Levent Özadam önceki günkü haberinde, Dışişleri eski Bakanı Hüseyin Özgürgün’ün kendi evi için aldırdığı çeşitli bahçe dekorasyon malzemelerini, çiçekli ve çiçeksiz değişik bitkiler kisvesinde Dışişleri Bakanlığı’na faturalandırdığını ve ödemelerin bir kısmının Dışişleri Bakanlığı tarafından yapıldığını belgeleyerek, kamuoyu ile paylaştı.


Bu tür yolsuzluk iddiaları KKTC patronaj siyaseti için yeni olmamakla birlikte, gelinen aşamada son bulması gereken yozlaşmış, kötü yönetim örnekleridir. Bu iddiaların gereği devletin ilgili kurumları tarafından yerine getirilmez ve yine sümen altı edilirse veya iddiaları ortaya atan çiçekçilik şirketi iddialarından caymaya ikna edilirse, demokratik ve şeffaf bir siyaset anlayışıyla devlet yönetme geleneği bundan sonra da gelişmeyecektir.


Geçici hükümetin Dışişleri Bakanı Kutlay Erk’in konuya yaklaşırken gösterdiği hassasiyetin daha fazlasını yeni hükümetin Dışişleri Bakanı Özdil Nami göstermeli, iddialara ilişkin soruşturma açılmasını talep etmeli ve soruşturmanın takibini yapmalıdır. Hüseyin Özgürgün iddiaları kesin olarak çürütmeli; çürütemiyorsa da derhal istifa etmelidir.


Her gelen iktidarın bir önceki iktidara ilişkin kötü yönetim, yolsuzluk, kayırmacılık vb. iddialarını çoğu kez yargıya taşımadığı bir hükümet etme geleneğinin ortadan kalkması, toplumun bu ve benzeri yolsuzluk iddiaları karşısında tepkisini çekinmeden ortaya koymasına bağlıdır.


Güney Kıbrıs da dahil dünyada, yaptığı yolsuzluklar nedeniyle derhal istifa eden siyasiler listesi epeyi uzun… En son, geçtiğimiz şubat ayında istifa eden Almanya eski Cumhurbaşkanı Christian Wulff’u hatırlatmak yeterli olacaktır. Wulff’un bir iş insanın eşinden yasal faizden düşük, özel kredi alması ve bazı iş insanlarının villalarında tatil yapması Alman kamuoyunun tepkisine neden olmuş; Wulff kamuoyu ve medyanın yükselen baskısıyla, "Bana olan güven zedelendi. Bu yüzden istifa ediyorum” diyerek, görevinden istifa etmişti.



Peki biz artık Hüseyin Özgürgün’e güvenebilecek miyiz? Güvenemeyeceksek, devlet kaynaklarını kişisel çıkarları için kullanabilen seçilmiş politikacılara dur diyebilme deneyimi kazanabilmeliyiz.


40 yıldır devlet kaynaklarını şahsi ve ailevi çıkarları için kullanan politikacıların aslan payını kendilerine aldıktan sonra, sus payı dağıtarak toplumu susturmaya yeltendiklerini unutmamalı ve patronajın yeni temsilcilerinin tükenmekte olan kaynakları kendi çıkarları için kullanmasının toplum tarafından daha fazla görmezden gelinemeyeceği idrak edilmelidir.


Eski siyaset anlayışının iflasını belgeleyen bu ve benzeri vahim olaylar, sistemin kendi üzerine çöktüğünü kanıtlayan, toplumsal bilinç artıkça geleceğe umutla bakmamızı sağlayacak önemdedir.