Maliye Bakanı’nın açıklaması son derece ilgi çekiciydi.

Nitekim pek çok çevre tarafından esefle ve tepkiyle karşılandı.

28 maaşa kadar yıllık kazancı olan kamu görevlileri olduğundan bahseden açıklamanın vurucu pek çok noktası vardı. Takdir edersiniz ki asgari ücret ile ilgili tartışmaların ve geçim sıkıntılarının baş gösterdiği bu dönemde, en çok akılda kalan zaten günah keçisi olan kamu görevlileri oldu.

Ayrıca tahsisat ve ek mesai ile ilgili söylemler de buna eklenince nabız biraz daha yükseldi.

Sonuç: Yine olan sıradan, kamu tayinli kamu görevlilerine olacak…

***

Bu noktada Maliye Bakanlığı güzel bir noktaya parmak basmış olmakla birlikte ne yazık ki akılda kalıcı kötü bir enstantane yaratılmış oldu.

Yıllardan beridir gerek siyasi kamu görevlisi olarak anılan vekiller ve bakanlar ile üçlü kararnameler ile atanmış olanların maaşları tartışılırken, buna Cumhurbaşkanlığı ile tırmandırılan örtülü ödenek tartışmaları da eklenince durum biraz daha açığa çıkmış oldu. Elbette burada örtülü ödeneği bulunan tek makamın Cumhurbaşkanlığı olmadığını anımsatmakta fayda var…

Genel olarak ülkemizde popülist politikacılık geleneği neticesinde alışkanlığa dönüşen ani ve kamu vicdanına doğrudan saldıran açıklamalar bir alışkanlığa dönüştüğünden hem iktidarların hem de muhalefetlerin bir silahı olarak kabul görüp kullanılıyor. Bu doğrultuda bilgi vererek gerek eski gerekse de yeni hükümetlerin haklı noktaya ulaşabilmesi ve hatta her türlü aklanmayı yaşayabilmeleri adına yapılan açıklama hatalarına, halkı ciddi anlamda rahatsız eden bir açıklama daha eklenmiş oldu.

***

Önemli olan şimdiden sonra hem hükümetin hem de muhalefetin nasıl davranacağı olduğu unutulmamalı.

Özellikle bu aşamada Maliye Bakanlığı’nın misyon edineceği en doğru görev, ivedi bir şekilde bu türden söylentilere yol açacak etkinlik, hareket, uygulama ve düzenlemelerin ortadan kaldırılarak hem adaletin hem de çalışma yaşamının barış, huzur ve refahının hiç kimsenin zarara uğramamasını sağlayacak şekilde düzenlenmesi için yapılması gerekenleri tespit etmektir. Devletin de zarara uğratılmasına engel olacak asal düzenlemelerin gerçekleştirilerek yürürlüğe geçirilmesidir. Çünkü en büyük hastalığımız bulguları saptayarak hipotez oluşturduktan sonra yapılan çalışmaların kadük edilmesidir!

Madem ki böylesi cesur açıklamalar yapılabiliyor, o halde elini taşın altına koyarak düzenlemeler yapılması da gerçekleştirilebilir. Öyle değil mi

Farkında olan çözümünü de ilk düşünen olmalı!

Ne dersiniz?

Bunun için büyük cesaret gerekir.

Bunu düşünmek, bunun üzerinde çalışmak için gerekli verileri toplamak, ülke genelinde başta bu konuda devamında da ihtiyaç olan her konuda doğru ve güncel bir bilgiye sahip olmak önemlidir. Nüfus ve nüfusa dair istatistikler de bun sıralamanın en başında gelenlerdir.

Böylece, dilenilen bilgiye net, doğru ve hızlı ulaşmak birçok şaibenin ortadan kalkmasına yardımcı olacaktır.

Bu da yasama, yürütme ve yargıya başarı getireceğinden denetimi de mümkün kılacaktır.

Haydi bakalım!

Eğer bu yolda ilerlenecekse Cumhurbaşkanlığı seçimiymiş, siyasi çıkarlarmış, koltuk sevdalarıymış, siyasi çıkar çatışmalarıymış… Devlet için arka plana atılabilir herhalde.

Bekliyoruz, izleyeceğiz ve göreceğiz.

Siz de takipte kalın.

Bakalım ne olacak.

Çünkü biraz da cesaret meselesi gibi geliyor bana.

Ne dersiniz?

Dr. Çiğdem DÜRÜST