Günün yorgunluğu, akşam yemek sonrası oturdum, bir sigara yakıp aklımda günün analizi, hani olur ya bu gün şu oldu, bunu yaptım, birde bu vardı. Gibi film şeritleri geçer, birden içinde bulunduğumuz bu küçümen adanın, yarısın da nasıl bir girdaba kapılmışız derken buluyorum kendimi.
* * *
Aslında bunu düşündüren, bu gün yapmış olduğum bir ziyaret de antika koleksiyoncusu yeğenimin, onları sergilediği odasını gezerken gördüklerimdi. Bir çok eşya tamamen Kıbrıs üretimi, bel-cola, bixi, Blue band, cam şeker vs daha bir sürü eşya var. Ve biz üretiyorduk hem de neredeyse her şeyi üretiyorduk. Hayvancıydık, çiftçiydik, işciydik, fabrikalarımız vardı, beyaz eşya yapardık, tere yağ, şampuan üretirdik, kot dikerdik, ayakkabı üretirdik, doktorlarımız halkın doktoru idi sermayenin değil, öğretmenlerimizin her şeyiydik müşterisi değil, kültür sanatımız folklorümüz vardı gider öğrenirdik adamızı, ekmeğimiz evde pişerdi.
* * *
Neredeyse her şeyi üretirdik, kooperatiflerimiz her dalda üreticiyi destekler, gençleri teşvik ederdi. Yine şartlar zordu, ancak aştan kesecek kadar değildi, yine enerji yoktu ancak bedeli ağır değildi, arabalar çok değildi ancak her yere gidebiliyorduk, asvalt yine yoktu ancak bu kadar mühendislik hatası ölüm yoktu. Telefonlar evdeydi ancak her kes herkese ulaşıyordu, siyaset yine yozdu bu günleri yarattı ancak kendi halkına bu kadar hain değildi.
* * *
İşte bir sigaralık vakite sığdırdığım bu ada yarısını, kül taplasıyla sönen sigara ile gerçeğe döndüm, siyaset yok, adalet yok, kaliteli sağlık hizmeti yok, eğitim yok, kültür sanat yok, yol yok, enerji yok, aş yok, yarın yok. Peki biz niye varız?

Bir sigar içimlik düşler, insanı hep bir yerlere taşır.

Behiç Anibal…