Geçenlerde bir dostum bir akrabası ile aynı genleri nasıl taşıdığından yana şüpheye düşmüş, derdini benimle paylaşıyordu... “Benim de belki hatalarım olmuştur fakat ben akrabamla taban tabana zıt bir mizaçtayım. Cezayir’in Fransız sömürgesi olduğu dönemde, Cezayir halkının haklarını savunanlar vardı ya, kendimi büyük görmeyeyim ama o dönem yaşasaydım halkımın çıkarları için köy köy dolaşır, Fransızların sömürgeci zihniyetine karşı mücadele ederdim. Benim akrabam ise benim tam tersim! Fransız, Cezayirliler kendi müftülerini seçemez dese, olur diyecek. Fransız Yönetimi şeriat kurallarını uygulayacaksınız, Aile Mahkemelerini kuramazsınız dese, başını eğecek. Yönetim, Vakıfların malı zinhar Cezayirlilerin değildir dese, boyun eğecek. Fransız Sömürge Yönetimi Cezayirliler kitapsız eğitim görecek, Arapçayı unutacaklar diye emretse, sesi çıkmayacak. Nasıl o ve ben aynı aileden çıkmışız, hiç anlayamıyorum!”
Akrabasından şikayet eden arkadaşıma, kimsenin aile üyelerini seçme şansı olmadığından, elin beş parmağının bir olmasını beklememek gerektiğinden bahsediyorum. Nafile... Nedense bugün çok konuşkan, devam ediyor: “Ailemin bir adı, şerefi var. Biz bu adı kimseye baş eğmeyerek, gururla anılacağını düşünerek, mücadele vererek yarattık!” Sözünü ister istemez kesiyorum ve ailenin bir üyesinin yaptığından diğerinin sorumlu tutulamayacağını anlatmaya çalışıyorum. “Yok, aynı soyadı mı aynı; bitiriyor bizi bu!’ “Hayda” diyorum ben bu sefer, “Senin kim olduğunu bütün toplum biliyor, ne diye akrabanın yaptıklarından kendini sorumlu tutuyorsun? Bu toplum doğruyu yanlışı ayırt eder, merak etme.” Durur mu; cevabını bekletmeden veriyor: “Sen de benim gibi akşam yattığın yerde uyuyamasan işin o kadar basit olmadığını anlardın!” Kızıyor bana belli. Daha da uzatmak istemiyor ve “kal sağlıcakla” diyerek, yanımdam sabır çekerek uzaklaşıyor.
Halbuki zaman geçtikçe ve olayların gelişimini gördükçe benim dediğime gelecek de şimdi ne demek istediğimi anlayacak halde değil. Sinirli çünkü. Ağrına gitmiş akrabasının yaptıkları. Toplumun vicdanına güvenmekten şaşmamak gerektiğini, toplumun yüreğinin haksızlığa, adaletsizliğe ve yalana müsamahası olmadığını belki de henüz bilmiyor. Hiçbir toplum samimiyetsizlere pabuç bırakmaz. Güvenmediklerini, gözünün içine baka baka yalan söyleyenleri, aşırı hırsına yenilip kaybetmeyi kabullenmeyenleri arasından çıkarır ve kamusal sahneden indirir. Onunla yakın iş birliği içine giren diğer üç kağıtçıları da hafızasına kazır, bir daha yüzlerine bakılmaması için sillesini indireceği uygun anı bekler. O an geldiğinde, arkadaşımın akrabası ve çıkar odaklarının etrafında pervaneye dönen iş birlikçileri için son gelmiştir. Kendi yarattıkları çirkefte nefes alamadıkları gün geldiğinde, arkalarından gözyaşı döken bulamayacaklardır.
Arkadaşım sinirlenip kaçmasaydı yanımdan, ona anlatacaklarımı size anlatmayacaktım kuşkusuz. Kabul edersiniz ki, bunları bugün anlatmasaydım da olmayacaktı...