banner118

KÜLTÜRÜMÜZE NARİN DOKUNUŞ

HAS-DER, ülkemizin halk dansları yanında kaybolmaya yüz tutmuş el emeği göz nuru el işlerini gelecek nesillere taşımaya çalışıyor

17 Ocak 2016 Pazar 11:38
562 Okunma
KÜLTÜRÜMÜZE NARİN DOKUNUŞ
Ülkemiz kültürünün yaşatılabilmesi adına öncü kuruluşların başında kuşkusuz ki Halk Sanatları Derneği, yani HAS-DER gelir. Yıllardır ülke kültür sanatına çeşitli alanlarda hizmet veren HAS-DER, kaybolmaya yüz tutmuş birçok el emeği göz nuru sanatları da ayakta tutmak için çabalıyor. HAS-DER’e bağlı bu alanlarda uğraş veren değerli insanlar, yaptıkları işleri kısaca aktardılar.

Çağıloğlu’nun gözünden HAS-DER

HAS-DER Halk Sanatları Vakfı’nın kuruluşu olan Halk Sanatları Enstitüsü’nün yöneticiliğini yapmakta olan Hasan Çağlıoğlu, 1977 yılında Lefkoşa’da doğdu.
İlkokulu babasının polis olması nedeni ile Çayırova’da okuyan Çağlıoğlu, 1987 yılından 1995’e kadar da Lefkoşa’da Bayraktar Türk Maarif Koleji ve Türk Maarif Koleji’nde orta ve lise öğrenimi gördü. Çağlıoğlu, Kamu Yöneticiliği üzerine eğitimini tamamladı.

HAS-DER’e bağlı Halk Sanatları Vakfı’nın önemi
HAS-DER ile ilgili açıklamalarda bulunan Çağlıoğlu, şunları söyledi: “Kurumumuz Halk Sanatları Derneği olarak 1977 yılında kurulmuştur ve 2000 yılında vakıf bünyesine dönüşmüştür. Ben de 1998 yılından beridir burada çeşitli görevlerde bulundum. Bunlardan biri de Halk Danslarında yer aldım, sonrasında da eğitmenlik görevine başladım. Bununla birlikte de şu anda Halk Sanatları Vakfı’nın yönetim kurulu üyesiyim.
Kurumumuzda Kıbrıs’taki Kıbrıs Türk toplumunun kültürü ve sanatı ile ilgili çalışmalar yapılmaktadır. Ağırlıklı halk dansları ön planda olmuştur. 1986-87 itibari ile köy araştırmaları yapılarak, eski dönemleri yaşamış kişiler ile yapılan görüşmeler sonucunda toplanan bilgiler bugün hala daha yayınlanan Halk Bilimi Dergisi’nde yer almaktadır. Buna benzer birçok da yayın çıkartma şansımız olmuştur.

Çağlıoğlu: Kültürel değerlerimizi çok geç hatırladık
Amacımız kültürel değerlerimizi sürdürmek ve ileriki nesillere aktarmaktır. Genel olarak baktığımızda biz bu konuda çok geç kaldık. Bunun farkına vardığımız zaman ise o gerçek kaynakları kaybettiğimizi anladık. Bizim ilk çıkış noktamız da aslında buydu. Eski dönemlerde milli oyunumuz olarak genelde Türkiye’nin değişik yörelerindeki oyunlar kabul edilirdi. Bizim o dönemki temsilcilerimiz bunun farkına varıp bunu sorgulamaya başlamışlardı. Bu araştırmalar sonucu yavaş yavaş kültürümüzden belirtiler toplayarak kendi kültürümüzü kısmen bulmuş durumdayız. Bunu araştıran kişiler bilinçliydi ve neyi ne şekilde araştıracağını biliyordu. Araştırmaların bir kağıda dökülmesi bile ilerisi için önemli bir kaynaktır.

“Yoğun bir faaliyet alanımız var”
2000 yılında mevcut yapı konumumuzu daha farklı bir yere getirdi ve bu yıldan itibaren Halk Sanatları Vakfı olarak yola devam etmeye başladık. Bu bünye altında yine dernek faaliyetlerine devam etmekteyiz. Dernekte çocuk kulübümüz de bulunmaktadır, folklor ve birçok kültürel faaliyetleri sürdürmekteyiz. Ayni şekilde gençlik kulübümüz de birçok kültürel faaliyet alanında çalışma içerisindedir. Bir yandan da merkez binamızda yürüttüğümüz Kıbrıs’a özgü el sanatları kurslarımız vardır. Bir de tüm geçmişteki araştırmaları arşivlediğimiz ve kütüphanemiz bulunmaktadır.
HAS-DER ilk kurulduğu dönemde toplamda 20-30 kişilik bir grup ile devam etmekteydi. Bu sayı zaman içinde artış gösterdi. Şu an baktığımızda aktif 250 üyemiz bulunmaktadır. Dönem dönem aktif olup dönem dönem de ara verenlere de bakacak olursak 1000 civarında üyemiz vardır. En yoğun ve aktif üyemiz çocuk kulübümüzde bulunmaktadır.

