KKTC Yaşanan Deneyimler
 
1963 den sonra hukuk alanında Anavatan Türkiye ile çok yakın ilişkiler içine girdik. İki ülkede uygulanan hukuk sistemlerinin farklı olması nedeniyle sorunlar yaşamaya başladık. Ortaya çıkan sorunların giderilmesi amacıyla o tarihlerde Kıbrıs'ta görev yapan Prof .OrhanAldıkaçtı, Türk Hukuk Sistemini ülkemize getirme çabaları içine girdi.
 
Anglosakson sistemde  Ceza Yasalarında  suçlara verilecek cezaların sadece yüksek sınırı belirtilmektedir. Dolayısıyla Yargıcın çok az ceza vermek veya hiç ceza vermemekle, yasada belirtilen en yüksek cezayı vermek arasında herhangi bir cezayı verme yetkisi vardır. Prof. Aldıkaçtı ilk adım olarak bunun değişmesi ve yasada alt sınırın da belirtilmesi gerektiğini öne sürdü. Basit gibi görünen bu değişiklik aslında tüm sistemin değişmesi anlamına geliyordu. Kıbrıs'ta görev yapan İngiltere'de eğitim görmüş hukukçular bu girişime karşı çıktılar. Daha sonra biz Türkiye hukuk fakültelerinden mezun olanlar da farklı bir gerekçe ile karşı çıkanlara katıldık.
 
İngiltere mezunları tanımadıkları bir sistem olduğu için Türk hukuk sistemine karşıydılar. Biz ise objektif bir kıyaslama sonunda Anglosakson hukuk sisteminin Kontinental hukuk sisteminden daha iyi olduğu kanısına vardığımız için karşı çıkmaya karar vermiştik. Bu nedenle düzenlenen konferanslarda Kıbrıs'ta uygulanan Anglosakson hukuk sisteminin Türkiye'de uygulanan Kontinental hukuk sisteminden daha iyi olduğunu ve bu nedenle değiştirilmemesi gerektiğini savunduk.
 
O tarihlerde Sn.Bülent Ecevit de bizimle aynı doğrultuda görüşler öne sürüyor ve Kıbrıstaki hukuk siteminin bozulmaması gerektiğini, aksine Anglosakson hukuk sistemindeki ilkelerden yararlanarak Türk hukuk sisteminde reform yapılmasının uygun olacağını söylüyordu. Bu ortamda biz de Kontinetal hukuk sistemini eleştirmeye başladık ve Anglosakson sistemin devamında ısrarlı olduk. Türkiye'nin üst düzey hukukçuları da yaptığımız tartışmalarda, onlar da öne sürdüğümüz görüşleri destekliyorlardı.
 
11-12 Şubat 1999 da Ankara’da gerçekleşen hukuk forumunda iki sistem arasındaki farkları örnekler vererek anlatmaya çalıştım ve bizim hukuk sistemimizin daha iyi olduğunu savundum. Bu konuşmamdan sonra o tarihte Yargıtay üyesi olan Sn. Sami Selçuk görüşlerime tamamen katıldığını söyledi. Bir süre sonra Türkiye Yargıtay Başkanı olan Sn. Sami Selçuk,un “Türk hukuk sistemini az bile eleştirdin” dediğini anımsıyorum.
 
Kıbrıs'ta uygulanan Anglosakson hukuk sistemini savunmamızın nedeni teorik görüşler değil, iki sistem arasındaki farkları pratikte görerek saptamış olmamızdı. Bizim için önemli olan hangi sistemin halkın ihtiyaçlarını daha iyi karşıladığı ve daha adil olduğu idi. 1974 den sonra ülkemiz iki sistem arasındaki farkların saptanabileceği bir laboratuvar haline gelmişti.  Sanırım dünyada hiçbir yerde iki sistem KKTC de olduğu kadar yakınlaşmamış  ve iki sistemin farklı olması nedeniyle  sorunlar bu kadar su yüzüne çıkmamıştır. KKTC iki sistemi kıyaslamak ve  aralarındaki  farklılıkları belirlemek için ideal bir  araştırma ortamı oluşturmuştur.
 
