Aslında yeni bir yıla girerken ümitlerle girmeyi isterdim. Halkımızın da 2012’yi geride bırakacağı bir sürü güzel anısı olmasını… Ama şuan bunu söylemek mümkün değil.

Çocuklarımıza bu gidişle yaşanacak güzel bir ülke bile bırakamayacağız. ‘Yeşil Kıbrısım’ diye bir ülke kalmadığını görür gibiyim. Tarım, hayvancılık, narenciye ve buna benzer iş sahaları yok olup giderken ekonomik olarak da kötüden daha kötüye doğru gidiyoruz. Ülkemin topraklarında yeşili görmezsek biz nasıl ‘Yeşil Kıbrısım’ diyebiliriz bu cennet adaya…

Cennet demişken de aklıma savaş geldi nedense… Savaş yaşamış, kötü günler geçirmiş, aç kalmış, hırpalanmış, acı çekmiş ve direnmiş bir halk…

Bugün tüm bu acıları unuttuk dediğimiz anda… Kendi içimizde başladık acı yaratmaya.

Kıbrıs en son 1974 yılında yaşadı insanlar arası savaşı ve kavgayı… O savaş da kavga da Rumlar ve Türkler arasında yaşandı. Bugün Kıbrıslı Türkler kendi aralarında kavgaya girdiler. Günden güne büyüyen bu kavga şimdilik Kuzey Kıbrıs, Güney Kıbrıs ve Türkiye basınında yer aldı. Ama bu gidişle bir avuç insanın kavgasını tüm dünya izleyecek.

Uzun zamandır sorunları çözümlenemeyen LTB işçilerinin sosyal hak savaşı bugün çığırından çıkmıştır.

Kim haklı ya da kim haksız söz konusu değildir. Olayın boyutu o kadar büyümüştür ki artık haklıda olsanız zarardasınız haksız da olsanız. 1000 tane insana çare olamadılar. Lefkoşa Türk Belediyesi gibi dünyaca tanınmış bir belediye, bugün utanılacak durumda. Utanılacak durumda olması yaşanan kavgalardan değil. Kavgaların halen çözüme kavuşmamasından…

Ülkede siyasi ahlak kalmadı. Siyasi kültür de yok oldu. Siyasi irade ise yerlerde… Bu nasıl bir yönetimdir… Bu nasıl bir düzendir. Yıllarca Türkiye’den beslenen bizler, hiç utanmadan halen beslenmeyi bekliyoruz. Yaşımıza bakarsak 1983 yılında kurulan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti artık 29 yaşında ve halen anasının avucuna bakıyor. Kendi imkânları ile kaynak yaratıp, para kazanmayı bilmiyor. Sürekli dilenerek, bir şeylere sahip olmayı istiyor. Kendini acındırarak ve yalvararak…

Artık beslenecek yüzümüz kalmadı. Ama bu durumdan bile ders çıkarmıyoruz. Sürekli istemeyi biliyoruz. İsterken bir şeyler üretmiyor, kazandırmıyoruz. Yaşadığımız toprakların değerini, kıymetini bile bilmiyoruz.

Milli değerlerinizi, kendi öz kültürümüzü, sahip olduğumuz her şeyi yavaş yavaş yitirdik. Kaldı ki elimizdeki en kıymetli varlıkları da satmak için yarışıyoruz. Yani biz sonunda bir don paça ortada kalacağız ama bu hiç kimsenin umurunda değil.

Artık çanlar kimin için çalıyor diye düşünmeliyiz.

Ülkemiz acil durum sinyalini çoktan verdi. Artık koltuk kavgası değil, düzen kavgası vardır.

Siyasi düzen değişmelidir. Bunun ne kadar şart ve zaruri olduğunu bugünkü düzensizlikten anlayarak ders çıkarmamız gerekir. Önümüzde bir dizi seçim var. Halk bu seçimlerde doğru karar almalı ve doğru yere destek vermelidir. Gerek genel gerek belediye gerekse Partilerin Genel Başkanlık seçimlerinde doğru kararlarla doğru adımlar atılmalıdır.
Ülkemiz ya rezillikle yönetilecek ya da kendi düzenimizi kuracağız. Ekonomisi güçlü olan ülkeler siyasi olarak da güçlüdür. Ada psikolojisinden kurtulmamız gerek. Artık pencerelerimizi dünyaya açıp, geleceği planlayarak sistemi kurmalıyız. Yoksa kendi kendimizi yok ederiz.