Küçük bir çocuktum “kayıp” kelimesini ilk kez duyduğumda...
Bir türlü anlayamamıştım insanlar nasıl “kayıp” olabilir.
Ne demekti kaybolmak yollarını mı kaybetmişlerdi acaba bunca insan bu küçücük adada? Bu da mümkün değildi tabii ama nasıl oluyor da yıllardır dönmediler diye şaşırmıştım kendi kendime. Sonra büyüdükçe daha iyi anladım “kayıp” olmanın kaybolmakla aynı olmadığını.
“Kayıp” olmak gidip de dönmemekti bir daha ama yine de inadına belki döner diye beklemekti yıllarca.
Gazeteci- Yazar Sevgül Uludağ tarafından kaleme alınan “İncisini Kaybeden İstiridyeler” kitabını okuduktan sonra da ne çok kaybımız varmış diye şaşırdım ve çok üzüldüm gidenler kadar gride kalanlar adına.
O gün bu gündür hep ilgimi çekti bu konu araştırdım, sordum kayıplara tanıklık edenlerle konuştum. Yazılan, çizilen hatta bulunandan fazla kayıplar olduğunu öğrendim zamanla.
Ancak yakınlarını bulmak için bazı ailelerin hiç başvuruda bulunmadıklarını da fark ettim. Bu duruma da şaşırdım ama onlar anlattıkça olara da hak verdim.
Giden gitmişti, kayıplarını bulmak onlar için bir şey değiştirmeyecekti esas görmek istedikleri ise barıştı artık. Bunun için bir adım atmak bir katkı koymaktı dertleri.
Tıpkı pek çoğumuzun ortak isteği gibi.
Geçtiğimiz hafta Ara Bölge’de açılan “Gerçeğin Rengi” sergisi de barışa konulan katkılardan sadece biriydi ama çok da önemliydi.
Her resim sergisi gezdiğimde keşke resim yapabilsem diye düşünürüm ama bu sefer gerçekten çok üzüldüm resim yapamadığım için barışa çizdiklerimle katkı koymadığım için.
İki Toplumlu Kayıp Yakınları ve Katliam ile Savaş Kurbanları İnisiyatifi - Birlikte Başarabiliriz Örgütü ve Nilgün Güney Atölyesi’nin bir araya getirdiği sanatçılar sekiz aylık atölye çalışmaları sonucunda ortaya çıkarmıştı bu eserleri.
Ancak öncesinde her iki toplumdan kayıp yakınları ile buluşarak konuşulmuş, katliamların yaşandığı yerleri ve gömü alanları dolaşılmıştı. Bir anlamda tarihe tanıklık etmişti sanatçılar.
Öyle tek başına ilhamla ortaya çıkacak eserler değildi zaten bunlar ancak acıya tanıklık eden ve acıyı kalplerinde yaşayan sanatçılar çizebilirdi bunları.
Öyle derin ve büyük acılar öyle ince mesajlar vardı ki o resimlerde.
Acıyı renklerle anlatmıştı onlar. Hem renkliydi o tuvaller hem de bir o kadar siyah beyaz.
Bazı tablolar hem kayıplar anlatılıyordu hem de barışa çağrı yapılıyordu adeta.
Gelin kayıplarımızla birlikte acılarımızı da geçmişe gömelim deniyordu açıkça.
Bir grup insan daha başarmıştı bir çizik atmayı barışa ve yaşanan acıların tek taraflı olmadığını hatırlatmıştı bir kez daha.
Kıbrıslı Rum, İtalyan ve Suriyeli sanatçılar yanında Kıbrıslı Türk sanatçıların resimleri beni ayrıca çok etkiledi.
Aydan Lisaniler, Deniz Tevfik, Eda Gökçe, Ferah Kaya, Mehtap Önem, Nilgün Güney ve Zalihe Şakir çok güzel eserler çıkarmıştı ortaya hem de bu topraklarda yaşanan orta acılardan ilham alarak.
Adadaki barışa biraz daha katkı koyan bu sergi gelecekteki yeni projelere de ilham olacak nitelikteydi hem de yaşanan bunca acıya karşılı iyi ki sanat ve sanatçılar var dedirttirecek kadar.