banner151

"Talat mı Siber mi çalkantıları bir zaafiyetti..."

Talat: "Halâ bilmediğim bazı gelişmeler oldu; aniden partimizin milletvekili, Meclis Başkanı Sibel Siber’in adaylığı gündeme geldi. Partide dalgalanma başladı. Bunun sorumlusu üye, taban değil; parti yönetimiydi.

29 Nisan 2017 Cumartesi 22:01
"Talat mı Siber mi çalkantıları bir zaafiyetti..."

SEFA KARAHASAN / MİLLİYET


2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, gazeteci Nezire Gürkan'ın kıtabında yer alan röportajında çarpıcı açıklamalar yaptı. Başta Cumhurbaşkanlığı seçim süreci ve CTP ile ilgili önemli sözler söyleyen Talat, 'yoldaş' dediği eski Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ı da 'yalancılıkla' suçladı. Cumhurbaşkanlığı adaylığı süreci ile ilgili Meclis Başkanı Sibel Siber ve parti yönetimine eleştiriler getiren Talat, "Seçimleri kaybetmeyebilirdik" yönünde yorumlar yaptı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde iddialı olabilirdik diye söze başlayan Talat şunları söyledi;

"Bir önceki dönem cumhurbaşkanı CTP’liydi ve 2015’te yapılacak seçimde de iddialı olabilirdik. Bu düşünceyle 2014 ortalarına kadar temaslar yaptım, nabız yokladım. Köyleri, kahveleri gezdim. Partililerle konuştum. Ağırlığın, genel eğilimin adaylığımdan yana olduğunu gözlemledim. Bu yönde ciddi telkinler vardı. Toplumun genelinde de adaylığım yönünde beklenti oluşmuştu. Dönemin parti başkanı Özkan (Yorgancıoğlu) da aday olursam partinin destekleyeceğini söyledi. Yani tartışılmaz aday olduğuma dair bir durum vardı."

'Partide dalgalanma başladı'

"Halâ bilmediğim bazı gelişmeler oldu; aniden partimizin milletvekili, Meclis Başkanı Sibel Siber’in adaylığı gündeme geldi. Partide dalgalanma başladı. Bunun sorumlusu üye, taban değil; parti yönetimiydi. Bu dalgalanma topluma da yayıldı. Parti yönetimi bir türlü karar veremedi. Belediye başkan adayları konusunda bir Parti Meclisi toplantısında karar veren parti yönetimi, cumhurbaşkanlığına kimi aday göstereceğine karar veremedi. Konuyu sallantıya bıraktı. Hatta vatandaş nezdinde yoklama gibi parti geleneklerine hiç uymayan bir süreç yaşandı. Talat mı, Siber mi’ çalkantıları beni çok rahatsız etti. Bu bir zafiyetti." 

Seçimi kaybetme adımları...

"Bu duruma daha fazla dayanamadım, partinin de zarar görmemesi için 30 Ağustos’ta (2014) aday olmadığımı mektupla parti yönetimine bildirdim. Adaylıktan çekildim ve aday olacak kişiyi destekleyeceğimi beyan ettim. Aynı gün partiye aktif olarak döneceğimi de ilan ettim. Çünkü o günlerde parti çok kötü yönetiliyordu. İç çekişme had safhadaydı. Başlangıçta yaşanan zafiyet seçim sonuçlarına yansıdı ve CTP bu seçimden hiç hak etmediği bir sonuç aldı. Sandıktan 3. sırada çıktı. Sanki seçimi kaybetmek veya gerilerde kalmak için ne gerekiyorsa yapıldı. Kendi ayağına kurşun gibi! Söylemesi acıdır ama ender görülen bir durum yaşanarak partililerin azımsanmayacak bir kısmı adayımızı benimsemedi, adayımız için çalışmadı, hatta bir kısmı sandığa gitmedi."

