Ailesi Rumeli’den göçenler iki savaşın mağdurudur: İlki, 93 Harbi olarak bilinen, 1877-1878 arasında
gerçekleşen Osmanlı-Rus Savaşı’dır. Bu savaşın göçe etkisi uzun süreli etkisi olmuş, 1895’e dek 1
milyonun üzerinde Rumeli Türkü doğdukları topraklardan kovularak, kopmuştur. İkinci savaş ise 1912
yılında başlayan I. Balkan Savaşı’dır. Bu savaşta, NTV Tarih Dergisi’nin attığı başlıkla, Osmanlı ordusu
‘550 senelik Rumeli’yi 1 haftada kaybetmiştir’. Bulgar, Sırp, Karadağ ve Yunanların Makedonya ve
Trakya’yı ele geçirdiği bu savaşın ardından, 1913’deki II. Balkan Savaşı’nda, Osmanlı Devleti sadece
Edirne’yi geri alabilmiştir.
Kıbrıs Türk toplumu göçmenin, yersiz yurtsuzlaşmanın ne anlama geldiğini kendi tarihinden bilir.
1890’ların başında bir kolu Rumeli’den, diğer kolu Rus steplerinden göçmüş aile büyüklerim nedeniyle
ben de bilirim. Bazen göçmenliğin insan karakterini biçimlendirmekte bir tür genetik taşıyıcılık
yaptığını düşünürüm. Göçmen bir aile geçmişiniz varsa, hayata dört elle sarılan biri olmanız büyük
olasılıktır. Göçmenlerin çalışkanlığı, bilinçdışına yerleşmiş savaş, yersiz yurtsuzlaşma ve mülksüzleşme
korkusundan ileri gelir. Olur da bir gün gene göç etmek zorunda kalırsak, elimizin altında aç ve sefil
kalmamızı önleyecek yeterli maddi birikim olmalıdır. Göçmenler mülksüzleştirildikleri için mülk
biriktirmeye eğilimlidir. Aradan yüz küsur yıl geçmiş olabilir, göçmen yarına odaklı yaşamaya devam
eder. Evindeki eşyaları atmaya kıyamamak, bir başka göçmen hastalığıdır. Giysiye ihtiyacı olan birine
ihtiyaç fazlası eşyalarınızı verirken içiniz cız eder. Cimrilikten değil elbette. Genetiğinize işlemiş, yarın
başıma beklenmedik bir şey gelirse kaygısının bir başka eseridir bu. Bazı göçmen torunları, bugün
hala çantalarında, acıktıklarında yiyebilecekleri bir şeyler bulundurmayı ihmal etmez. Aniden aç
kalırsam endişesi, çantalarına atıştırmalık bir şeyler koymayı, bilinçdışı bir sezgiyle alışkanlık haline
getirmelerine neden olur.
Her tür zorluğa katlanabilir çoğu. Dondurucu soğukta, yerde yatabilir; sıcakta of puf çekmeyebilirler.
Azimle birçok işi bir arada yapabilmelerini, yakın atalarının göç yollarında yaşadığı perişanlığı bir
kez daha yaşayacakları kaygısına borçludurlar. Yoksunluklar karşısında itidallidirler ama kolay kolay
yoksullaşmazlar. Gelecek odaklı yaşadıklarından, geçmişlerini toparlayamaya vakitleri kalmaz.
Geçmişlerini biriktirme özürlüdürler denebilir. Birçok göçmen torunu göçten en az bir asır geçmiş olsa
da, kişisel tarihini biriktirmekten acizdir. Geleceğe hızla koştuklarından, geçmişlerinin önemli olayları
bu sürata yetişemeyerek, çok geride kalabilir ve silikleşebilir. Bugünü yarına kurban eder, dünün en
büyük travmalarını yarın için rahatlıkla aşabilirler.
Efkarlıdırlar. Yaşamı heyecanla kucaklamalarına karşın, nereden ileri geldiğini bilemedikleri sert
bir hüzün onlara her zaman eşlik eder. İnatçıdırlar, pes etmezler. Mücadeleci olmaları ‘hırslı’;
sertlikleri, ‘soğuk’ ve ‘zor’ karakterde insanlar olarak yaftalanmalarına neden olabilir. Halbuki, yıkıp
yeniden inşa etmeye genetik yatkınlıklarıdır, onları zor devrilir kılan. Yersiz yurtsuz kalma kaygısı
yerleşikleşmelerini sağlasa da, yerleşiklik, göçmenler için kaygan bir zemindedir. Yerleşik düzenlerini
kolaylıkla bozup, başka bir ülkeye yerleşebilir; kök salsalar da, kendilerini yersiz yurtsuz hissetmekten
kurtulamayabilirler. Göç, yer ve yurt sahibi olma duygusunu örselemiştir bir kere ve bunun geriye
dönüşü hiçbir zaman olmayacaktır. Her şeye sahipken, bir şeye sahip olmanın imkansız olduğunu
atalarından bilirler. Göçmenlerin devrimci mirası taşıdıkları tek kalıcı ‘yer’ de burasıdır.