2004 yılından bu yana sınır kapılarının açılşması barışa ve iki toplumun biraraya gelmesine bir nebze de olsa katkı sağlarken birilerinin cebinin dolması yönünde de azımsanmayacak gelir sağladı.
Kuşkusuz bunların başında sınır kapılarında yaşanan kaçakçılık olayları geliyor.
Özellikle canlı hayvan ticarei, et ve sebze konusunda süregelen kaçakçılık ülke ekonomisine büyük zarar verirken hayvan üreticilerinin ve çiftçileri korkulu ruyası haline geldi.
Yeşil hat tüzüğü ile yasal yollardan satmaya çalıştığımız ürünler yapılan yanlış ilaçlamalar sonucu geri gönderilirken, buraya gelen kaçak ürünün ise haddi hesabı yok.
Buna bireysel olarak güneyde yapılan harcamalar da eklenince ekonominin uçması değil yerlerde sürünmesi çok da şaşırtıcı değil.
Elbette burada milliyetçilik yapıp insanların neden oradan alışveriş yaptığını sorgulamak yerine yasaların yaptırım gücünü, gümrükçülerin ve sınır kapılarında çalışan polisleri mercek altına almayı tercih ediyorum.
Çünkü aynı mal çok daha ucuza alınabiliyorsa bu noktada kimseyi yargılamak bana düşmez.
Ancak Maliye Bakanı Ersin Tatar dün bir kabulu sırasında yaptığı açıklamada kaçakçılığın önüne geçmek için her türlü önlemin alındığını ifade ederken bilgisayar ve otomasyon sitemlerinin de kullanıldığını açıkladı.
Bunun yanında kapılarda çalışan gümrükçü ve polislerden duyarlılık talebinde bulunurken kaçakçılığın ve kayıt dışılığın ülke ekonomisine verdiği zararlara değindi.
Benim esas merak ettiğim ise kameralar karşısında duyarlılık talebinde bulunan Maliye Bakanımız acaba sınır kapılarında çalışan gümrükçü veya polis memurlarının kazançlarını hiç sorguluyor mu?
Ortalama bir memur geliri ile nasıl bir yaşam standardını yakalanabileceği açıkça belli iken bu tip kilit noktalarda çalışan insanların nasıl bu derece refah içinde yaşadığı düşünülüyor mu?
Ya da benim bile sıradan bir vatandaş olarak Metehan Sınır kapısında şahit olduğum olaylara ne demeli…
Tepesine kadar mobilya doldurduğu kamyonetini gümrük memuruna göz kırparak Metehan’dan rahatlıkla geçiren vatandaş karşısında polisin nasıl sessiz kaldığı birileri açılayabiliyor mu?
Ya da bundan birkaç yıl önce Metehan Sınır Kapısın’da sahte evrak düzenlemekle suçlu bulunan polis memurlarının akıbetinin ne olduğu hatırlanıyor mu?
Aralarından birkaç torpilsiz günah keçisinin işine son vermek dışında diğerlerinin başka bölgelerde ve birimlerde çalışmaya devam ettiği yalanlanabilir mi?
Tüm bunlar ışığında da gümrükcüler ve polislerin uyum içinde çalıştığı sınır kaçakçılığı olaylarında hangi otomasyon veya bilgisayar sisteminin düzeni değiştirmeye gücü yeteceği söylene bilir.
O yüzden üzülerek kabul ediyorum ki üreticiler daha kaçakçılıktan çok şikayet edecek, gelip giden bakan’lar bunun engellenmesi için daha çok çaba harcayacak ve tüm bunlar arasında birileri oturduğu yerde cebini doldurmaya fazlasıyla devam edecek…