“Yurt dışı festivallere mümkün olduğunca katılıyoruz”
Ülkemizdeki derneklere bakacak olursak, ilk akla gelen yurt dışı ile yapılan temaslardır. Gençlerimiz açısından şu dönemde belki de en çekici etken yurt dışı etkinlikleridir. Bizim de her yıl bir ile üç arası yurt dışı festivallerine katılma durumumuz olmaktadır. Burada önemli olan davet konusudur ve dünyanın hemen hemen her yerine gidilmiştir. En son Polonya’ya gittik, ondan önce Macaristan, Fransa, İspanya vb yerlere gitmiş bulunmaktayız. Balkan, İskandinav veya Avrupa ülkelerinden davetler almaktayız. Çünkü bizim Uluslar Arası Festivaller Birliği dediğimiz IOV’a üyeliğimiz vardır. Üyeliğimizden dolayı organizasyon çatısı altında gerçekleşen festivallere davet edilmekteyiz. Başkanımız da bunun Orta Doğu’daki temsilcisidir. Bu festivallere mümkün olduğu kadar katılmaya çalışıyoruz.

“Yurt dışı konusunda kaynak sıkıntımız var”
Yurt dışı imkanları konusunda da sıkıntılarımız vardır. Gençlik Dairesi’nin, gençlik merkezlerine sağladığı imkanlar veya belediyelerin ekiplerine sağladığı imkanlar bizim elimizde olan imkanlar değildir. Biz tamamen kendi maddi kaynaklarımız ve üyelerimizin maddi destekleri ile bu festivallere katılmak durumundayız. Özellikle Avrupa ülkelerindeki bir festivale gidilecek ise 300 ile 500 Euro arasında değişen çok yüksek bir paradan bahsedilir. Bu da şu anki koşullara baktığımız zaman tüm üyelerimiz için ciddi bir külfettir. Her şeye rağmen o özveri gösteriliyor ve bu festivallere bir şekilde katılım sağlıyoruz. Kurumsal olarak da bir müzik grubu gidecek ise onların ulaşım masraflarını biz karşılamak durumundayız, bu da kurum açısından bir külfettir.

“Eğitim merkezinde 5 dalda çalışma yapılıyor”
Halk Sanatları Eğitim Merkezi el sanatları alanında faaliyet gösteren birimimizdir. Burada Kıbrıs’a özgü el sanatları alanında kurslar verilip kültürümüzü yaşatmaya çalışıyoruz. Bu birimimiz 2000 yılında açılmıştır ve 15 senedir de faaliyetini sürdürmektedir. Burada 5 dalda eğitim ve üretim göstermekteyiz. Bunlar; Geleneksel dokuma, sele sepet örücülüğü, ipek kozası işleri, ahşap oymacılığı ve lefkara işi olarak sıralanır. Kadromuzda profesyonel olarak çalışan 8 kişi bulunmaktadır ve bu kişilerle eğitim vermek yanında ortaya çıkan ürünleri pazarlamaya çalışıyoruz. Bunun yanında eskiden günümüze kadar gelmiş mobilyalar restore ettiğimiz bir birimimiz bulunmaktadır. Bunlara örnek verecek olursak Kıbrıs kanepesi, elbise dolapları, koltuklar vs… Bu tarz ürünleri restore edip müşterimize sunuyoruz.

“Sponsor bulmak zor, çünkü yasası yok”
Milli Eğitim Bakanlığı’ndan izinli eğitim vermekteyiz ve her iki yılda bir bu iznimiz yenilenmektedir. Öngördüğümüz eğitimler süresince eğitim alan kursiyerlerimize de katılım belgesi vermekteyiz.
Genel anlamda sponsorumuz bulunmamaktadır ama gerçekleştireceğimiz etkinlikler bazında sponsor bulmaya çalışıyoruz. Bu durum bayağı zor bir durumdur, çünkü ülkemizde ciddi anlamda sponsorluk yasası bulunmamaktadır. Sponsor olacak kişileri teşvik edici bir durum söz konusu değildir. Son dönemlerde özellikle Sosyal Sorumluluk Projesi tarzındaki etkinlikler daha çok sponsor bulmaya yönelik olmaktadır. Çünkü ciddi ve daha büyük kurumlar bu tarz etkinlikleri desteklemeyi daha çok seçmektedirler. Ama gerek devlet, gerek kurumlardan yardım bulduğumuz da olmaktadır.

