Herkes gene şaşırmayı başarıyor... 2 ‘tabela partisi’ kendilerini feshederek UBP’ye geçmiş, nasıl olurmuş? Olur. CTP-ÖRP koalisyonu nasıl olmuştuysa, bu da olur. ‘Türkiye’nin müdahaleleri’ ile önce erken seçim yapılacak, erken seçim soncunda da UBP-CTP koalisyonu kurulacakmış. Kurulabilir. Altyapı üstyapıyı belirler derken Marksistler, bunu diyorlar işte. Üretim biçimi ve üretim ilişkileri, toplumsal ilişkileri ve siyasal üstyapıyı böyle belirler.
Kaç kere daha yazmak zorunda kalacağız bilmem ama bu ülkede yaşayan herkes apaçık olan şu gerçeği, artık tereddütsüz kabul edebilmelidir: KKTC’de devlet kapitalizmi varlığını korumaktadır ve kendi özel konumundan ötürü, ana karakteri yağmalamak olarak biçimlenmiş KKTC devlet kapitalizmi, Rum mal ve mülklerinin yağmalanmasının ardından, Türkiye’den aktarılan paranın paylaştırılması esasına dayanmış arkaik bir kapitalizm türüdür. Bu köhne altyapıya uygun ideoloji ise, devletin başını tutan iktidarın patron olduğu, iktidardan nemalananların paylaşımdan pay kapmaya çalıştığı, siyasal ve toplumsal ilişkilerin devlet kapitalizmine göre biçimlendiği bir üstyapıdır.
Şu anda devlet kapitalizmi dışardan baskıyla yıkılmaya çalışılırken üstyapı da baskıya dayanamayarak, çöküyor. Ancak ülkedeki devlet kapitalizmi Türkiye Hükümeti’nin ve Türkiye şirketlerinin baskılarıyla değil, bu ülkede yaşayan yurttaşların ortak iradesi ile ortak bedel ödenerek yıkılmalıdır. KKTC devlet kapitalizminin yıkılmasına yönelik bazı çabaları ‘yenilikçi’ bir yaklaşım olarak ele alanlar, devlet kapitalizminin sadece Türkiye ve Türkiye şirketlerinin faydasına değil, kendi ülkelerinin yararına yıkılmasını sağlayacak koşulların geliştirilmesini talep etmelidir.
Üretimi özendirmek, her sektörde ürün ve hizmet ihracını artırmak, kamuyu küçültmek, toplumsal ilişkilerimizin değişimi ile beraber siyasetin değişmesini sağlayacak tek devrimci atılımdır. Köhne altyapının yıkıntıları arasından serbest piyasanın en azından dünyadaki kapitalizmin genel kurallarına uyarak, varlığını geliştireceği yeni bir altyapı kurmak zorundayız. Bu altyapıyı kurarken çalışanların iş güvencesinin olduğu, hiçbir çalışanın keyfi olarak işinden atılamayacağı, işverenlerin devlete vergi ödemekten kaçınmayacağı bir ticari etik anlayışına filiz vermek ve hukuk sisteminde buna paralel bir dönüşüm başlatmak zorundayız.
Keza uluslararası kapitalizmin yaşadığı bunalım nedeniyle dünyada kamu iştiraklerinin tekrar savunulur olmasına bel bağlayan solcularımız, KKTC’deki kamu sermayeli şirketlerin bir kısmının Türkiye yardımları olmaksızın finanse edilemeyeceğini itiraf etmekten kaçınmamalılar. Muhalefetteyken ülke gerçeklerini unutma eğilimi geliştiren, teori ile pratiği bütünleştirmekten aciz soldan esen siyasal partiler, KKTC’de bağımlı bir devlet kapitalizminin var olduğunu hazmedebilmeliler. Solcu etiketlerinin altında kalmamak adına, batmış belediyelerden çıkarılacakların devlette istihdam edilmesini savunacak kadar oy avcılığına soyunanların ürettiği ‘fikir’ler, pratikte mevcut düzenin devamını savunmakla özdeştir. Önce feodal ve Türkiye’ye bağımlı devlet kapitalizminin yıkılması için sınıflararası işbirliğine gidilmesi gerektiğini kitlelere çekinmeden söyleyebilin, sonra sosyalizmi savunursunuz...
Tüm bu nedenlerle şahsen beni ilgilendiren, kaç üreticinin patates veya nar ihraç ettiği, üniversitelerimizde eğitim kalitesinin nasıl artırılacağı, turizm yatırımlarımızın nasıl serpileceği, kamu borçlarının ne şekilde kapanacağı, ticari etiğin nasıl kurulacağı ve özel sektörde sendikalaşmaya ne zaman geçileceğidir. UBP’deki ideolojisiz muhalifler partilerinden ihraç mı edilir, Derviş Eroğlu kendisine ayrı bir parti mi kurar, erken seçim mi olur, UBP-CTP koalisyonu mu kurulur; hukuku tanıdıkları sürece ne yaparlarsa yapsınlar... Ha, hukuk tanımıyorlar diyeceksiniz. Yargıyı tanımak zorunda kaldıkları için acele ediyorlar. Pek tabii yargı yargı olaydı da UBP Kurultayı’na ilişkin kararı bu kadar ertelemeyeydi...
2013’e güzel giriyoruz. 2013’te, KKTC devlet kapitalizminin çöküşü ile birikmeye başlayan siyaset çöplüğünde, eski siyasilerin kendilerine ne kadar temiz bir yer bulabilirlerse o kadar temiz kalabildiklerini göreceğiz. Yeni üretim ilişkileri kurmadan yeni bir siyaset geliştirmemizin mümkün olmayacağını nihayet kabul edeceğiz. Yeni yıldan itibaren eskimiş devlet kapitalizmini yıkmakta birleştiklerini pratikte gösteremeyenler tek tek siyasetten uzaklaşmak zorunda kalacak. O yüzden sakin olunuz ve içinizi ferah tutunuz.