Bilinçli farkındalık (Mindfullness) egzersizi :Önce bu sorunun yanıtını verin. Sonra da yazıyı okuyun lütfen…

***

Pandemi sebebiyle kapanmak zorunda kalan işyerleri, ilgili Bakanlık’ın ilgili Dairelerine başvurmaları koşuluyla bu sürelerden primleri yatırılmış gibi faydalanabiliyorlar. Bu süre sanki yatırılmış gibi işlem görebiliyor ve gerek emeklilikte gerekse de diğer menfaatlerde mağdur edilmiyorlar.

Pandemi önlemleri kapsamında, sektörler Mayıs 2020 itibarıyla yeniden açılmaya başlandığı zaman gerek Bakanlar Kurulu Kararları gerekse de ekonomik imkansızlıklar nedeniyle kapalı tutulan işyerlerinde yatırım yapılamayan süreler ise kişilerin güncelde hak ve menfaat kaybı yaşamamaları için gerekli düzenlemeler ile uygulanıyor.

Aynı zamanda emeklilik haklarını kazanacakları zaman bu süreleri satın alma şansları tanındı.

Bu sürelerde prim yatırabilecek şekilde açık olan sektörlere de işveren ve işçilere belli kriterler kapsamında indirimler ve destekler uygulandı.

Ayrıca işçilere ödenen karantina ödenekleri ve işsizlik ödemelerine devam edildi.

Günün sonunda buna bir yerde son verilmeliydi!

Ki Bakanlık son verileceğini açıkladı da…

Açıklama geldiği zaman ses çıkmadı. Ne zaman ki uygulamaya başlandı, ekonomik örgütlerin bir kısmından tepkiler ve eylemler yağmaya başladı.

Güzel!Hakkını arayan bir toplum olmanın hoşuma gittiğini bilirsiniz…İyi de, bu acaba hak arayışı mıdır yoksa devletin, hele ki de Çalışma ve Sosyal Bakanlığı’nın, kıt kanaat dağıtmaya çalıştığı bir takım hak ve menfaatlerin kesilmesi sebebiyle yaşanan bir kızgınlık mı?

Bu kızgınlık ne kadar haklı ve ne kadar adil?

***

O zaman başka sorular da sorabilmeliyiz kendimize: Bugün devlet tarafından kollanmayı bekleyen esnaf, tüccar, sanayici, turizmci vs. acaba üzerlerine düşen görevleri o güne kadar ne kadar düzenli yerine getirdiler? Desteğin sürmesini istedikleri fonları zorda bıraktıkları zamanlarda nasıl düşünmekteydiler.

Buna “kömürleri hep önüne çekmek” de denilebilir mi acaba?

***

Mesela gerçek primler üzerinden yatırım yapmayan işverenler tüm çalışanlarının primlerini asgari ücretten yatırırken nasıl hissediyorlar(dı) acaba?

Ya da çok yüksek gelirlere karşın düşük prim bildirimini onaylayan, bordrolarına itiraz etmediklerinde gelecekte alacakları emekli maaşlarının bu durumdan nasıl etkileneceği hususunda yeterli bilgi sahibi olmayan çalışanlar nasıl hissediyorlar acaba?

***

Dedik ya memlekette yolunda giden hiçbir şey yok. Topluca akla mantığa sığmayan işleyişe karşı durmak, onurumuzu ayaklar altına alan uygulama ve açıklamalara gerekli tepkiyi koymayarak, hakkettiğimizi sadece söylediğimiz hiçbir şeyde bir araya gelemeyerek sadece kendimizi düşünmeye gelincegayet iyiyiz. Ne zaman ki bir menfaatimize dokunuluyor, bu menfaatin sürmesi ve ihtiyacımız olmasa dahi almak için başlıyoruz protesto cümleleri kurmaya…

Arka kapılarda halledilen ihaleler, dönen torpiller, meyhane masalarındaki feodal ilişkiler ve partizanca kararlar sanki hiç yokmuş, her şey gayet muntazam biz de olabildiğince kusursuz davranıyormuşçasına açıyoruz ağzımızı yumuyoruz gözümüzü.

Zaten kardeşi kardeşe kırdıran böl-parçala-yönet taktikleri sebebiyle hiç kimsenin diğerine ne olduğu hususunda aklını da vicdanını da yormaksızın yaşamlarını sürdürüyorlar.

***

Başbakanlık önüne taşınan eylemler, sivil itaatsizlik uygulamasında belki başka hiç bir şekilde bir araya gelemeyecek ve kısıtlı bir çevrenin uyguladığı; bu sebeple de etkisiz kalacağı eylemlere kölelik eder bir toplum olduk.

Şimdi haklı veya haksız olup olmadığına bakılmaksızın, devletin kime ne sunduğunu değerlendirmeden şamar oğlanına çevrilmeye alıştırdığımız siyasetçileri geçici olarak yerden yere vuruyoruz.

En çok yere vuranlar ile vurulanların ise aralarında gerçekten nasılçıkar ilişkilerini merak etmeden de duramıyoruz.

Evet belki patavatsızlık yapıyor olabilirim. Lakin bazen insanın şurasına geliyor ve dosdoğru söylemek istiyorsunuz.

Benimki de böyle bir şey işte…

(Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu)

Dr. Çiğdem DÜRÜST