Dün mecliste çok önemli konulardan biri gündeme geldi. 0n ay öncesine kadar CTP’nin DP ile aldığı ortak karar ile bir çevre felaketi öyle ya da böyle önleniyordu. Ama ayni hükümet şimdi 360 derece nasıl olur da on ay önce alınan kararın aksine bir karar üretebildi onu anlamış değilim.

Zamanında çevre örgütleri dahi büyük tepki verdiği taşocakları yine gündeme geldi. Ham maddenin ihracatına izin verilmezken bir anda çevresel felaketler göz ardı edildi ve ham madde ihracatına izin verilmesi gündeme geldi. Şaştım doğrusu!

Öncelikle yasaları düzenleyenler yine hükümetin yetkilileridir. Bu yönde hiçbir adım atılmadı. Yıllardır kanayan yara olan Karayollarına ait Taşocağı kapatılmak için bekliyor ama kimsenin de gücü o taş ocağını kapatmaya yetmedi. Neden acaba? Taşocaklarında çıkan ham maddeler bugün bizi rahatsız ederken sırf çıkarlar göz önünde tutularak ham madde ihracatından bahsediliyor. Taş ocaklarına işletme izinleri dahi verilmemesi ve var olanların da iptali gerekirken, neden güzelim ülkemin ekolojik dengesini bozmalarına izin veriliyor? Sayın Serdar Denktaş’ın dediği gibi 2017 yılına kadar bu ülkenin taşı toprağı ihraç edilerek satılacak.

Şahali aldığı fevri kararların arkasında duruyorsa ne ala. Ama yarın aldığı kararların altından kalkamayacak kadar büyük riskler alırsa işte o zaman işi çok zor olacak. Bakın ne diyor Sayın Şahali; ‘’Çevre etkisi bakımından olumsuzluk söz konusu değilse ve oradaki varlığın değerlendirmesi için ÇED uygunluğu varsa o zaman o madde en iyi şekilde değerlendirilir”. Yani ihracata hazırız demek bu. Ne kadar da kolay söylenebiliyor bazı sözler.
Yani biz kendi kendimize yettik kaldı ihracatımız. Oyduk oyduk yok ettik dağlarımızı… Daha neyini oyacağız onu anlamadım. Biz kendimize yettik de kaldı ihracatımız.

Ben uzun süre bu konuda mücadele veren Hakan Dinçyürek’i kutlarım. Siyasi görüşü ne olursa olsun bu konuda tek doğru duran o oldu.
Taş ocaklarının önce insanımızın sağlığına, sonra ülkemizin doğal kaynaklarına verdiği zarar ortada iken neden mevcut karar uygulanmayarak bu konunun aksine bir karar üretilmek ve ihracat yapılmak isteniyor.

Bir konunun ülkenin menfaatine düşünülmesi taraftarıyım. Zamanında Sayın Bakırcı’yı Çevre Bakanı iken görevinden eden Marsilya olayının üzerinden çok geçmedi. Bu konunun bugün yine gündeme gelmesi ve altında yatan gerçeklerin gün yüzüne çıkması kimse için iyi olmayacak diye düşünüyorum.
Ülkemizde yine bir çevre felaketi yaşanacak. Çevre Örgütlerinin bu konuda duyarsız kalmayacağını düşünüyorum. Olası bir felakette önlenemeyecek büyük yaralar alacağımız kesin. Bu hayal edilen ihracatın hayata geçmemesini temenni ederim. Yoksa işimiz bembeyaz bir duman!