banner69
banner165
banner174

Black Friday yani Kara Cuma, isminden de anlaşılacağı üzere bizlerle alakası olmayan ancak globalleşen dünya ile birlikte ülkemizde de yaygınlaşan bir gün.

Black Friday, ABD’de Şükran Günü’nden sonra gelen ilk Cuma günü için kullanılıyor. ABD vatandaşlarına göre kutsal bir günden sonra gelen Kara Cuma, akılda bazı olumsuzlukların canlanmasına neden oluyor.

Cuma gününe 'kara' demek özellikle inançlı kesimin çok da hoşuna gitmeyen bir durum.

Türkiye de olduğu gibi bizde de bu günü efsane Cuma gibi söylemlerle yumuşatarak sunan işletmeler var.

Direkt Black Friday ismini kullanan da var. Öte yandan Türkiye'nin çok ünlü bazı markalarının Türkiye'de başka isim kullanırken KKTC'de kara Cuma'yı kullandığını da görüyoruz.

Örneğin Arçelik, Türkiye'de 'Cuma Aşkına' derken KKTC'de 'Black Friday' ismini rahatlıkla kullanıyor. Çünkü Kıbrıs Türk halkı bu tür konularda daha hoşgörülü ya da bu tür detaylara takılmıyor.

Bizi burası açıkçası çok da ilgilendirmiyor. Sonuç olarak kapitalist sistem insanlara ihtiyacının daha fazlasını satmak için elinden geleni yapıyor.

Bizi ilgilendiren kesim bu tür günlerde vatandaşın cebine bir katkı olur mu?

Pandemi ve döviz kriziyle boğuştuğumuz a'dan z'ye her şeyin fiyatının anormal şekilde zamlandığı bu günlerde ucuza bir şeyler satın alabilmek mümkün mü?

Esnafımızın ne zorluklar çektiğini biliyoruz. Siftah yapmadan günü geçirenler var. Tabii ki böyle günlerde esnafın da bir nefes almasını isteriz.

Bu günlerde özellikle sosyal medyada 'Cuma günlü' alışveriş reklamlarını görüyoruz. Gerçekten bazıları çok cazip duruyor... Ancak kafaya koyup alışverişe çıktığınızda gerçekle yüzleşiyorsunuz.

Birincisi 'başlayan fiyatlarla' kandırmacası ile verilen bir ürün fiyatı. O 'başlayan fiyatı' bir türlü göremiyorsunuz.

İkincisi, o cazip fiyatların arkasındaki şartlar...

Reklama aldanıp bir ürünü almaya gidiyorsunuz ama alamıyorsunuz.

Çünkü o ürünü almak için şu ürünlerden birini alırsanız ikinci ürünü ancak bu fiyata alabilirsiniz gibi bir saçmalıkla karşılaşıyorsunuz.

Yani ben bir TV almak istiyorum ama onu uygun fiyata alabilmek için yanında bir çamaşır kurutma makinesi almam gerekiyor.

İşin sonunda bu indirim ki indirim olduğu tartışılır hiç bir işe yaramıyor.

***

Ülkemizde en büyük sorunlardan biri TL kazanıp döviz üzerinden harcama yapmamız.

TL kullanıp döviz ile harcama yapan bir ülkeyiz. Türkiye'de piyasa bu kadar acımasız değil. Dövizdeki dalgalanma bu kadar hızlı piyasaya yansımıyor. Etiketler günlük değişiyor.

Türkiye iç pazarında TL cinsinden fiyatlandırılarak satılan ürünler KKTC’ye döviz cinsinden fiyatlandırılarak ihraç ediliyor.

Bunun sonucunda fiyat istikrarı bozuluyor hem de KKTC iç piyasasının riskleri artıyor.

Bu durum kur dalgalanmaları nedeniyle acımasız enflasyon etkisi oluşturuyor.

Bizim ihraç ürünlerimizin çoğu Türkiye'den geliyor. Yani KKTC döviz kurlarının baskısı altında sıkışmış durumda.

Bunun üstüne birde fırsatçıların aç gözlülüğü eklenince gıda ürünlerinden beyaz eşyaya bir çok üründe fiyatların yükselişini görünce ağzımız açık kalıyor.

Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun, Türkiye Ticaret Bakanı Mehmet Muş bir toplantı yaptı geçen hafta.

Bu TL ile alış veriş konusu vardı gündemde.

Atun mevkidaşına “KKTC bir TL bölgesi ve Türkiye’den gelen her ürün orada olduğu gibi KKTC’den de TL olarak alınıp satılabilmeli” dedi.

Sunat Atun'dan bu konunun peşini bırakmamasını ve bu işi bitirmesini bekliyoruz.

Anavatanımızdan da bu konuda Kıbrıs Türk halkının TL ile ticaret isteği sesine kulak vermesini istiyoruz.

TL ile ticaret ve kendi içimizde de fırsatçılara bedel ödeten bir denetim mekanizmasının hayata geçmesiyle piyasanın biraz olsa da rahatlayacağı bir gerçek.

Vatandaşın canı burnunda...

Ekonomideki darboğaz her geçen gün sınırlarımızı zorluyor.

Seçimlere giderken vatandaşın gözü kulağı seçim hükümetinde.

Bakanlarımızın bu süre zarfında boş boş sağa sola vaat vermek yerine gece gündüz çalışmasını bekliyoruz.

Çalışın arkadaşlar çalışın...

İstenildiğinde bir çok aksaklık giderilebilir...

***

Vaka sayıları artıyor.

Aşısızlara yönelik yaptırımlar sertleşiyor.

Ancak Ali Pilli ile birlikte yine Sağlık Üst Kurulu karlarının basına sızdırıldığını görüyoruz.

Bu, birinci Pilli döneminde de böyleydi ve ciddi sorunlara yer açmıştı hatırlarsınız.

Kurul bir karar alıyor kararlar basına sızdırılıyor ve Bakanlar Kurulu ile ters düşen durumlar yaşanıyordu.

Şuana kadar bir terlik olamadı ama merak ediyoruz...

Neden Pilli döneminde kararlar hep önceden basına sızdırılıyor.

Ünal Üstel döneminde böyle bir durum yaşamamıştık...

Pilli ne yapmaya çalışıyor olabilir...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner161

banner168

banner162

banner172

banner171

banner50

banner68

banner164

banner146