Kitaplarda öğrendiğimiz teorik bilgilerle yetinmeyip pratikte gerçekleşenleri öğrenmeye çalışıyorduk. Bu konuda çok ilginç olan durum 1974 den sonra ülkemizde iki farklı hukuk sisteminin yan yana uygulanmaya başlamış olmasıydı. Güvenlik Kuvvetlerine bağlı Askeri Mahkemede Anglosakson sistemi, Girne'deki Kolordu Askeri Mahkemesinde ise Kontinental sistem uygulanıyordu. Bir ülkede görev yapan birbirine bağlı iki ordudan birinde bir hukuk sisteminin diğerinde ise diğer sistemin uygulanması yasal açıdan çok ilginç bir tablo ortaya çıkarıyordu.
 
1974 yılından sonra bir süre Güvenlik Kuvvetleri Askeri Mahkemesinde görev yaptım. Bu devrede Kolordu Askeri Mahkemesi yargıçları ile sürekli olarak bir araya geliyor ve iki sistemi kıyaslayan konuşmalar yapıyorduk. O tarihlerde birlikte suç işleyen askerler oluyordu. Birlikte suç işleyen iki askerden birinin Anglosakson sisteme göre diğerinin Kontinental sisteme göre yargılanması çok ilginç bir tablo ortaya çıkarıyordu. Böylece iki sistemi kıyaslamamız son derece kolaylaşmıştı.
 
Yaptığımız gözlemlerden ve tartışmalardan sonra iki sistem arasındaki farklarıiyice  öğrenmiştik. Bu tartışmalardan çıkan sonuç Anglosakson sistemin Kontinental sistemden daha üstün olduğu idi. Daha süratli idi, gerçeği daha doğru bir şekilde ortaya çıkarıyordu ve daha adil sonuçlara varıyordu. Pratikte ortaya çıkan bu durumu gördükten sonra teoride iki sistemden hangisinin daha iyi olduğunu tartışmamızın bir önemi kalmıyordu.
 
Bu kanıya vardıktan sonra inançlı bir şekilde Türkiye'de uygulanan Kontinental sistemin KKTC ye gelmesine karşı çıktık. KKTC hukukunun kendi sistemi içinde kalarak geliştirilmesi ve kusursuz hale getirilmesi gerektiği görüşünü benimsedik. Sanırım öne sürdüğümüz görüşlerin de etkisi ile Türk hukuk sisteminin KKTC ye getirilmesi çalışmaları fazla  yol kat etmeden durdu. Ancak maalesef daha  sonraKontinental sistem ilkeleri şu veya bu şekilde sistemimiz içine girmeye başladı. Yargıdaki bozulma olasılığının temel nedeni budur.
 
En büyük değişiklik 2008  yılında, 2008 Hukuk Muhakemeleri Usulü (Değişiklik) Tüzüğü ile gerçekleşti. Böylece  “Case Management” diye de isimlendirilen Kontinental kurallar usul hukukumuzakabul edildi. Bu değişikliğin neler getireceğini dikkatle incelememiz gerekmektedir. Değişikliğin ne  gibi sorunlar çıkaracağını anlamak için iki sistemi daha iyi tanımamız gerekmektedir.
 
Anglosakson ve Kontinental Sistemlerinin Özellikleri ve Farkları
Anglosakson sistem usul hukuku açısından  “Adversarial” dır. Yani eşit tarafların karşılıklı mücadelesi ilkesine dayanır. Kontinental sistem  ise “Inquisitorial”dır. Yargıcın kendisinin araştırarak gerçeği   bulmasını gerektirir.
 
Anglosakson sistemin diğer önemli bir özelliği ise yasaların yorumu ve uygulamasında Yargıca geniş  geniş takdir yetkisi tanımasıdır. Ne var ki bu yetki Yargıca keyfi  kararlar vermesi için değil Yargıtay içtihatları ışığında adil kararlar vermesi için tanınmıştır.Kontinental sistemde ise gerek yasaların yorumunda gerekse uygulamasında Yargıç yasaların belirlediği dar sınırlar içinde hareket etmek zorundadır.
 
  “Adversarial” sisteme  göre Yargı iki taraf arasında  gerçekleşen bir mücadeledir. Anlaşmazlık içinde olan iki taraf mücadelelerini Mahkemede sürdürüp davayı kazanmaya çalışırlar. Usul Hukuku, bu mücadeleyi düzenleyen kurallardan oluşur. Usul kurallarının amacı mücadelenin eşit koşullarda yapılmasını  sağlamak ve yargılama sürecinde taraflardan birinin diğer tarafa karşı haksız avantaj elde etmesini önlemektir. Yargıç bu mücadelede tarafsız bir hakem konumundadır. Dava yönetiminde inisiyatifi taraflara bırakır. İki tarafın görüşlerini dinleyip bazen taraflardan birine bazen diğerine katılarak, bazen ise  orta bir  yol bulup adil ve uygun kararlar vererek davayı yönetir. Yargıcın dava yönetiminde inisiyatifi ele alması, davanın nasıl sonuçlanacağı konusunda görüş beyan etmesi,   hele taraflardan birinin lehinde  olacak veyakraldan fazla kralcı görüntüsü verecek bir tutum içinde davayı  yönetmesi  sisteme uygun değildir.
 
