Halk olarak freni boşalmış bir araba gibi yokuş aşağı gidiyoruz.

Bir yere mi çarpacağız, birine mi vuracağız, taklamı atacağız? Kimse ne olacağını bilmiyor.

Cinnet toplumuna doğru yol almaktayız.

Toplumsal yaşamımızın gündemini günden güne daha fazla meşgul eden ve de toplumun genelini rahatsız eden şiddet olgusu günden güne tırmanarak artıyor.

Tarihe baktığımızda normal yoldan insana verilen güzel hasletlerle sorunlarını çözemeyen insanlar, toplumlar, devletler şiddet yoluna başvurarak sonuca ulaşmışlar.Bu olguda savaşları ve terörü içinde barındırıp, beslemiş.

Şiddet günlük yaşantımızda farklı şekillerde karşımıza çıkarak bizlerle iç içelik kazanmış gibi.

Hak ihlaline karşı hak alma şeklinde başlayıp kendiside hak ihlaline dönüşse de; insanların, çevrenin, toplumların hoş görmesiyle kendine meşruluk sağlama yolunu tutmuş.

Aşağıdaki tekerleme bu duruma en güzel örnek;

“Hakkı’nın Hakkı’da hakkı varmış, Hakkı Hakkı’dan hakkını istemiş, Hakkı Hakkı’ya hakkını vermeyince, Hakkı Hakkı’nın hakkından gelmiş.” Ne var bunda? Hakkı en doğal olanı yapmış değil mi?

Toplumlar ilkel çağlarda kabile, klan, boy şeklinde örgütlenmişler. Sonrasında feodal yapıya ulaşmışlar.O zamanlar güçlünün güçsüze karşı uyguladığı ‘şiddet’ göze görünmez, olağan sayılırmış.Toplumların gelişimi sürecinde “şiddet” olgusu “otorite” ile farklı boyutlarda da olsa paralellik gösterdi.

Günümüz dünyasında ise, siyasi otoritelerin hak aramaya karşı tahammülsüzlükleri, ekonomik gelir dengesizlikleri, geciken adalet ve yargılama, TV dizileri, filmler, spor karşılaşmaları şiddeti tırmandıran faktörlerden bazıları.

Gazete ve TV haberlerinde şiddet artık olağan görüntülerden . Mahalle kavgaları, aile içi kavgalarda da şiddet öne çıkan günlük hayatımızın olağanı haline gelmiş.

Çocuklara örnek olacak büyükler kendi davranışlarını denetleyemediklerinden çocuklara yasak koymaları adeta tetikleyici bir unsur durumunda.

Böyle olunca da çocuklar arasında oynanan oyunlar birilerine bir şeylere zarar vermeye dönüşmüş.

Çocuklarımız için sokak ve çevre adeta olumsuzluklar potansiyeli haline gelmişken, tabii ki bu olumsuzluk okullara kadar sirayet etmiş durumda.

Münferit olarak addedilen bir olay sonucu, bir hiç uğruna kaybedilen canlar toplumumuzun duyarsızlıklar hanesinde yerini alırken, piyangonun yarın kime vuracağı belli değil.

Sadece ateş düştüğü yeri yakar ve her şeyde olduğu gibi bu yaşananlarda unutulup gider.

Ancak! Unutmayalım ki, o olayı yaşayan ve ruhsal travma geçiren küçük beyinler, gelecekte bu toplumu yönetecek bireyler.

Devlet, kurumlar, eğitimciler, aileler ve kısacası toplumun tüm katmanları el ele vererek ulusal seferberlik ilan etmek için daha fazla beklememeli.

Eğitim ve bakış açısı değişmedikçe, toplumsal uzlaşı ve hoşgörü sağlanmadıkça, bir tek yasaklarla ve yasal düzenlemelerle pek bir yere varmamız ise olası değil.

Yasaklamaların/düzenlemelerin caydırıcılık açısından olumlu katkısı olsa da, olumsuz tepki vererek rağbet oluşturma konusu da yadsınamaz.

Şiddet olgusu ile bağlantılı olmasa da arabada kemer takma konusunda yaşanan süreci buna örnek olarak verebiliriz.

Gelinen noktada, araçlarda emniyet kemeri takma konusunda epey mesafe katetmiş durumdayız.

Ancak, tüm bu olumlu gelişmelere rağmen hedef kitle üzerinde pek etkili olamıyoruz gibi.

Onları hayata hazırlayan, meslek kazandıran, spora, sanata ve diğer kültürel etkinliklere yönelten gençlik merkezleri bir an önce açılmalı eğitim kurumlarımız bu konuda müfredat yenilemeli ve yaygınlaştırılmalıdır. Polis ve adliye, gençlik sorunlarının gideceği son merci olmalıdır.

Vurma! Konuş sloganının, şiddet önleyici olarak bireysel ve toplumsal iletişimde etkinleştirilmesi. Özellikle yeni nesillerin zihninde etkili bir yer kazanmasını sağlamak önemli.

Şiddet dün vardı, bugün var, yarında var olacak. Avrupa kıtasında da var, Amerika kıtasında da! Bizim gibi Sosyal-Ekonomik dengesizlikleri olan toplumlarda ise boyutları daha yüksek.

Ülkemiz açısından toplumsal bir seferberliğin kıyısındayız.

Bu bağlamda en büyük görev devlete ve onun organlarına düşüyor.

Küçük ülkemizde gün geçtikçe şiddetin gittikçe daha azılısını yaşamaya başladık.Geçen hafta bir gencimizi daha kaybettik.Hemde bu ada üzerinde daha önceden görmediğimiz bir şiddette maruz kalarak.

Baba olmaya hazırlanırken gözüdönmüş prangaya vurulması gereken bir canavarın saldırısına uğrayarak bu hayata veda etti.

Geride onlarca kederli aile bireyi .Toplumun psikolojisini derinde etkileyen yeni bir travma daha kaldı.

‘Sevgi yerine korku ile büyüyen yürekler yüzyılların getirisi şiddeti daha da büyüterek egemen kıldılar. Korkuyu bastırmak için saldırmak sorunları çözmek yerine daha da artırsa da istem dışı davranış olarak adlandırılır. İster tepki diyelim, ister içgüdüsel dürtü! Duygular yerine şiddeti doğuran korku bastırılınca sevgi yeşerecektir.

Sevgi çoğaldıkça da şiddet yok olmasa da azalacaktır.