Dedemin, babamın, benim, kızlarımın yani bu dört jenerasyonun ülkede yapılan Genel, Yerel ve Cumhurbaşkanı Seçimlerinde yıllardır genellikle aynı isimler çerçevesinde seçim yapmaya ve alternatifsizlik yaşamaya mahkum edilmesi ve siyasi partilerin de kendi dallarında uzman ve ahlaki siyaset yapmaya meyilli kişilere kadrolarında yeterince yer vermemesi bugün içinde bulunduğumuz sıkıntıların başlıca nedenlerinden biridir.

GADEMİCİ politikacı modeli oluştu memlekette; meslekleri her ne olursa olsun yetişip kapağı herhangi bir vekillik veya bakanlık müessesine attılar mı anadan doğma vekil yada bakan zannediyorlar kendilerini.

Bu insanlar daha “önceki hayatlarında” başka işler yapmadılar mı hiç diye vatandaşın soru sorası geliyor içinden. Ya da bu mevkilerden ayrılınca bıyıkları kesilmiş kedi misali bir oyanı bir buyanı savrulmaktan dikiş tutturamama veya sivil hayatta gerçekte başarılı olamayacaklarını düşünmekten stres ve korku yaşamalarından kaynaklanan bir refleks mi oluşturuyorlar kendilerince.

Bir de tuhaftır, bazı siyasi partilerin üstün yetenekli “JOKER” politikacıları var ki hangi göreve koyarsanız koyunuz yeterli eğitimleri ve tecrübeleri olmasa dahi her işin üstesinden geleceği sanılır ve araziye sürülürler. Mevki vekillik mi? Olur. Bakanlık mı? Olur. Cumhurbaşkanlığı mı? Olur. Belediye Başkanlığı mı ? Olur. Tam da “her işi yaparız abi” tavrıyla….

Aslında “her işe elverişlidir” mantığı, geri kalmış ülkelerin acizliğinin ve yetersizliğinin bir yansımasıdır. Yok mu yani bu ülkede farklı ve kaliteli eğitimleri ile konularında uzmanlaşmış ve bu konulara kafa patlatmış ve nefsini ispatlamış uzman ve siyasette boy gösterecek dürüst insanlar? Tabi ki var.

Bu ülkede milletvekilliği, bakanlık veya benzer mevkiler meslek mi yani? Haşa; meslek değil halk tarafından verilen ve başarı ile yapılması gereken önemli bir görevdir ve öyle olmalıdır.

Oturdukları apartmanda 12 dairelik Apartmana sorumluluk almama adına yönetici bile olmamak için Digoma’dan Lefkoşa’ya kadar ters takla atanlar, bir de bakıyorsunuz ki konu 300-350 bin kişiyi yönetmek olunca bu işe ömürlerini adarlar, ailelerini ihmal ederler, asli mesleklerini veya geçim kaynaklarını ellerinin tersi ile bir tarafa iterler. Bazı öyle tipler de bilirim ki normal zamanda 50 lira borç isteseniz sizin tarafınıza bile bakmazken konu siyasi mevki olayına geldi mi utanmasalar servetlerini önünüze serecek söylemlerde bulunmaya başlarlar.

Konu eğer Kıbrıslı Türklerin geleceğini tayin edecek olan kişilerin bizler tarafından seçilmesi ve o koltuklara iş ola oturtulmaması ise öncelikle “beş dönüm bostan, yan gelip yaslan” kafasında olan ve tabiri caizse gailesi olmayan kişilerin bırakın o koltuklara oturtulmasını, mahallenizden bile geçmesini salık vermemeliyiz.

Bu ülkede vatandaşın herhangi bir parti sempatizanı olması gayet normaldir; kendisini o partinin bir parçası olarak da görebilir. Ancak parti içerisinde veya dışında ülkeyi veya şehrini yönetecek adayların veya kişilerin vasıflı, vizyon sahibi, konusunda uzman ve halkın menfaatine çalışmaktan mutluluk duyacak ve yukarıda da bahsettiğim gibi “HERBO…OLOG” tarzında olmayan kişileri bu mevkilere getirme yönünde baskı unsuru yaratmalıdırlar.

Prim verilmemesi gereken siyasetçi modelleri ise kişisel menfaatlerini her şeyin üstünde tutan, partiden partiye bir dansöz edası ile geçiş yapan, tacizci olan, eşe, dosta nema dağıtan, yolsuzluk yapan, yalan söyleyen, her ne olursa olsun koltuğa sıkıca yapışan, idrar kaçırma sorunu yaşayıp yaşı kemale eren, üretemeyen, halkını tanımayan, halkından kopuk olan, kaypak ve yavşak kişilerdir.

Ne yazık ki vatandaş tüme varan değil, tümden gelen bir felsefe ile bizi yönetecek kişileri seçiyor; bizlerin popüler kimselere değil özüyle sözüyle bir olan dürüst, güvenilir, iyi yetişmiş halkına hizmet etme idealinde olacak kişilere ihtiyacımız var.

Hedef ölü gözünden yaş beklemek değil; ALTERNATİF, farklılığı yaratacak olan ve değişimi sağlayacak olan SİZSİNİZ……..