İşimiz hikaye anlayacağınız; son yıllarda bu ülkede yaşadığımız olayların bir özetini yapacak olursak kulağa hikaye gibi gelir sanırım.  Ama bu hikayenin ne başı, ne ortası, ne de sonu güzel ve mutluluk verici değil.

Her hikayenin kahramanları, hoş karakterleri olduğu gibi bazen de kötü ve alavere dalavere tipleri olur ya, bizim memleketteki hikayenin baş rolünde nedense hep alavere dalavere tipler, sahte kahramanlar ön planda olma hırsıyla asıl yönetmen koltuğunda oturana şirin görünmek adına bu hikayenin içinde olduğu halkına zulüm eder bir duruma geldiler.

Bir bakıyorsunuz ülkenin Başkenti çöpler içerisinde hastalık kol geziyor kimse umursamıyor, bir bakıyorsunuz ülkenin Başbakanı koltuğuna golla gibi yapışmak için mahkeme koridorlarında “ya sabır” diyerek yerdeki karo seramikleri sayıyor; öte yandan yasalara aykırı olduğu itiraf edilerek günü kurtarma adına Nasrettin Hoca gibi “ya tutarsa” mantığı ile olmayacak kararnameler havalarda uçuşuyor, 3- 4 kilometrelik yol tamiratı için törenler yapılıyor, hala daha resmi törenler için de tam da trafiğin en sıkışık olduğu saatlerde yollar kapanıp provalar yapılıyor (sanki de daha önce 1000 kez aynı törenler yapılmamış ve öğleden sonralar torbaya girmiş gibi), yani anlayacağınız devleti , halkı takan yok sadece en önemli unsur abesle iştigal .

Hal böyle iken bir de dün Ulusal Birlik Partisi’nin temcit pilavına benzeyen ve sakız gibi uzadıkça kabak tadı veren kurultay maskaralığı konusunda Mahkemenin ara emri davası vardı ki sonrasında yaşananlar evlere şenlik.

Her ne kadar mahkemede bu dava devam ederken gerek Sayın İrsen Küçük’ün tavrı gerekse etrafındaki şakşakcı takımının tutumları bir oldu bitti havalarında davranış sergilemeleri ve bu yönde çabuk hırsız ev sahibi bastırır mantığı ile hareket etmeleri zaten yaşanılan bunca sıkıntının içerisinde toplum nezdinde can sıkıcı bir hal almışken Lefkoşa Kaza Mahkemesi’nin almış olduğu karar tam bir soğuk duş etkisi yarattı.

İlginç olan bir diğer konu ise Sayın İrsen Küçük’ün mahkeme kararı ile ilgili alelacele ve pervasızca yaptığı yorumdu. Her kim hazırlamışsa ve bu yazıyı kaleme almışsa çok acemice ve kin ve nefret içeren bir yazı yazmış doğrusu. Bakın İrsen Bey özetle ne demiş:

 " Delege İradesiyle Sahada Kazanılan Zaferi, Masa Başında Farklı Teknik Yöntemlerle, Ters Çevirmeye Çalışan Bir Zihniyetle Mücadele Ettiğimizi Herkesin Bilmesi Gerektiğini Düşünüyorum. Mahkemenin verdiği 'ara emri' kararı, ülkeye hizmet ve sorunlarımızın çözümü konusunda Başbakanlık yetkilerimi sınırlayıcı hiçbir özellik taşımamaktadır. Yargımızın verdiği bu karara saygı duymakla birlikte adaletli bulmadığımızı ve istinafa götüreceğimizi peşinen belirtmek isterim. Bilinmelidir ki; İrsen Küçük olarak bu ülkenin Başbakanı ve Ulusal Birlik Partisi'nin Genel Başkanı'yım. Bu karar, bu sıfatlarıma hiçbir şekilde halel getirmemiştir. Mahkemenin verdiği ara emri, halkımıza ve partime vereceğim hizmetleri engellemeyeceği gibi, partimiz de, artık herkes tarafından açıkça bilinen malum çevrelerce götürülmek istenen aciz duruma sürüklenmeyecektir. İstismar etmek isteyenler bilmelidir ki; bu karar, ne ülkeyi, ne de büyük Ulusal Birlik Partisi'ni kaosa sürüklemeye muktedir değildir. Bu karar, olsa olsa istismarcıların diline malzeme olur, bunun sorumluları da partimize hesap vermekten kaçamayacaklardır. Genel Başkan yetkilerini kullanmasa dahi, Ulusal Birlik Partisi ülkeye ve halkımıza hizmet yolunda kararlılıkla, etkinlikle faaliyetlerini sürdürecek güçte, büyüklükte ve kabiliyettedir. Biz buradayız, görevimizin başındayız, halka ve partimize olan sorumluluğumuzun bilincinde, hizmet için var gücümüzle çalışıyoruz.”

