Dünya iki yıldır Gazze’de yaşanan büyük bir insanlık trajedisine tanıklık ediyor. İsrail’in saldırıları sonucunda yetmiş binden fazla insan hayatını kaybetti.
Hastaneler yıkıldı, sağlık sistemi çöktü, açlık bir silaha dönüştü.
Çocuklar bombalar altında değilse bile açlıktan, susuzluktan ve tedavi edilemeyen hastalıklardan ölüyor.
Gazze’de her gün çocuklar yetim kalıyor, kadınlar dul kalıyor, bebekler daha doğmadan yaşam mücadelesini kaybediyor.
Hiçbir çocuğun görmemesi gereken sahneler artık sıradan haber başlıkları hâline geldi. Ve bütün bunlar yaşanırken, insan hakları, demokrasi ve barış söylemini dillerinden düşürmeyen Avrupa Birliği’nin sessizliği vicdanları yaralıyor.
Avrupa Birliği Gazze’de yok.Ne etkili bir yaptırım var,ne caydırıcı bir tutum,
ne de samimi bir barış çabası.
Ama söz konusu Kıbrıs olunca, AB yetkilileri bir anda son derece duyarlı, son derece hassas ve “çok duygulu” olabiliyor.
AB Komisyonu Başkanı’nın Güney Kıbrıs’ta Hristodulis tarafından sınır hattına götürülüp, variller arasından kuzeye baktırılması ve ardından “çok duygulandım” açıklaması yapması, gerçeklikten kopuk bir siyasi gösteriden ibarettir.
Hele de Ledradan yürüyerek kuzeye geçmek dururken Kıbrıs konusuna ivme kazandıracağız söylemi ise samimiyetten uzak tamamiyle politik bir söylemdir.
Kıbrıs’ta sorunlar vardır, evet.
Ancak Kıbrıs’ta savaş yoktur. Bombardıman yoktur. Açlıktan ölen çocuklar yoktur. Yıkılmış hastaneler, yerle bir edilmiş şehirler yoktur.
Kıbrıs’ta barış vardır.Eksik, kırılgan, tartışmalı olabilir ama barıştır.Ve bu barıştan Rum tarafı AB de fazlası ile istifade etmektedir.
Keşke AB Komisyonu Başkanı, sınırda kurgulanmış görüntülerle duygulanmak yerine Gazze’ye gitseydi.
Yıkılan hastaneleri, enkaz altından çıkarılan çocukları, açlıktan kemikleri sayılan bebekleri görseydi. Keşke barışı gerçekten nerede aramak gerektiğini orada fark etseydi.
Daha da düşündürücü olan, AB Komisyonu Başkanını sınıra götürüp varillerin arasından kuzeye baktıran Güney Kıbrısın bugün AB dönem başkanı olmasıdır.
Bu tablo, Avrupa Birliği’nin değerler konusundaki çifte standardını açıkça ortaya koymaktadır.
Avrupanın ikiyüzlüğüne yabancı değiliz.En bariz örneği Annan Planıdır.
Hatırlarsınız.
Avrupa, Annan Planı sürecinde de Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri tutmamış,
Avrupa Birliği Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günter Verheugen günlerce Kıbrıslı Türklere evet demeleri halinde artık cezalandırılmayacakları izolasyonların kalkacağı sözlerini vermiş ,referandum sonucunda ise sadece Rumlar tarafından kandırıldım demekle yetinmişti.
Bugün de benzer bir tutum sergilenmektedir: Barış dili yerine baskı, diyalog yerine manipülasyon tercih edilmektedir.
Eğer Avrupa Birliği gerçekten barıştan yanaysa, önce Gazze’ye bakmalıdır.
Eğer insan haklarını savunuyorsa, önce çocukların öldüğü yerlere sesini yükseltmelidir.
Eğer samimiyse, duygusallığını variller arasında değil, enkazların arasında göstermelidir.
Kıbrıs’ta barış vardır.
Eksik olan Kıbrıslı Türklerin bu ada üzerinde Kıbrıslı Rumlar kadar eşit hak ve menfaatlere sahip olduğunu gören Kıbrıslı Türklerle konuşup diyalog kuran ve onlara varillerin arkasından bakmayan siyasettir.
