Antik Yunancası “ Gnothi Seauton” ve Latincesi “Nosce Te İpsum” olan ve Delphi’de Apollon Tapınağının alınlık dediğimiz giriş mekanının hemen üzerinde yazılı olan bu vecize aslında bir kişinin tüm yaşamını ifade etmektedir. Bu vecize en azından beş antik Yunan bilgesine atfedilmiştir: Spartalı Chilon, Miletli Thales, Sokrates, Pisagor ve Atinalı Solon….
Aslında üniversite tahsilim sırasında hayranlıkla takip ettiğim Yunan Felsefesi derslerimizde filozofların en saygıdeğer olanlarından Sokrates’in öğretisinin özünü de “Kendini bil” vecizesi oluşturuyor. Bazen bu vecizenin Yunancadan çevirisi “ Kendini tanı” olarak da karşımıza çıkar.
Tabi bu vecizenin versiyonlarını da bir çok farklı kültürün felsefecilerince değişik şekilde dile getirilişine de şahit olmuşuzdur zaman zaman. Bakınız Yunus nasıl dile getirmiştir kendince : “ ilim ilim bilmektir; ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen; ya nice okumaktır”.
“Kendini bilmek kolay olmayıp çok zahmetli bir sınavdır. Fakat bir sınavın üstesinden gelmenin tek yolu, ne kadar zor olursa olsun onunla yüz yüze gelebilmektir. Bu kaçınılmazdır. Aslında insanların ta en derinlerindeki öz nedeniyle hakikati bilmelerine karşın bu, çıkar, maddecilik, güvensizlik ve korku denen kalın ve baharatlı bir kabuğun altında gömülü kalmıştır. Çünkü varoluşlarının tüm dakikalarını yüzeysel, yapay, geçici, hoş lezzetli, hoş görünüşlü tasarılar yapmakla geçirip, yaşamlarının pek az zamanını sonsuz varlıklarını geliştirecek eylemlere ayırırlar.
Halbuki evren hala tasarlanmakta olan bir projedir ve maalesef insanlar birer varlık olduklarını anlayamayacak kadar meşgul görünmektedirler. Bu nedenle de hakikati yaşamak yerine, koşulların ve durumların evrensel yasayı, konfor, maddecilik ve güvensizlik altına gömmelerine izin verirler. Hakikati yaşayamayan çoğu kişi belirli ritüellere uydukları takdirde gelecek cennetimsi bir durumda keyiflerini süreceklerini inandıkları sonsuz bir mutluluk düşüncesine sığınırlar.
Fakat evrende bizim tarafımızdan gözlemlenebilir her şey geçici olduğundan ve ne ebedi var olmaya ne de yok olmaya değil de yalnızca sonsuz bir dönüşüme tabi olduklarından kolayca gözlemlenemeyenin de aynı evrensel sabit değişim yasasına uyacağını öngörmek akıllıca olur.
Doğaldır ki hakikati yaşamak çok güç bir iş olup yüksek bir düşünme gücü ve bilinç gerektirir. Buna karşın bir çok kişi düşündüğünü sanır. Halbuki tek yaptıkları önyargılarını yeniden düzenlemektir. İşte bundan dolayı son aşama olan kendini bilmeyi öğrenmek zordur.” (S. Aytaç)
İşte tüm bunların ışığında gerek sivil yaşantınızda gerek iş hayatınızda başarıyı yakalayıp bir yerlere gelmek ve psikolojik olarak mest modunda tatmin olmak istiyorsanız her şeyden önce kendinizi bilmelisiniz.
Bu söylenenler siyasi yaşamda yer alan aktörler için de temel ideolojik hedef olup her türlü politik tezlerini de bu yönde geliştirip halkın karşısına çıkma yüzünü bulma ergenliğine gelmelerini gerektirir aslında.
Eğer kendini bilirsen gücünü de bilirsin, kapasiteni de bilirsin, seçmenini de bilirsin, oy oranını da bilirsin ve boyunu aşan, senin kendi kendini dev aynasında değil de boy aynasında görmeni sağlayan bir mutluluğun verdiği huzura kavuşursun.
Egonun peşine takılıp gitmemek lazım son tahlilde…..
Değerler üzerine inşa edilmeyen bir siyaset ancak bir heves olarak kalır ve geçici olur.