 “Inquisitorial (Araştırıcı)” ilkeye dayanan Kontinental sistemde ise yargılama devlet adına yapılmaktadır.  Gerçeği arama ve bulma görevi Yargıçtadır.  Yargıç yargılama işlemine aktif olarak katılır. Tarafların iddialarını dikkate almakla birlikte bunu kendi görevini daha iyi yapabilmek için gerçekleştirir. Usul hukuku Yargıcın görevini daha iyi yerine getirmesini sağlayacak kurallardan oluşur.
 
 Bir örnek verelim. Anglosakson hukuk sisteminde taraflardan biri davanın dinlenmesi için erken gün verilmesini ister ve diğer taraf  kabul ederse yargıç buna uygun hareket etmekte sakınca görmeyecektir. Karşı taraf erken gün verilmesine itiraz ederse Yargıç tarafların gerekçelerini dinleyerek adil ve uygun bir gün tespit edecektir. Bazen davaların uzun süre beklemesi adaletin gereğidir. Bazen ise son derece erken dinlenip sonuçlanması gerekir. Bu durumlarda Yargıç  adaletin gereğini yerine getirecektir. Kontinental sistemde ise Yargıç önceden belirlenmiş  kendi programına  bakarak bir gün tespit edecektir. Emredici kararlarla davayı yönetecektir.
 
Anglosakson sistemde Yargıç usul kurallarını  yorumlarken bu kuralların taraflar arasındaki mücadelenin adil olmasını sağlamak amacıyla konmuş kurallar olduğunu dikkate alır. Tarafların iddialarını özgürce öne sürmelerini engellemez. Aksine tarafların davalarını eksiksiz ve hatasız öne sürebilmeleri için onlara yardımcı olur. Sistemin amacı adalet arayan insanları bu mücadelelerinde özgür bırakmak, bir birlerine  haksızlık yapmadan ve haksız avantaj sağlamadan davalaşmalarına fırsat vermektir.
 
Davanın sonunda Yargıç tarafların iddialarını ve sundukları delilleri özetleyecek ve kendisinin hangi görüşe katıldığını gerekçeleri ile anlattıktan sonra davayı sonuçlandıracaktır. Yüzyıllardan beri İngilterede devam etmiş olan bu  prosedür mümkün olan en adil sonuca ulaşılmasını sağlamaktadır. Eşit tarafların karşılıklı mücadelesi yöntemi Anglosakson sistemin temeli ve garantisidir.
 
Anglosakson sistemde hukuk davalarında izlenen bu prosedürün bir  benzeri de ceza davalarında izlenmektedir. Bu sistemde bir tarafta polis veya  Savcılık yer alarak sanığı itham eder. Karşı tarafta yer alan sanık ise yapılan ithamlara karşı savunmasını yapar. Hukuk davalarında olduğu gibi iki taraf eşit statüdedirler ve eşit koşullarda mücadele ederler. Duruşma esnasında Savcı ile sanık avukatının aynı seviyede bir masayı paylaşmaları  bu eşitliği simgeler. Yargıcın da  iki tarafa eşit mesafede  durarak yargılamayı yönetmesi beklenir.  Kontinental  sistemde ise yargılama devlet adına yapılmaktadır . Bu nedenle Savcılıkla sanık eşit statüde  değillerdir ve öyle görünmelerine  gerek de yoktur. Devlet adına   yapılan suçlamaya sanık yanıt vermek konumundadır.
 
Son zamanlarda Kontinentlal savcıların da avukatlar la aynı masayı paylaşması yönünde girişimler olmaktadır. Ancak bu konu sadece masayı paylaşma konusu değildir. Adversarial sistemin temel ilkelerini yani iki eşit taraf olduğunu kabul etmeden yapılan bir değişiklik görüntüden ibaret olacaktır.
 
Yargıcın inisiyatifi ele alarak emredici kararlarla davayı yönetmesi ilk anda daha süratli ve daha adil bir yargılama olacağı izlenimi verebilir. Ancak pratikte gerçekleşen sonuç bunun tam tersi olmaktadır.