Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin İkinci Cumhurbaşkanı Sayın Mehmet Ali TALAT yeniden siyasete ısınıyor her halde. Sayın TALAT’taki yeniden hareketlenmeyi kimileri iki yıl sonra yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlık, kimileri de CTP’nin devam eden prestij kaybını gidermeye veya partideki dağınıklığı toparlamaya yönelik olarak görüyor.

Sayın TALAT son günlerde yaptığı açıklamaların birinde “dünyanın Kıbrıs Türk tarafının ayrılıkçı bir siyaset izlediği izlenimini edindiğini ve bunu konuşmaya başladığını” söylemiş. Sayın Cumhurbaşkanı EROĞLU’nun “İslam Ülkelerinin KKTC’yi tanımasının zamanını geldi” yönündeki açıklamaları üzerine mi, yoksa devam eden müzakerelerdeki başarısızlığın Türk tarafına yıkılması gerektiğini sürekli tekrarlayan ve Rum lobisinin tetiklediği uluslararası koroya uyum sağlamak için mi, böyle bir açıklama yaptı bilemem.

Sayın TALAT hayal kırıklığına uğrayacak ama ayrılıkçı siyaset çağımızda çok güçlü bir siyasi akım. İspanya’da BASK Ülkesinin ve KATALONYA’nın bağımsızlık istekleri ilk akla gelenler. Kuzey İtalya’da PADANİA Cumhuriyeti kurmak isteyen güçlü LİGA NORD (Kuzey Birliği) ayrılıkçı hareketlerin en popüler olanlarından biri. Belçika’da Kralın tacı, Flamanlar ile Valonlar arasındaki ayrılık rüzgarlarının önüne geçemiyor. İskoçya ise bağımsızlık için referandum sözünü almış bile.

Sayın TALAT gördüğünüz gibi, sizin “bir an önce girelim” diye büyük çaba yürüttüğünüz Avrupa Birliğinin en önemli ülkelerinde bile ayrılıkçı siyaset var. Ancak sizden farklı olarak oradaki hiçbir siyasetçi onları “ayrılıkçı” olarak suçlamıyor. Demokrasinin gereği olarak saygı gösteriyor. İhtiyacı olduğunda onlarla koalisyonlar kuruyor veya kimi tezlerini ulusal parlamentolarında veya Avrupa Birliği kuruluşlarında destekliyor.

AYRILIKÇI SİYASET YAPANLAR
Ayrılıkçı siyasal hareketlerin en güçlü olduğu ülke İspanya. Bugün bir monarşik demokrasi olan İspanya uzun süre diktatörlükle yönetilmiş. Diktatörlükten demokrasiye geçişi sağlayan Anayasa’nın kabulü aşamasında Bölgelere veya Eyaletlere, farklı ölçülerde geniş özerklik verilmiş. Buna rağmen BASK Ülkesi ile KATALONYA halkları henüz tatmin edilmiş değil. Her iki etnik bölgenin ayrılmak istemesinin temel nedeni ekonomik. Fakir veya geri bırakıldıkları için değil, tam tersine İspanya’nın diğer bölgelerinden daha zengin oldukları ve sömürüldüklerine inandıkları için ayrılmak istiyorlar.

Basklar kendilerini İspanyollardan ve İspanya’da yaşayan diğer halklardan farklı bir ulus olarak kabul ediyor. Bağımsızlık temini için uzun süredir mücadele ediyorlar. ETA terör örgütü gibi kimi örgütler silahlı mücadeleye başvursa da, hareketin ana ekseni demokratik mücadeleyi tercih ediyor. Terör örgütü de kendi halkından bile destek bulamadığı için ateşkesi kabul etmiş. Zengin yeraltı kaynaklarının kullanılması ile madenciliğin ve sanayinin geliştiği bu bölge (kendileri Ülke diyor ve bunu İspanya Anayasasına yazdırmayı başarmışlar) şimdi geniş özerkliğe kavuşmalarına rağmen, Avrupa Birliği içinde bağımsız bir ülke olmak için mücadelesine devam ediyor.

