Gezi Parkı Direnişi karşısında Başbakan Erdoğan’ın oldukça sert bulunan üslubunu neye yormalı? Ya Erdoğan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın “Tayyip Erdoğan'ı kimseye yedirtmeyiz… Önümüzdeki yıl seçimler vesaire doğrudan sayın Başbakanımızın imajına zarar vererek burada farklı siyaset mühendislikleri yapmak isteyenler, şunu çok iyi bilsinler bu halk da başbakanına sahip çıkar” ifadelerini nasıl okumalı? Peki ya borsadaki 2003’leri hatırlatan büyük düşüşü?
Erdoğan’ın yangın üzerine benzinle giden açıklamalarının altında, bir yerlere vermek istediği başka bir mesaj varsa eğer; Başdanışmanı “Erdoğan’ı kimseye yedirtmeyiz” diyerek Türkiye Başbakanı’nı “siyaset mühendislikleri” ile yemek isteyenler olduğunu ima ediyorsa şayet, Taksim Gezi Parkı’nda kendiliğinden gelişen, tüm Türkiye’ye ve dünyaya yayılan hareketin o kadar da kendiliğinden gelişmediğini mi düşünmeli? Hem ABD yönetiminin ve Amerikalı pop yıldızlarının direnişi bu kadar sahiplenmesini nasıl açıklamalı?
Gidişat bir Tahrirse, bu işe son noktayı tıpkı Mısır’daki gibi asker mi koyacaktır? Veyahut Erdoğan yerine Cumhurbaşkanı Abdullah Gül mü yeni lider olarak lanse edilecektir?
Bu olasılıklar ciddi ciddi masadadır artık ve Türkiye’nin tüm siyasal partileri, tüm aydınları, akil insanları bir araya gelerek gelişmeleri tartışabilmeli ve uzlaşı için derhal yeni kanallar inşa etmelidir. Çünkü direniş olabilecek tüm provokasyonlara açık ve aniden iç savaş patlatacak bir seyre sahiptir.
Zamanında ABD’nin desteği ile nasıl bir toplumsal mühendislik yaratıldığını ve
AK Parti’nin nasıl iktidara geldiğini bilenler, benzeri bir siyasal ve toplumsal mühendisliği devreye sokarak, Türkiye’de sadece kendi işlerine yarayacak yeni bir toplumsal proje yaratma hazırlığında olabilirler.
Direnişin elbette yadsınamaz, tartışmasız haklı bir zemini vardır. Ama bunun gerisinde ve ötesinde ne var sorusunu herkes sorabilmeli ve tartışabilmelidir. Sivil inisiyatifler siyasal mühendislik projelerinin ve/veya darbe şakşakçılarının kurbanı olmadan, şiddete karşı şiddet üretmeden, pasifist eylem modelleri üzerinde örgütlenmelidir. Sivil hareketlerin duyarlılıkları ve tepkilerinin, ulusötesi siyasal mühendislik projelerinin manipülasyonlarına alet olma ihtimali ortadan kaldırmalıdır. Bu da örgütlülükle ve bilinçli hareket etmekle sağlanır.
Turuncu, kadife devrimlerden bahseder bahsetmez “ulusalcı”; ABD politikalarına güven beslemedikçe “komplocu”; sosyal medyaya ihtiyatla yaklaşırsanız “paranoyak” olarak yaftalanırsınız. Felsefeyle haşır neşirseniz, önemli olanın sadece soru sormak ve cevapları aramak olduğunu unutmamalısınız.
Şimdi doğru soruları sormazsak, Türkiye’den olan bitenden ilk etkilenecek, Ortadoğu’nun yanı başındaki bir ada olarak başımıza neler örüldüğünü her şey olup bittikten sonra fark ederiz… Türkiye’de oluşan sivil direnişin, askeri bir darbenin, ulusötesi siyasal ve toplumsal mühendislik projelerinin ve Büyük Ortadoğu Projesi’nin yeni bir evresinin baş figüranı olmaması için aklıselim hareket edilmesi gerekiyor.
Kuzey Kıbrıs için dizayn edilmiş siyasal ve toplumsal mühendislik projelerinden ağzı yanmış bir toplum olarak, yaşadığımız deneyimin ürettiği sonuçları henüz unutmadıysak, toplumsal direnişlere dışarıdan destek verenlerin kendi çıkarlarını koruduktan sonra toplumları nasıl sap gibi ortada bıraktığını hatırlatmak elzemdir.
Ha ama büyük balıkların dediği olur, işimize geliyorsa seve seve figüran da oluruz diyenler varsa hala, umutla desteklediğimiz çözüm ve AB mitingleri ve referandumdan sonra bu ülkenin siyasetinin ve ekonomisinin ne hale getirildiğini anımsatırım.