'Taban partiden soğuldu'

Partiye dönüşü ile ilgili de açıklamalar yapan Talat, şunları söyledi; "Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki ağır yenilgi parti içinde tepkilere neden oldu. Zaten o dönem çok ciddi çatışmalar vardı. Ayyuka çıkmıştı artık durum. Belki geçmişte de vardı, ama Özkan Yorgancıoğlu döneminde derinleşti. O dönemde daha da görünür hale geldi. Parti tabanı parti içi çatışmaları hazmedemedi, birçok partilimiz partisinden soğudu. Bu şartlarda kayıtsız kalamadım."

Eroğlu'nu engelleme 

CTP-UBP Koalisyon hükümetinin kurulma sürecinde Serdar Denktaş'tan 'intikam' alınıp alınmadığı ile ilgili de Mehmet Ali Talat, "Serdar Denktaş, Eroğlu’nun elini öpmekle kalmadı, tam yörüngesine girdi. UBP ile çatışan Eroğlu ile öylesine bir yakınlaştı ki, 2013 seçimlerinde açık desteğini aldı… Kavgada dökülen UBP’lilere kucak açtı. Bunlar nasıl unutulabilir! O zamanlar UBP ile çatışan Eroğlu varken; CTP, DP ile hükümet kurmamalıydı. UBP ile hükümet, UBP’nin yeniden Eroğlu’na dönmesini engelleyebilirdi. Kesin olarak engellerdi demiyorum, ama büyük bir olasılıkla öyle olurdu." 

Türkiye'ye baskı eleştirisi

Talat, su konusunun CTP-UBP hükümetini çok yorduğunu söyledi. Talat şöyle devam etti; "Su konusu hem hükümeti, hem partiyi, hem beni çok yordu. Bu konuda geçmişte Türkiye ile sağlıklı bir anlaşma yapılmamasının bedelini biz ödedik. Suyla ilgili sözleşme kriz haline dönüştü. Türkiye bürokratlar aracılığıyla ‘imzala’ baskısı yaparken, parti ‘imzalama’ baskısında. İmzalasak CTP’liler bizi darağacına çekecek. Ekonomik protokol konusunda da durum aynı. Ama ilginçtir, CTP hükümetlerini sıkboğaz eden Türkiye, CTP hükümetten gittikten sonra aynı tavrını sürdürmüyor." 

Sendikalara rüşvet

Türkiye yanında toplumun da CTP’ye yaptığı baskıyı diğer hükümetlere yapmadığını anlatan Talat, "Örneğin biz hükümetten ayrıldıktan sonra protokol imzalandı ama tek maddesi uygulanmadı. Tıs yok" dedi. Talat, şunları kaydetti, “Son olarak saat krizinde de durum aynı. O dönemde CTP hükümette olsa ve bunu -yapmazdı ama- yapsa başımıza yıkarlardı. UBP-DP hükümetine aynı tepki yok. Kısa süreli bir tepki oldu ama sendikalar daha az çalışma rüşvetiyle sustu, olan da halka ve öğrencilere oldu.” 

'Hristofyas'a biat etmedim'

Rum lider Hristofyas'ın yazdığı kitabında kendisini eleştirmesine de değinen Talat, "Hristofyas'a tabi olmadığım, biaat etmediğim için bunları yapıyor" dedi. Talat, "AKEL, Kıbrıslı Türklerin varlığını benimseyen en önemli siyasi güç olarak kabul gördü. Süreç içerisinde sosyalist sistemin yıkılmasıyla CTP’yi AKEL’e bağlayan ciddi ilişki kalmadı. Ama esas kopuş 2004’te oldu. Hayallerdeki AKEL olmadığı herkes tarafından 2004 referandumunda ortaya çıktı. Kıbrıs’ta bir anlaşma, AKEL’in reddetmesi nedeniyle olmadı. Ne olursa olsun ‘evet’ demesini beklerken, anlaşılmaz bir şekilde ‘hayır’ dediğine tanıklık ettik" diye konuştu.