KATALONYA ortaçağda Aragon Krallığına bağlı bir prenslikmiş. İber yarım adasının iki krallığı Kastilya ile Aragon Krallıkları birleşerek bugünkü İspanya Krallığını kurmuşlar. KATALONYA bu birleşmeden sonra kendi yasaları tarafından yönetilmeye devam ederek özerkliğini korumuş. İspanyol tacının Bourbon Hanedanına geçmesi ve yeni hanedanın İspanya’yı merkezi bir devlet yapma çabaları hep Katalanların direnci ile karşılaşmış. Akdeniz kıyısında bulunmanın ve Avrupa’nın önemli ticaret limanlarından biri olan başkentleri Barselona’nın verdiği avantajla, ticaret ve endüstride gelişen bu ulus, bağımsızlık yolunda her fırsatta ileri bir adım atıyor. Diktatörlükten sonra silahlı mücadeleye başvurmayan Katalanlar, çoğunlukla sol veya liberal Katalan milliyetçisi partileri destekliyor.

İtalya’daki Kuzey Birliği, İtalya’nın kuzeyindeki bölgelerde bağımsız PADANİA Cumhuriyetini kurmayı hedefliyor. Bağımsızlık isteğinin sebebi endüstride gelişmiş kuzeyin zenginliğini fakir güney bölgeleri ile paylaşmak istememesi. Henüz Kuzey İtalya’nın hiçbir bölgesinde hedeflediği çoğunluğu sağlayamamasına rağmen İtalyan siyasetinin önemli bir aktörü olmaya devam ediyor.

Belçika Krallığı Flaman ve Valon etnik milliyetçiliğinin etkisiyle dağılma tehlikesi yaşıyor. Burada da sebep aynı. Kuzeydeki zengin Flamanlar servetlerini güneydeki fakir Valon’larla paylaşmak istemiyor. İskoçya ise kendini hep ayrı bir ülke ve ayrı bir kültür olarak gördü. Büyük Britanya İmparatorluğunun nimetleri ortadan kalkınca ayrı bir ulus olduklarını daha çok hatırlamaya başladılar. İskoç Milliyetçi Partisinin güçlenmesinin asıl sebebi ise, İskoçların sosyal sigorta primlerini kendilerinin belirlemek istemesi.

Sayın TALAT’a bir sürpriz de ABD’den. Barak Obama’nın ikinci seçim zaferinden sonra bir milyon Amerikalı eyaletlerinin ayrılması talebi ile mektup göndermiş. ABD’nin en zengin eyaleti Kaliforniya’da güçlü ayrılık hareketleri ABD’ne katıldığı günden beri mevcut. Görüldüğü gibi başkasına “sakın ayrılmayın” demesi beklenen zenginlerin dünyasında ayrılıkçı siyaset çok moda.

KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kıbrıs Türk Halkının Kıbrıs’taki iki eşit ve egemen halktan biri olarak, Rumların işgali altındaki Kıbrıs Cumhuriyetinden dışlandığı için “zorunluluktan” kuruldu. “Eşit” ve “Egemen” olma hakkını Kıbrıs Cumhuriyetinin kuruluş antlaşmalarına imza koyan taraflardan biri olduğundan alır ve doğaldır. Diğer bir ifade ile bu hakkın kullanılması bir başkasının onayını gerektirmez. Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti makamlarını işgalini “zorunluluk hukuku” icat ederek kabul edenler, bizim devletsiz kalarak yaşadığımız “zorunluluğu” niye görmezden geliyor.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi KKTC’nin tanınmamasını tavsiye etmiş. Bu tavsiyeye uymayan Türkiye’ye de, bugüne kadar yaptırım uygulamaya kalkışmadı. Güvenlik Konseyi hukuk yaratan bir organ değil. Kuruluş amacı güçlülerin haklarını korumak. Güçlüler kendilerine göre dünya nizamını bozanlara Güvenlik Konseyi kararlarına dayanarak hadlerini bildiriyorlar. Ancak Konsey, Sovyetler Birliğinin Afganistan’ı ABD’nin Irak’ı işgalini, gündemine bile alamamış.

