktadır. Türk Lirası’nın mevcut ekonomik konjonktürdeki durumu ve enflasyon göz önüne alındığında; 3 yaşında yatmaya başlayan bir para, çocuk 18 yaşına geldiğinde sadece kâğıt üstünde bir rakamdan ibaret kalacaktır. Yani idare, yetimin hakkını "korumak" adına bankada kilitli tutarken, aslında o paranın erimesine ve çocuğun geleceğinden çalınmasına göz yummaktadır. Çocuğun bugün bezine, mamasına, yarın kreşine harcanması gereken öz kaynağı, sırf kurumun kendi ürettiği bu esnetilemeyen kural yüzünden eriyip gitmektedir.
​Soruyoruz:
​Yetimin parasını korumak, onu enflasyona ezdirerek banka hesaplarında çürütmek midir?
​Çocuğun bakımıyla mükellef olan anneye güvenmeyip, yasada net bir zorunluluk yokken sırf bir kurum içi görüşe dayanarak vatandaşı mahkeme kapılarında zaman ve para harcamaya zorlamak hangi sosyal devlet anlayışıyla bağdaşır?
​Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Sosyal Sigortalar Dairesi ve ilgili yetkililer, tamamen inisiyatifle yürütülen bu bürokratik saçmalığa ve dayanaksız uygulamaya derhal bir son vermelidir. Çözüm son derece basittir:

Yasal vasi olan anne veya babanın, çocuğun maaşını doğrudan ve ek bir mahkeme kararına gerek duyulmadan alabilmesini sağlayacak mantıklı bir işleyiş acilen devreye sokulmalıdır. Eğer çok özel durumlar için bir denetim mekanizması kurulacaksa bile, bu durum maşeri vicdanı ve aileyi mağdur edecek bir engel haline getirilmemelidir.
​Kurallar, insanların hayatını zorlaştırmak için değil; kolaylaştırmak ve adil bir düzen sağlamak için vardır.

3 yaşındaki bir yetimin hakkını korumak, o parayı banka kasalarına hapsetmek değil; çocuğun bugün daha iyi şartlarda yaşaması için annesinin kullanımına sunmaktır.

Esnetilmeyen soğuk uygulamalar vicdanın önüne geçtiği zaman, orada adalet kalmaz. Ve hiçbir çocuk, mantıktan uzak kurum kararlarıyla beslenemez.

...

MESAJ KUTUSU

Sayın Mehmet AKTUNÇ, UBP Lefkoşa Belediye Başkan adaylığınız konusunda nihayet karar alındı ve artık resmiyet kazandı. Çok güçlü bir adaya karşı yarışacaksınız, mimar olmanız sizin için en büyük avantaj sayılıyor, bu arada Türkiye’den gelen uzman ekiplerle çalışmalara başladığınız söyleniyor, hayırlara vesile olsun...

...

Sayın Melek ÖKSÜZ, Başbakan Üstel nihai kararı verdi ve UBP Lefkoşa Belediye Başkan adayı oldunuz. Bölgenin tanınmış simalarından birisi olarak partiniz tam destek verirse ipi göğüsleme şansınız çok yüksek. Bu arada partinizin ilçe başkanı ile şimdiden çalışmalara başlamanız öneriliyor haberiniz olsun istedik...

...

Sayın Oğuzhan HASİPOĞLU, babası vefat eden 3 yaşındaki çocuğuna şimdi maaş bağlanmayıp 18 yaşına gelmesi bekleniyorsa o sistemde ciddi bir sakatlık var demektir. Kurmaylarınıza talimat verip çağdaş yeni bir sistem oluşturulması şart olmuştur zira anneye bağlanan maaş ev kiralarını bile yetmeyecek miktardadır...

...

Sayın Süleyman ULUÇAY, deprem riski bulunan Deniz Yıldızı apartmanlarının su sayaçlarına el konulması çok önceden yapılması gereken bir icraattı. Ancak kavurucu yaz sıcaklarında karar vermeden önce empati yapıp daha önce bildirim yapsaydınız en azından önlem almalarını da sağlamış olacaktınız. Bu arada binanın yıkılıp bir işletmeye devredilecek yönündeki iddialar umarız doğru değildir...

...

Sayın Erhan ARIKLI, G.Mağusa belediye başkan adaylığı konusunda büyük ortak size danışmadan karar üretince kendileriyle tüm köprüleri yaktığınız ve kendi adayınızı çıkararak UBP adayına takoz koymak için her türlü girişiminde bulunacağınız konuşulmaya başlandı. Ama bu konuda kesin konuşmayın zira bir kaç güne kadar kapınız her an çalınabilir...

...

Sayın Ünal ÜSTEL, bu hafta sonuna kadar tüm belediye başkanlarını ilan edip hemen ardından genel seçimler için kolları sıvayacağınız propaganda çalışmalarına başlayacağınızı duyduk. Bu sıralar yine de küçük ortaklarınızla iyi geçinmekte yarar görüyoruz zira siyasi kulislerde şok kararlar alabilecekleri artık dışarıya da yansımaya başladı...

...

Sayın Derviş KARACA, partisine ve adaylara tepki gösterenlerin bir çoğu yerel seçimlerde şahsınıza oy vermek için sanki de sıraya girmiş durumdalar. Tepki oyları ipi göğüslemenize ne kadar yeter bilemeyiz ama anladığımız kadarıyla sizin bile beklemediğiniz bir oy oranına sahip olacaksınız gibi görülüyor, hadi bakalım hayırlara vesile olsun...

...

Sayın Fatma Çimen TUĞLU, son birkaç gündür Bafra sahilinde başlayan kanalizasyon kokusu artık diğer otellere kadar da ulaştı diye duyduk. Seçim öncesi sizin için kara propaganda için de kullanılacağa benziyor, hiç gecikmeden önlem almanız isteniyor. Bu arada rakip başkan adayı ile de burun buruna bir yarış içinde olacağınız tahmin ediliyor, gazanız mübarek olsun...

...