KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı merhum Rauf Raif Denktaş tarafından memurlara bir tür seçim rüşveti olarak verilmeye başlanan 13. maaşlar konusunu tartışmaya devam ettiğimizde öfke yaratanın 13. maaşlar olmadığını, tepki çekenin 13. maaşların verilme gerekçesi ile maaşların halkın sırtından ödenmesi olduğunu not etmek gerekir.
Kuzey Kıbrıs’ta kamu istihdamı nüfusa göre çok da yoğun olmamakla birlikte kamu istihdamındaki torpil algısı ve personelin yetersizliği toplum genelinde tepkiyle karşılanmaktadır. 2013 tarihli KKTC-Fokus çalışması sonuçlarına göre, toplumun % 54.6’sı kamu çalışanlarını bilgi ve becerileri bakımından yetersiz bulmaktadır. Kamu çalışanlarının % 61’i, toplumun genelinin % 75’i ise kamuda işe alınacakların seçiminde torpil yapıldığını düşünmektedir.
Öte yandan kamu personeli giderleri, emekli maaş ve ikramiyeleri ile birlikte 13. maaşlar da hükümetin yaptığı zamlarla halkın cebinden alınmaktadır. Üstelik devlet memurları da yapılan zamlarla aldıkları maaşların bir kısmını devlete geri ödemektedir! Çünkü devletin bütçe gelirleri içinde nakit akışını sağlayan en önemli gelir kaynağı konumundaki Fiyat İstikrar Fonu sayesinde devlet, yapılan her zamla gelirini artırmakta, yükselen dövizden de ayrıca gelir elde etmektedir.
Kötü yönetim sergileyen politikacıların elinde oy satın almanın en büyük aracına dönüşen kamuda istihdam ve kamunun 13. maaş ve benzeri olanaklarla cazip hale getirilişi, devletin bütçe açığını kapatamayışına ve ülkenin bağımlı bir ülke haline gelişine neden olmaktadır. Tam bu noktada sürekli bağımsızlığa vurgu yapan kamu sendikalarının 13. maaşların ödenmesi için yapılan zamları protesto edişi inanılmaz bir ikiyüzlülük olarak belirmektedir!
Kendi kendine yeter bir ülke olmanın ön koşulu devletin kamu giderlerini kısmasına bağlıdır. Kamuya hak etmediği halde torpille alınan her yurttaş bağımlılığı artırmakta, torpil algısı kamu personeli olmayan toplumun diğer üyelerini ve nitelikli devlet personelinin adalet duygusunu zedelemektedir.
Ne var ki politikacıların kurnaz girişimleri ile susturulan ve yıldırılan memurlar bugün oy deposu olarak görülmelerinin en ağır bedelini ödemektedir. Ülkedeki yoksullaşma artıkça çocuklarının özel okul masraflarını karşılayamayan, borç içinde yaşayan ve bütçesinde aracına koyacak benzin parası dahi kalmayan birçok aile yaşam standartlarını 13. maaşlarına rağmen koruyamamaktadır.
Politikacıların kendi iktidarlarını sürdürmek için yarattıkları kıyak düzenin bir parçasına dönüştürülen memurlarımız suni cennetin arkasındaki cehenneme doğru sürüklenmektedir. ‘Memurlar da çocuklarını özel okullara göndermesin, özel sağlık hizmeti almasınlar’ diyecekseniz önce devlet okullarını ve devlet hastanelerini geliştirecek ve kaliteli hizmet vereceksiniz!
Toplumun bir grubunu suça ortak olmuş günah keçileri yerine koyanlar yarattıkları sürdürülemez düzenin bedelini önce kendileri ödemelidir. O bedel de rejimin aktif politikaya devam eden yaratıcılarının yurttaş tarafından bir daha seçilmemesidir!