Bir Doğu Anadolu turu için Van'dayız. Ahtamar Adası, Muradiye Şelalesi gibi Van'ın turistik merkezlerini ziyaret ederken neredeyse hiçbir yerde Kürtçe şarkı çalınmaması dikkatimi çekiyor. Kürtler verdikleri mücadele sayesinde kendi aralarında özgürce Kürtçe konuşabildikleri için cafelerde, çay bahçelerinde Türkçe pop dinlemeyi tercih ediyorlar. Baskı ve faşizm ortadan kalkınca Kürtler de kendi kültürlerini Türkiyelilik kimliği ve baskın olan popüler kültürle ilişkililendiriyor.


İstanbula gitmeden önce Van’ın meşhur bir halı dükkanından kilim satın alıyorum. Kilim için garanti belgesi hazırlanırken tezgahta duran bir dergiyi ve kapağındaki Dr. Sibel Siber ibaresini fark ediyorum. İktidar Dergisi’nin ağustos sayısı kapağında ‘Dr. Sibel Siber KKTC’nin İlk Kadın Başbakanı’ yazıyor. Dergi, içerideki sayfalarında ilk kadın başbakanımıza geniş yer ayırmış. Van’da bile KKTC ile karşılaşmak bu kadar kolay…



İstanbul'a döndüğümde bir dostumla Boğaz'a nazır bir restorantta yemek yiyiyoruz. Van izlenimlerimi anlatırken konu dönüp dolaşıp Türkiye'nin laikleri ve muhafazakarları meselesine geliyor. Arkadaşım meyhaneleri ile ünlü, Beyoğlu'ndaki Nevizade Sokak’ta yaşadığı bir olayı anlatmaya koyuluyor. Nevizade’de koluna Türk bayrağı sarmış bir Kemalist rakı bardağını Atatürk'ün şerefine kaldırıyor. Nevizade'de Atatürk'ü yad edenin oturduğu meyhane bir Rumun, Yorgo'nun meyhanesi! Gözü dönmüş bir milliyetçilikle ülkeden sürdüğümüz Ermenilerin, Yahudilerin ve Rumların ardından Rum meyhanesinde oturan Kemalist bir figürden daha garip ne olabilir!


Dostlarımla sohbet ettikçe Türkiye'nin geldiği nokta içimi karartıyor. Birbirini düşman gözüyle gören zihniyetin sorgulanması için her gördüğüm arkadaşımla tartışmaya başlıyorum. Örtülü kadınların kamusal alanda çalıştıkça ister istemez bazı çelişkileri göreceğini, işte ve evde ezildikçe erkek egemenliğine karşı çıkmaya başlayacaklarını, Türkiye'deki rejimin garantisinin ‘Mustafa Kemal'in askerleri’ değil, kamusal alana çıkan türbanlı kadınlar olacağını anlatmaya çalışıyorum. Örtülü kadınları ‘cahil’ ‘bağnaz’lar olarak görmenin ve onları dışlamanın ne büyük bir hata olduğunu söylemekten çekinmiyorum. Kaynaşmak gerektiğini, bu ülkeyi muhafazakarı, çağdaşı, Kürdü, Çerkezi, Alevisi, Kıbrıslısı ile beraber kurduğumuzu hatırlatıyorum.


Kıbrıs deyince Kıbrıslılar tartışması başlıyor bu sefer! Kıbrıslı Türklerin Türkiye'den ‘nefret ettiği’ martavalının gerçekle hiçbir alakası olmadığını, Kıbrıslıların ülkelerini kendilerinin yönetmek istediğini, ekonomik olarak bağımsızlaştıkça bunu başarabilecek koşulları yaratacağımızı anlatmaya çabalıyorum. KKTC'deki okullarda da ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ başlıklı Öğrenci Andı'nın okunduğunu söyleyince, 'orada niye okutuyorlar ki?' diye tepki gösteriyor bir arkadaşım. Kürt nasıl Türk olarak görülmek isteniyorsa, Kıbrıslı Türklere de sadece Türk oldukları dayatılıyor yanıtını veriyorum.


Halbuki bu ve benzeri dayatmalar yapılmasa ne Kürtlerin ayrı bir devlet kuracağı var ne de Kıbrıslı Türklerin Türkiye'ye ‘nefret’le yaklaşması söz konusu...