Anglosakson veKontinental hukuk sistemlerinin temel ilkelerine geçmeden önce bir anımı anlatmak istiyorum. 2005 yılından önce İngilterenin Baş HakimiSir Harry Woolf idi. 1999 yılında İngiliz hukuk sisteminde bir reform gerçekleştirdi. Woolf reformları denilen bu reformların büyük bölümü İngiliz hukuk sisteminin temel ilkelerine uygunilkelerdi ve İngiliz Yargısına büyük yararı olmuştur.Ancak yapılan değişikliklerin bir bölümüKontinental ilkelerin İngiliz hukuk sistemi içine alınması anlamına geliyordu. KKTC de yaşadığımız deneyimler bizim bu konuda kaygılı olmamıza neden olmuştu. Reformlar arasında yer alan ve “Case Management” denilen değişikliğin sorun yaratabileceğini ve İngiliz hukuk sistemine faydadan çok zarar verebileceğini düşünüyorduk.
Yüksek Mahkeme Yargıcı ve Başkanı olduğum sürede bir çok kez Türkiye Adalet Bakanının daveti ile yargıç arkadaşlarla birlikte Türkiye’ye gittik ve yasal sorunları Anavatan Yargıçları ile tartıştık. İki kez de İngiliz Adalet Bakanlığının daveti ile İngiltere’ye gittik. İngiliz Yargısını yakından izleme olanağına kavuştuk.
İngiliz hukukçu ve Yargıçlar ile tartışınca kendi sistemlerini çok iyi bildiklerini görüyordum. Ancak hayretle Kontinental sistemin ilkelerini ve sorunlarını yeterince bilmediklerine tanık oluyordum. İngiltere AB ye girinceye kadar Kontinental sistemi öğrenme gereği duymadıklarını zannediyorum.
Anglosakson sistemde Yargıcın görevi tarafsızlığını koruyarak dava sonuna kadar bir hakem gibi davayı yönetmektir. Kontinental sistemde ise yargıç gerçeği doğrudan kendisi arar. İngilteredeyasal bir değişiklikveya reform yapılırken bu temel farklılık dikkate alınmalıydı. Bu nedenle Yargıçların Yargı sürecine müdahalesini artırmayan, bir davada tarafların kendi aralarında sorunları çözmelerini zorlaştırmayan değişiklikler yapılması gerektiğini düşünüyorduk. Nitekim Woolf reformlarının bir bölümü, örneğin “Uzlaşım” böyledir. Ancak bu ve bunun gibi sisteme uygun değişiklikler yapılırken “Yargıçların yetkisini artırıp davalara daha fazla müdahalesini sağlayarak sorunları çözelim” düşüncesi ile değişiklikler de yapılmıştır. İlk anda yararlı gibi görünen bu değişiklikler beklenen sonucu vermemiş aksine sistemi bozma tehlikesi yaratmıştır. Biz Anglosakson sisteme uymayan ilkelerin çelişki yaratacağına ve sorun çıkaracağına inanıyor ve bu görüşümüzü çeşitli platformlarda ifade ediyorduk.
Bu görüşler içinde İngilterede bir resepsiyonda Sir Harry Woolf la yani reformları yapan kişi ile karşılaştım. Kendisi ile Woolf reformlarını tartıştım.Bu tartışmamız resepsiyonda bulunan hukukçuların dikkatini çekmişti. Resmimizi çekenler oldu. Bu resimlerden biri yukarıda görülmektedir.
