Aslında tüm insanlar birbirinin aynı,
Kaşımız, gözümüz veya saçımız değişse de sonuçta hepimiz etten ve kemikten yapılmışız.
Tek farkımız yüreklerimizde.
Bazılarımız hayata meydan okumayı severken, bazılarımız kendine sunulanı kabul etmekte hep ısrarlı.
Sonuçta ortaya çıkan bazılarımız sıra dışı, marjinal, bazılarımız sürüye dahil, biat etmeye hep meyilli.
Bu yıl on birincisi gerçekleşen festivalde en sevdim oyun “Küçük Adam Ne Oldu Sana?”
Hep kafamı yorduğum bir konuyu anlattı.
Niye bazılarımızın ısrar ve inatla sessiz kalmakta direndiğini sorguladı.
“Tıkamak kulaklarını, yummak gözlerini ve kısmak sesini,
Oyna Küçük Adam Oyna, oyna üç maymunu,
Oynayalım üç maymunu”
****
Her zaman itaat etmeye meyilli Kıbrıs Türk’ü ilk kez bir konuda kararlı bir duruş sergiledi.
Bu da neyi gösterdi demek i isteyince ama herkes isteyince,
Demek ki şikâyet edince ama herkes edince,
Demek ki susmayınca ve hep bir ağızdan konuşunca bir şeyler oluyormuş.
Halkın susmaması iktidarı da güçlendiriyormuş.
Her söylenene “evet” demek adına ona da güç veriyormuş.
Toplumsal olaylarla mücadele arcının bu ülkeye girmeyecek oluşu hep bir ağızdan bir şey istemenin gücünü ortaya koydu.
Üç maymunu oynayarak bir yere varılmayacağını yeniden hatırlattı.
Demek ki istek varsa destek aramak, destek varsa olmazların olduğunu fark etmek gerek bazen.
Ve oyunun da söylendiği gibi “küçük insanlar ancak kendi gerçeklerine sahip çıkarak değişmezleri değişir kılar” duygusu vurgulanmalı.
“Küçük Adam” bir de şimdi bak sana ne olduğuna?