2025’in Aralık ayı verileri, hayat pahalılığının artık istisna değil, kalıcı bir gerçeklik olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Aylık %3,39, yıllık %39,45. Bu tabloya CTP Milletvekili Devrim Barçın’ın dikkat çektiği kritik bir eşik eşlik ediyor: Emekli ve kamu çalışanlarının maaşlarına yansıyacak son altı aylık hayat pahalılığı %21,66. Barçın’ın vurgusu net: Asgari ücret en az bu oranda korunmalı.

Bu noktada Devrim Barçın’ın tutumunu ayrıca not etmek gerekiyor. Barçın, memurun, asgari ücretlinin ve emeklinin haklarına yönelik süreci yalnızca siyasi söylem düzeyinde değil, rakamlar ve mevzuat üzerinden yaptığı dikkatli analizlerle takip ediyor. Hayat pahalılığı oranlarından yasal yükümlülüklere kadar ortaya koyduğu veriler, tartışmayı duygusal bir zeminden çıkarıp somut gerçeklere oturtuyor.

Bu yaklaşım, özellikle geniş halk kesimlerini doğrudan ilgilendiren ücret ve gelir politikalarında halkın sevgisini kazanıyor.

Dönelim Asgari ücretlinin durumuna, “Korunma” kelimesi özellikle önemli. Çünkü mesele zam yapmak değil; alım gücünü muhafaza etmek. Bugün asgari ücretle geçinen bir çalışan için barınma, gıda, ulaşım ve enerji kalemleri artık pazarlık konusu değil, zorunluluk. Hayat pahalılığı %21,66 iken asgari ücretin bunun altında kalması, fiilen ücret indirimi anlamına geliyor.

Bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor: KKTC’de asgari ücret ne kadar olmalı?

Matematik basit: Son altı aylık hayat pahalılığı kadar bir artış, asgari ücretlinin “yerinde saymasını” sağlar. Üzerine çıkmak ise refah payıdır. Yani %21,66 alt sınırdır; tartışılması gereken, bunun üstüne konulacak makul bir refah payıdır. Çünkü yıllık %39,45’lik bir enflasyon ortamında, sadece geriden geleni telafi etmek, çalışanı sürekli bir adım geride tutar.

Ancak fotoğrafın tamamına bakmak zorundayız.

KKTC ekonomisinin omurgasını oluşturan küçük ve orta ölçekli işletmeler de ciddi bir maliyet baskısı altında. Enerji fiyatları, kira giderleri, ithalata bağımlı ham madde maliyetleri ve dövizdeki oynaklık, işverenin nefes alanını daraltıyor.

Asgari ücrette yapılacak her artış, bu işletmeler için sadece maaş kalemi değil; Sosyal sigorta primleri, ihtiyat sandığı ve yan maliyetlerle birlikte katlanarak büyüyen bir yük anlamına geliyor.

İşçiden yana tavır almak, işvereni yok saymak değildir. Aksine sürdürülebilir bir asgari ücret politikası, işçinin cebini korurken işverenin de ayakta kalmasını hedeflemelidir. Aksi halde kayıt dışılık artar, istihdam daralır ve en çok zarar yine çalışan görür.

Bu nedenle çözüm, tek başına “zam oranı” tartışmasına sıkışmamalı. Devletin burada aktif bir rol üstlenmesi şart.

***

Rumlar Kiminle Dans Ettiklerinin Farkında mı?

Güney Kıbrıs’ın Yunanistan ve İsrail’le birlikte ilerlettiği “savunma ve enerji işbirliği” başlıkları, bölgesel dengeler açısından masum bir diplomatik açılım olarak görülemez.

Doğu Akdeniz gibi zaten yüksek gerilimli bir coğrafyada, askeri ve stratejik ittifakların genişletilmesi, güvenlik üretmekten çok yeni kırılganlıklar yaratır.

Özellikle İsrail gibi dünyanın en sorunlu ve en sert askeri reflekslere sahip aktörlerinden birinin her taşın altından çıkması, sadece düşündürücü değil, aynı zamanda risklidir.

Rum yönetimi bu denklemi “güvence” olarak okuyor olabilir. Ancak asıl sorulması gereken soru şudur: Rumlar neyle dans ettiklerinin, hangi fay hattı üzerinde siyaset yaptıklarının gerçekten farkında mı?

İsrail, çıkarları söz konusu olduğunda ortaklarını değil, yalnızca kendi güvenliğini önceleyen bir devlettir. Bugün enerji ve savunma başlığı altında kurulan yakınlık, yarın Güney Kıbrıs’ı doğrudan hedef haline getirecek bir pozisyona da sürükleyebilir.

Tarih, büyük güçlerle kurulan kontrolsüz ittifakların küçük aktörlere nasıl ağır bedeller ödettiğinin örnekleriyle doludur.

Bu tabloda en çarpıcı körlük ise Türkiye gerçeğinin ısrarla görmezden gelinmesidir. Türkiye’nin adadaki varlığı ve garantörlüğü, yalnızca Türk tarafı için değil, aslında Rumlar için de caydırıcı ve dengeleyici bir unsurdur.

1974’ten bu yana adada topyekûn bir savaş yaşanmamışsa, bunun temel nedenlerinden biri Türkiye’nin askeri ve siyasi ağırlığıdır. Ancak Güney Kıbrıs, bu denge unsurunu tehdit gibi sunup, onun yerine daha sert, daha öngörülemez aktörlerle yakınlaşmayı tercih ediyor.

