“Her ölüm erken ölümdür biliyorum Tanrım der” Cemal Süreyya...
Katılıyorum, hele de arkada kalanlar ve onu sevenler için...
Can Denktaş’ın ölümü de erken ölümdü daha önceden giden niceleri gibi.
Yayınlanan haberlere bakıyorum içerikleri neden ve nasıl sorularularına cevap vermeye çalışıyor.
Borcu vardı, psikolojik sorunları vardı mahkemede davaları vardı falan filan.
Oysa benim aklıma Can Dündar’ın Milliyet’te yayınlanan bir yazısında anlattığı hikaye geliyor.
Dündar tekerlekli sandalyede yaşayan Profesör Mori’nin öyküsünü anlatmıştı o yazıda.
Bir yandan çok etkileyici bir yandan da çok üzücü bir hikayeydi bu...
Mori hayatı boyunca öğrencilerine şunu öğütlemişti:
“İnsan ölmeyi öğrenince yaşamayı da öğrenmiş oluyor. Budistlerin yaptığını yapın ve her sabah omzunuzdaki küçük kuşa sorun:
‘-Kariyer maaş, ev, araba taksitleri... Hayattan istediğim şey bu mu? Olmak istediğim insan mıyım? O gün, bugün mü? yada Hazır mıyım?’
Hazırmıydık gerçekten istediğimiz gibi yaşamaya yada istediğimiz zaman ölmeye...
Soruyormuyduk ki hiç kendimize... Hayatın akışına bırakıp kendimizi yaşıyorduk öylesine.
Dönüp de bir türlü omuzumuzdaki o küçük kuşa diyemiyorduk “yaşamak istediğim hayat” bu mudur diye. Yaşıyorduk işte.
Oysa ne kadar güce ve paraya sahip olursak olalım, yaşamak istediğimiz hayatı satın almaya yetmiyordu ne paralarımız ne makamlarımız.
İnsan hayatında yaşamak istediği hayatı yaşayabilmek ayrı bir meziyet yada meydan okuyuştu belkide.
O yüzden konuşmayalım bence kimsenin ölümünün ardından pervasızca...
Bir kuş konduğunu düşünelim onların da omuzlarına ve kendilerine “istediğim hayat bu mu diye sorduklarını” hayal edelim...
Nasıl yaşamayı istedikler gibi, nasıl ölmeyi istediklerine de karar verme cesaretini kendilerinde bulunduklarını düşleyelim.
Ve onları Allah’a emanet edelim sadece...




Ölüyorum tanrım
bu da oldu iste
her ölüm erken ölümdür
biliyorum tanrım
ama ayrıca aldıgın şu hayat
fena degildir
üstü kalsın