'Yoldaş evet diyecekti'

Hristofyas'ın Annan Planı döneminde referandumda 'evet' diyeceği mesajlarını verdiğine dikkat çeken Talat, "Referandum öncesi Bürgenstock görüşmelerinde hayır diyeceklerine dair hiçbir izlenim vermedi. Bürgenstock’tan ayrılırken bana ‘ise bellos, of course yes’  (Deli misin, tabii ki evet) dedi. Tarihi çarpıtmaya hakkı yok. Zaten kitabın genelinde benimle ilgili ifadeleri çoğunlukla negatif. Birçok örnek var. Birbirimize hep ilk adımızla hitap ettik, hep ‘yoldaş’ dedik ama sanırım kendisine biat etmediğimdendir."

S-300 olayının perde arkası

Talat, Hristofyas'ın kitabında yer alan S-300 füzeleriyle ilgili bölümlere de tepki gösterdi. Rum lider S-300 kriziyle ilgili şunları yazmıştı; "Klerides’in S-300’lerin alınacağını duyurduğu gün Moskova’ya gittim. Primakov (Rusya Dışişleri Bakanı) ‘sizden ricam bu çabayı engellememeniz, çünkü Rus silah endüstrisi mahvoluyor, bunun sonuçları hepimiz için yıkıcı olur’ dedi. 
Döndüğümde partiyi bilgilendirdim ve sonunda S-300’lerin alımına göz yummamız gerektiğine karar verdik. Yanlış mı yaptık? Yanlış olmadığına inanıyorum. Çünkü Rusya’nın silah endüstrisinin çökmesi durumunda emperyalizm küresel çapta kesin bir egemenlik kazanacaktı ve Kıbrıs da bütün dünyayla beraber mağdur olacaktı"

'Tekrar tekrar okudum'

Nezire Gürkan, Talat'a bu sözler üzerine ne hissettiğini sordu. Talat şöyle cevap verdi; "Tekrar tekrar okudum, belki dil sürçmesi, belki çeviri hatası diye düşündüm; ama değil. İnanılmaz buldum. Klerides’in şahin dönemi. Rauf Denktaş’a gittim, ‘bu işi önlememiz gerekir’ dedim; O da ‘Türkiye’nin tepkisi çok ağır olacak, AKEL ile iyisin, git anlat vahameti’ dedi. Rumlarla iyi ilişkimiz var ya, arabuluculuk istedi Denktaş. AKEL Genel Sekreteri Hristofyas ile görüştüm. İşin ciddiyetini anlattım. ‘Boşuna telaşlanmayın, seçim girişimidir. Seçim bitince vazgeçecekler’ dedi. ‘Siz sol parti olarak karşı çıkın’ dedim; ‘Halkın yüzde 90’larda desteği var, hayır diyemeyiz’ dedi."

'Rusya için adım atmış'

"Şimdi kitaptan öğreniyoruz ki, Rum halkı istediği için değil, Rus silah sanayisi çökmesin diye itiraz etmediler füzelerin gelişine. Sadece Yunan değil, Rus milliyetçisiymiş de aynı zamanda. Kıbrıslı Rumların parasıyla kurtaracaklardı Rusya’yı! Ve Kıbrıs’ı, Kıbrıs halkını tehlikeye atmayı göze aldılar Rus sermayesini kollamak için. İnanılır gibi değil ve bugün halâ bunun doğru olduğunu söyleyebiliyor. AKEL yeni liderliğiyle yoluna devam ediyor. Umarım bu yeni dönemde ‘ifade edilen’ misyonuna döner ve gerçekten tüm Kıbrıslılara sahip çıkar, tüm Kıbrıslıların partisi olmaya çalışır."

'TARİHE IŞIK TUTACAK'

Gazeteci Nezire Gürkan, Milliyet'e yaptığı açıklamada, "Kitabı yazmak gerekiyordu. Hem Hristofyas'ın açıklamaları hem de CTP'deki süreçleri bilme açısından kitabı yazmak istedim" dedi. Gürkan, "kitabın bir döneme de ışık tutacağına" dikkat çekti.

Son Güncelleme: 30.04.2017 08:40
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner162

banner146

banner50

banner68

banner164