Yaşanan gerçekler şunu ispat ediyor ki, Kıbrıs sorunu, hukuki değil siyasi bir sorundur. Uluslararası hukuk herhangi bir çözümü empoze edemez. Soruna çözüm tarafların uzlaşması ve gönüllü rızası ile bulunabilir. Talat diyor ki, uluslararası toplum “federal çözümden” başkasını kabul etmez. Hatırlatırım ki aynı uluslararası toplum 1958 de ve 1965 de ENOSİS’i de ayakta alkışlamaya hazırdı. ENOSİS hayalinin gerçekleşmesi Türklerin direnmesi sayesinde önlendi. Kurucu Cumhurbaşkanımızın yıllarca masada savunduğu, iki eşit ve egemen devletin önce konfederasyon çatısı altında birleşmesi ve tarafların birbirine güveni artıkça merkezi otoritenin yetkilerinin artırılacağı bir çözüm modeli en gerçekçi ve uygulanabilir çözüm modelidir.

Kıbrıs Türk Halkı KKTC’ni çözümsüzlük olsun diye veya yasal Kıbrıs Cumhuriyetini bölmek için kurmamıştır. Devletsiz kalmamak ve seçeneksiz olmadığını herkese kanıtlamak için kurmuştur. Yasal Kıbrıs Cumhuriyeti, Türklerin Rumlar gibi eşit haklara sahip olarak yönetiminde görev aldıkları zaman vardır. Yasal Kıbrıs Cumhuriyeti yoksa KKTC yasaldır. Uluslararası toplumun işgalci, şoven ve ırkçı Rum Yönetimini tanımış olması onlara meşruiyet sağlamaz. Tanımış olmaları, tanıyanların çıkarları ile alakalıdır ve uluslararası hukukla bir ilgisi yoktur.

Kıbrıs Türk Halkının hem yurtiçinde hem de uluslararası toplumda çıkarlarını ve haklarını korumakla yükümlü KKTC Yöneticileri, bu devletin her zeminde ilişkilerini geliştirmekle görevlidir. Bu görevi yapmak siyasi ayrılıkçılık olarak nitelendirilemez. Sayın TALAT şark kurnazlığı yaparak kamuoyunu etkileyeceğini düşünüyor. Türkiye’de eli kanlı terör örgütünün Türkiye’yi bölmek için yaptıkları ile KKTC’yi savunmayı aynı düzleme koyarak kendi düşüncesine sempati sağlamaya çalışıyor.

Dünyada, temel insan haklarından yola çıkarak, demokratik yöntemlerle, kendilerini içinde bulundukları devletin ulusal kimliğinden veya çoğunluktan farklı gören, çıkarlarını farklı tanımlayan ulusların verdiği ayrılma mücadelesinden birkaç örnek verdim. Ayrılmak için bazıları yüzyılı aşkın bir süredir mücadele verenleri, egemen devlet yöneticilerinden başka kınayan yok. KKTC bir halkın varoluş mücadelesinin ürünüdür. Kıbrıs Türk Halkının bundan başka sığınacağı bir devlet yoktur. Ayrılmak için değil, belki bir gün birleşiriz umudu ile Kıbrıs Türk Halkı devletsiz, diğer bir ifade ile hukuksuz, yönetimsiz ve güvenlikten yoksun kalmasın diye kuruldu. Onu yönetenler, her zeminde onu geliştirmek, savunmak ve yaşatmakla görevlidirler. Bunun siyasal ayrılıkçılıkla bir ilgisi yoktur.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini geliştirmeye, savunmaya ve yaşatmaya çalışanları ayrılıkçı siyaset yapmakla suçlayanlar, sadece Kıbrıs Rum siyasetçiler ve sizsiniz Sayın TALAT.