Aman tanrım;  ben İrsen Bey’in yerinde olsam bu yazıyı önüme koyan Danışman veya akıl hocasını derhal işten atar, tüm haklarından mahrum eder ve yanıma bile yaklaştırmazdım. Bu yazıyı doğru okursanız içerisinde gerek Mahkeme’ye gerek kendi parti üye ve delegelerine gerekse halka birçok tehdit ve nefret unsurları görürsünüz.

 Bakınız, " Delege İradesiyle Sahada Kazanılan Zaferi, Masa Başında Farklı Teknik Yöntemlerle, Ters Çevirmeye Çalışan Bir Zihniyetle Mücadele Ettiğimizi Herkesin Bilmesi Gerektiğini Düşünüyorum” ne demek? Şu demek; ben bunca zaman bu delegeyi her fırsatta yedirdim içirdim, işe aldım, arsa dağıttım, gönüllü dairelerde çalıştırdıklarıma iş sözü verdim ve Kurultay’da kıl payı birazcık daha fazla oy aldım ve Başkan oldum ama rakibim masa başında farklı teknik yöntemler kullanarak yani hukuğa güvenerek mahkemeye gidiyor ve benim alengirli işlerimi ters çevirmeye çalışan bu hukuktan medet uman zihniyetlerle mücadele ediyorum demek.

Peki “Yargının vermiş olduğu karara saygılıyız ama adaletli bulmuyoruz” ne demek? Şu demek; bu kararı alanlar benden gıcık kaparlar ve yanlıdırlar, bu nedenle yanlış bir karar alsalar da napalım uymayız ama  saygı duyarız demek.

Peki “İrsen Küçük olarak bu ülkenin Başbakanı ve Ulusal Birlik Partisi'nin Genel Başkanı'yım.” Ne demek? Şu demek; ben mahkeme kararına rağmen bu alınan kararı adaletli bulmadığım için kale almıyorum ve hem Parti Başkanlığımı hem de Başbakanlığı Paşa Paşa yaparım demek. Aslında mahkemenin almış olduğu karar İrsen Beyi Partinin Yetkisiz Başkanı konumuna düşürürken Başbakanlığı ile ilgili bir yaptırımı olmadığı için bu konuda şimdilik bir sorun yok.

Yani anlayacağınız demokratik bir hukuk devletinde yaşadığımızı her fırsatta dile getirenler bugün bağımsız mahkeme kararlarına ateş püskürüyorlar . Bu ne tezat, bu ne ikilemdir böyle .

Yıllardır bunca siyasi haksızlığa mahkum edilen ve bu uğurda mücadele eden halkın yaşadığı gerçek haksızlıkların yanında sizin de kendinize göre “haksızlığa uğradığınızı iddia etmeniz” komik kalır doğrusu.  Bu durumda yapılacak en asil davranış mahkeme kararına saygı duyarak istinafa da gitmeden en erken zamanda Kurultaya gitmek, ardından da “biz bu hükümetçiliği beceremedik” deyip erken bir seçime gitmek olacaktır. Artık bu halk masala doydu sanırım…..