“Yurttaşlar, artık kırmızı ışıkta geçebileceğiniz günler yakın.
Trafik cezalarını umursamayacağınız,
Vergi ödemeyi reddeceğiniz,
Mahkeme kararlarını takmayacağınız günler çok yakın.
Davaya gitmedikleri için mazbata alanların zindanlardan çıkacağı gün, belki bugün.
Tüm ara emirlerini yok sayacağınız günler geliyor inşallah.
İçinizdeki anarşizmi fütursuzca yaşayacağınız günlere, sadece dakikalar kalmış olabilir.
2013 Mart ayına erken seçim kararı alabilirmiş Hükümet.
Lütfen alsın.
20 Aralık’taki mahkeme kararını beklemeden, böyle bir karar almasını değerli UBP’lilerden çok rica
ediyoruz.
Bugün yapılacak UBP Genel Yönetim Kurulu ve UBP Parti Meclisi toplantıları sonucunda erken seçim
kararı alınmasını özlemle bekliyoruz.
Yolumuz anarşizm yoldur!
Yaşasın anarşi! Yaşasın hukuksuzluk! Yaşasın sonsuz ve hep bana özgürlük!
Bir grup vatandaş”
Satır satır sizlere aktardığım bu bildiri, dün gece Lefkoşa sokaklarının yağmur suyu ile dolmuş
küçük bir göletinde sere serpe uzanıyordu. Etrafta bildirinin çamura bulanmış başka kopyaları
da vardı. Bildiriyi göletten çıkardım, inceledim ve kimin yazmış olabileceğini düşündün durdum.
Kaşifçiler böyle bir işin altına hiçbir şartta giremezdi. Henüz İrsen Küçük ekibi ile pazarlıklar yeni
başlamıştı. Hem zaten bıyık farkı dışında, Ahmet Kaşif’in ne fark yaratacağını kimse anlamış değildi.
Muhalefetin bir kolu, ellerinde parti bayrakları, sülaleleriyle gezindikleri Lefkoşa mahallelerinde
slogan atmakla; diğer kolu CHP’yi ‘kardeş parti’ ilan etmekle falan gücünü fazlasıyla tüketmişti. E
o zaman kimler yazmıştı bu anarşizan bildiriyi? Anarşistler kendilerini bu kadar basit bir dille ifade
etmezlerdi. ’İnşallah’, ‘maşallah’ vb. deyimleri imkanı yok, kullanmazlardı. Malum onlar tanrıtanımaz,
komplike varlıklardı…
Kafamda bu sorular dönüp dolaşırken ıslak bildiriyi çantama koyduğum gibi, arabamı gece açık olan
bir çorbacıya sürdüm. Ne talihli geceymiş ki, göletteki bildirinin ardından, önüme gelen çorbadan bu
sefer de sinek çıktı! Garson inatla, çorba masaya geldikten sonra sineğin içine düştüğünü söylüyordu.
Masaya çorbamı getirdiğinde içinde sinek olmadığından gayet emindi. Gecenin bir vakti, bir kadının
tek başına çorbacıda olmasını ‘ahlak’a aykırı bir davranış olarak bellediğinden, beni gözleriyle
ısırmakta bir sakınca görmüyordu üstelik. Sinekten geçmiştim çoktan, adamın bakışlarından acayip
rahatsız olduğumu tam garsona en keskin ses tonumla anlatmaya hazırlanıyordum; olan oldu.
Masama gelen bir başka garson içi tamamen sinekle dolu bir çorba kasesi getirdi. Afallamış bir
vaziyette, iğrenç sıvı ve sinek(ler) karışımının hangi cüretle masama getirildiğini bağırarak garsona
sorarken sinekli kaseyi tutmamla yere fırlatmam bir oldu. Çorbacının zemini sıvı-sinek karışımı ile
kaplanmıştı. Gözleriyle beni edepsizce ısıran garson sendeledi; sinekten yapılma çorbayı getiren ikinci
garson dengesini kaybederek, yere düştü.
Restorandan hızla ve sinirle çıktım. Hangi bağlamda kullanılırsa kullanılsın, ‘ahlak’ sözcüğünün hiçbir
anlamından hoşlanmayan bendeniz ilk garsonun yere düşmesini yeğlerdi ama olmadı işte.
Uyandığımda sinek çorbasının bir karabasan misali rüyama çöktüğünü anladım. Çantamda olmadığına
göre, bildiri de kabusun bir başka bölümüydü. Bu kabusu boşuna görmemiş olabilir miydim?
Düşünsenize, içine tek bir sinek düşmüş çorbayı özür dileyerek müşterinin önünden hadi aldınız
diyelim. Yerine, mevcut siyasi partilerin tümünün birlikte kaynattığı bir sinek çorbası getirmeyi
göze alıyorsanız şayet, çorba kasesini yere fırlatanlara hep beraber hazırlıklı olmalısınız. Mahkeme
sonucunu beklemeden erken seçim kararı almak ve bu kararın diğer partiler tarafından meşru
sayılması seçmenin önüne sinek çorbası getirmek manasına gelebilir mi? Yurttaşın tepkisi en az benim
kabusumda gördüğüm kadar mı olur yoksa doğacak anarşizm sayesinde daha fazlasını mı beklemek
gerekir?