Lefkoşa sokakları önce tenhalaştı, şimdilerde karanlık, hem de kapkaranlık. Şehirlerimiz karalara büründü. Şehirlerarası yollarımız, köylerimizin sokakları her yer kapkaranlık, 'ürker' insan. Bu karanlık savaş ve yıkımın havasını çağrıştırıyor ve sırf bu yüzden burkulur, sıkılır insanın ruhu.
Takvimler yeni yıla yakın bir zamanı işaret ediyor. Dünyamızın insanları yeni yılı bin bir ümitle beklemeye koyulmuşken, bizler bu güzel ülkemizde halk olarak, hükmet, devlet, halkın temsilcisi olması beklenen meclisin ve çalışanın temsilcisi olması beklenen sendikaların arasında pinpon topundan beter bir hale sokulduk.
Devlet ve belediyeler borçlarını ödeyemez duruma gelmişse, iktidardaki hükümet iktidarsızsa ve koltuk kavgasından öteye gidememişse, meclisteki muhalefet basiretsiz, cılız, inandırıcılıktan uzak ve olanlara seyirci kalıyorsa, sendikalar çalışanların haklı taleplerini haksız yöntemlerle aramaya koyuluyorsa ve hatta hak ve yetkisini aşan tavırlarla işi, vatandaşın sağlığını, hayatını, güvenliğini, geleceğini tehlikeye sokacak noktaya vardırıyorsa. Yine ülkemizde toplumun tüm katmanları bir çeşit histeriye kapılmış gibi bir ruh halinde yarınların ne getireceğini bilmiyorsa. Memleketin çivisi çıktı demektir. Daha ileri gidersek; şu an ortaya konulan tablonun adı "Bir toplum işte böyle çöker"dir.
Tablonun renkleri çoktan belli oldu aslında. 1983'te bir kez daha kurulan Kıbrıs Türk Devleti’nin, bugüne kadar sistemi, yasaları, hedefleri, yöntem ve yönetim şekli çoktan oturmuş olmalıydı. Devlet hiç bir zaman kurumların ve/veya kişilerin ihtirasları altında oyuncak olmaz, olmamalıydı.
Az ve nitelikli bir nüfusa sahip olan KKTC, nasıl bu kadar fazla sorunla karşı karşıya geldi peki? Hepimiz biliyoruz ki, ortaya çıkan bu sorunlar bir günün ürünü değildir. Hatta bu sorunların oluşmasında hepimizin payı olduğunu da yüreğimizin derinliğinde kabul ediyoruz. Hepimizin ortada duran bu kara tabloya az ya da çok bir fırça darbesi var. Ama yönetim erkini ellerinde tutanların bu tablonun oluşmasında hepimizden daha fazla payı var. Hal böyle iken, İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde ikamet eden nüfusundan az nüfusa sahip olan ülkemizin bu hallerine baktığımızda hayret etmemek mümkün değil.
Doç. Dr. Harun Demirkaya'nın “Toplam Kalite Yönetimi Felsefesinin Siyasette Uygulanabilirliliği” başlıklı makalesinden bir alıntıyı noktasına virgülüne dokunmadan sizinle paylaşmak istiyorum:
Bütünleşen dünyada bilimsel ve teknolojik gelişmelerin dışında kalan, kendini yenilemeyen toplumların geleceği yoktur. Hayat, yenilenmeyi ve değişimi zorunlu kılmaktadır. Bu boyutuyla değişim ve yenileşme her toplum için gerekli ve yararlıdır.
Ülkemizde süregelen krizler, giderek artan ve karmaşıklaşan sorunlar ve bunlara çözüm üretmekte aciz kalan bir politik yapı mevcuttur. Başta devlet kurumları olmak üzere, her alanda vatandaşın ihtiyaç ve beklentilerini karşılamaktan uzak, eskimiş yönetim anlayışları egemendir. Mevcut siyasi yapı sorunlara çözüm üretmediği gibi, kendisi bir sorun olarak ülke gündemini işgal etmektedir.
Ülke olarak refah toplumu olmanın, mutluluğu yakalamanın yolu iyi yönetimden geçmektedir. İyi yönetim kaliteli yöneticiler aracılığıyla sağlanır: Kaliteli yönetimi işbaşına getirecek siyasal sürecin kalitesi son derece önemlidir. Siyasal süreçteki kalite her alana dalga dalga yayılarak, toplumda genel bir iyileşme ve bireysel mutluluk nedeni olabilir.
Birçok mücadeleyi başarıyla sonuçlandıran Kıbrıs Türk Halkı, bugünkü sıkıntılardan çıkmanın yolunu elbet bulacaktır. "Umut fakirin ekmeği" olduğu gibi umut insanlığın devam sebebidir, çünkü umutsuz yaşayamaz insan. Umut gelecekten beklentidir, güzel günlerin, refahın ve barışın hakim olduğu, hayallerin gerçekleştiği bir ortamın olmasıdır.
Bu günler mutlaka olacaktır. Bu umutla sizlerin yeni yılını kutlar, 2003 yılında her şeyin gönlünüzce olmasını dilerim.