Yunanistan’ın bu süreçteki rolü de masum değil. Atina, Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi çevreleme hayaliyle Rum yönetimini sürekli daha ileri hamlelere teşvik ediyor. Ancak gerilim tırmandığında bedeli ödeyecek olan ne Atina’dır ne de Tel Aviv. Fatura, adanın tamamına ve bölge halklarına kesilecektir.

Unutulmaması gereken temel gerçek şudur: Türkiye kimseye benzemez. Diplomatik sabrı geniştir, ancak sınırları nettir. Güvenliğine ve egemenlik haklarına yönelik tehditleri uzun süre izler, not eder ve zamanı geldiğinde karşılığını verir. Bu nedenle “ateşle oynamak” ifadesi, mevcut tabloyu tanımlamak için abartı değildir. Türkiye ile güç denemesi, masa başı hesaplarla ya da üçüncü ülkelerin verdiği cesaretle kazanılacak bir oyun değildir; tokadı ağır olur.

Bugün Güney Kıbrıs’ın yapması gereken, askeri ittifaklarla gerilimi büyütmek değil; adanın gerçeklerini, coğrafyanın sertliğini ve Türkiye’nin belirleyici rolünü doğru okumaktır. Aksi halde kısa vadeli siyasi kazanımlar uğruna, uzun vadeli ve telafisi zor bir belayı kendi elleriyle üstlerine çekmiş olacaklar.

MESAJ KUTUSU

Sayın Özdemir BEROVA, bakanlığınıza bağlı G.Mağusa Devlet Emlak ve Malzeme Dairesi’ne hiç gittiniz mi bilmiyoruz ama eğer giderseniz gözlerinize inanamayacaksınız. Harabeye dönmüş bina pis kokudan geçilmiyor, ayrıca çalışanlar tuvalet ihtiyacını karşılamak için evlerine gitmek zorunda kalıyorlar, biraz ilgi lütfen...

...

Sayın Sıla Usar İNCİRLİ, Yeni Boğaziçi Belediyesi tarafından bir özel şirkete verilen arazi konusunda partiniz belediye meclis üyelerinin de suçlandıkları yönünde yapılan ihbarlar artık medyaya da yansıdığına göre konuyla ilgili soruşturup sonra kamuoyuna açıklama yapmanız gerektiği yönünde yoğun mesajlar gelmeye başladı haberiniz olsun istedik...

...

Sayın Emrullah TURANLI, ilgili bakanlık tarafından denizaşırı talimat gereği işletmenize verilen taş ocağının yasal olmadığı gerekçesi ile elinizden alınacağını biliyor muydunuz? Özellikle taş ocağı olmayan işletmeler konuyu takibe aldı, sonuna kadar da gideceklerini beyan etmeye başladılar...

...

Sayın Burçin DÖVEÇ, ilgili belediye ile yapılan yasa dışı anlaşmalarla değerli bir arazinin şirketinize tahsis edilmesi başka rakip işletmeler olmak üzere kamuoyunda büyük rahatsızlık yarattı. Araziyi neyin karşılığı aldınız bilmiyoruz ama başınız fazlasıyla ağrıyacak gibi gözüküyor...

...

Sayın Mustafa KALFAOĞLU, sabır taşı sonunda çatlamış ve yasal olmayan talimatları uygulamaya sokmayınca sonunda beklenen ayrılık da kaçınılmaz olmuş. Bu arada yuvaya döndüğünüz için yakın dostlarınız ve meslektaşlarınızın hoş geldin partisi düzenleyecekleri de söyleniyor, hayırlara vesile olsun artık...

...

Sayın Zeki ÇELER, TDP’li bazı eski milletvekillerinin geçtiğimiz günlerde bir masa etrafında buluşarak parti içinde şahsınıza karşı ciddi bir muhalefet başlatacaklarından haberiniz oldu mu? Yeni bir genel başkan arayışında oldukları iddia ediliyor, sizin de şimdiden önlem almanız öneriliyor...

...

Sayın Bertan ZAROĞLU, Erhan başkan bir kez daha aday olmayacağını açıkladıktan hemen sonra sahnelere geri döndüğünüz yönündeki bir takım haberler hayli manidar olarak karşılandı. Bu arada diğer iddialı bir aday ile hayli kapışacağınız yönünde yorumlar yapılmaya başlandı, gazanız mübarek olsun...

...

Sayın Serdar DENKTAŞ, DP tabanından sonra şimdi de YDP tabanından önemli isimleri partinize transfer operasyonunun hızla devam ettiği dikkatlerden kaçmıyormuş. Çok yakınlarınız sırada UBP’nin olduğunu ifade eden mesajlar göndermeye başladı, dönüşünüz muhteşem mi olacak acaba?

...

Sayın Kudret ÖZERSAY, aday tanıtımlarına şimdiden başladığınıza göre acaba bir erken genel seçim kokusu mu aldınız? Özellikle kadın adaylara ağırlık verirseniz başarı şansınızın da bir hayli yüksek olacağı yönünde yorumlar yapılmaya başlandı, bir de küskünler için proje üretebilirseniz ibre kesinlikle yükselecektir...

...