SirWoolf a özetle şunları söyledim: “Kontinental” usul hukuku ilkelerini İngiliz usul hukuku içine almak hatalı sonuçlar doğurabilir. Bildiğiniz gibi biz KKTC de Anglosakson hukuk sistemini uygulamaktayız. Türkiye'de ise Kontinental sistem uygulanmaktadır. Türkiye bizim Anavatanımızdır. Türkiye ile çok yakın ilişkiler içindeyiz. Türk hukuk sistemini tanıma olanağına sahip olduk. KKTC iki hukuk sisteminin yan yana uygulandığı bir laboratuvar gibidir. İki sistemin farklılığını ve dikkatsizce bir birine karıştırmanın yaratacağı sorunları en iyi bilen KKTC hukukçularıdır. Reformları gerçekleştirmeden önce bizdeki deneyimlerden yararlanmanız iyi olurdu.”
“Reformlar arasında yer alan“Case Management” Yargıçlara usul alanında daha fazla yetki vererek ve Yargıçların yargılama prosedürüne daha fazla müdahalesini sağlayarak Yargı sistemini geliştirmeyi amaçlamaktadır. Halbuki bunlar Kontinental hukuk sisteminin ilkeleridir. Teoride doğru gibi görünseler bile uygulamada ümit edilen sonucu vermezler.”
“Yargıya başvurmayı zorlaştırmak veya pahalı hale getirmek de son derece hatalıdır. Çünkü halk Yargıdan ne kadar çok yararlanırsa ve adil kararlar verildiğini görürse Yargı görevini o kadar iyi yerine getirmiş olur.”
SirHarry Woolf un yaptığım eleştirilerden memnun kaldığını söyleyemem. Verdiği yanıtta “Case Management” ın Yargı yı süratlendirmek ve Yargı masraflarını azaltmak için yapıldığını söyledi. Ona bu ilkelerin uygulandığı Koninental ülkelerde davaların daha uzun sürdüğünü ve daha masraflı olduğunu söyledim. Konuşmamızda kendisinin Kontinentalülkelerde yaşanan sorunları yeterince bilmediğini hayretle gördüm.
Açıkça söylemese de yapılan değişikliklerin AB ye uyum sağlamak amacıyla yapıldığını düşündüm. “Case Management” dışında Woolf reformlarının büyük bölümünü takdir ettiğim için aramızda bir kırgınlık olmadan ayrıldık.
Yasalarda yapılan bir değişikliğin uygulamada nasıl sonuç doğuracağı önemlidir.
“Case Management” in İngilterede ne gibi sonuçlar doğurduğunu incelemeye devam ediyoruz. Tahminimin aksine “Case Management” in İngiliz Yargısına korktuğum kadar büyük zarar vermediğini görerek memnun oluyorum.
Anglosakson hukuk sisteminin “Adversarial” özelliği yüzyıllarca devam etmiş, büyük emekler sonucu oluşmuş köklü bir özelliktir. Bu özellik İngiliz yargısının temelidir. Bu temelin kolay kolay bozulmayacağını ve İngiltere Yargısının fazla etkilenmeden bu fırtınayı atlatacağını düşünüyorum.Nitekim Woolf reformunda yer alan “Case Management” in fazla uygulama alanı bulamadığını ve bir formalite olarak kaldığını işitiyoruz. Ancak aynı ilkelerin KKTC hukuk sistemine kabulü acaba nasıl bir sonuç doğuracaktır? Yargı sistemimizi alt üst edecek değil mi?
Sanırım bir çok genç hukukçu benim “Case Management” konusunda bu kadar olumsuz görüş sahibi olmamı sorgulayacaktır. Belki de kendi kendine “Bizim bir Yüksek Mahkeme Başkanımıza,İngilterde reform gerçekleştirmiş bir İngiliz Yüksek Mahkeme Başkanını eleştirecek kadar ters görünen ne idi?” diye soracaktır.
Acaba niçin Kontinental ilkelerin sorun yaratacağından bu kadar emindik ve çekinmeden yapılanları eleştiriyorduk? Bu soruya yanıt verebilmek için Kıbrısta yaşadığımız deneyimlere göz atmamız yararlı olacaktır.
Yazımızın yarınki bölümünde Türkiye hukuk sisteminin KKTC ye yaptığı etkileri gözden geçireceğiz.