“Döner sermaye durumu koruyor, ileri götüremiyor”
Enstitüde bir döner sermaye oluşmuş durumdadır. Yani belli bir üretim yapıp onu pazarlayıp bir gelir elde edip mevcut durumu koruyabiliyoruz. Fakat sadece koruyabiliyoruz. Daha ileriye götürmek adına bir gelir fazlamız bulunmamaktadır. Örneğin bir reklam kaynağımız bütçemizde yoktur. Bunun ciddi sıkıntıları da vardır, ama en azından el sanatları birimi kendini yaşatabilmektedir. Diğer yandan halk danslarıyla uğraşan birimimiz açısından bakacak olursak, orada da çok ciddi giderler olmadığı sürece üyelerden toplanan aidat ile en azından ana giderlerimizi karşılayacak durum söz konusudur. Ama bir yurt dışına gidilecekse o masrafları ödeyecek durumda olamayız ve üyelerimiz desteği ile bu masrafları ancak karşılayabiliyoruz.

“Turizm politikaları içine kültürümüz de katılmalı”
Şu anda en profesyonel noktada olan el sanatları birimimizdir, fakat bu konuda bir devlet politikasının olmadığını düşünüyorum. Bizde turizm ‘otel’ olarak algılanıyor, burada kurulan otellere pazarımızı da çıkartmamız gerekiyor, böylece kültürümüzü de göstermiş oluruz. Turizmin geleni sadece yedirip içirip uyutmak olduğuna inanmıyorum. Bunun bir bütün olarak düşünülmesi gerektiğini söylüyorum. Değerlerimizin tam anlamıyla yansıtılması gerekmektedir. Biz kurum olarak bir toplum hizmeti verdiğimize inanıyoruz. Çünkü ülkede en güçlü otorite olan devletin altında böyle el sanatlarımızı koruyacak bir birim yok, bunun belli bir süre farkında bile olunmadı.

“Adamızda hem öğretip, hem üretip pazarlayan başka bir kurum yoktur”
El sanatları zaman içerisinde bir sektör haline gelmiştir ve bunda bizim payımız büyüktür. Çünkü burası oluştuktan sonra insanlar bunun farkına vardı ve bunu bir gelir kaynağı olarak yürütülebileceğine inandılar. Adamızda hem öğretip, hem üretip pazarlayan başka bir kurum yoktur. Bunun farklı bir bakış açısı gerektirdiğine inanıyorum ve bu çerçevede de ağır aksak ilerlendiği sürece de doğru işler çıkarılamayacağını düşünüyorum. Yani günü kurtarmak bir çözüm değildir. Bunun daha ileriye gitmesi lazımdır.

“HAS-DER bir dönemler çok darbe aldı”
Halk bilimi dediğimiz olayda birçok sanat vardır, örneğin yemek sanatından, giyim kuşamına kadar her şeyi içerisine almaktadır. Biz de mümkün olduğu kadar ulaşabildiğimizi ortaya çıkarmaya çalıştık. Bugün geldiğimiz noktaya baktığımız zaman ve geçmişte yola çıkılan amaç doğrultusunda HAS-DER çok darbe almıştı. Derneğimiz birçok devlet birimleri ile mücadele etmek zorunda kalmıştır. Rahmetli kurucu Cumhurbaşkanımızın da dahil olduğu birçok tartışmalar yaşanmıştı. Çok şanslıyız ki HAS-DER’de biz o mücadeleyi ve o zorlukları çekmedik. Önceden reddedilen o şeyler gün sonunda tüm devlet ekipleri tarafından kullanılan noktalar olmuştur. Ama şu anki koşullarda hedefimize ulaştık mı diye bakarsak, tam anlamıyla ulaştığımızı düşünmüyorum. Ciddi sorunların hala var olduğunu düşünüyorum. Belki de daha önceden büyüklerimizin verdiği mücadeleleri daha farklı şekillerde bizim, yani yeni neslin, vermesi gerekmektedir. En azından bu değerlere sahip çıkılması ve daha da geliştirilmesi gerekmektedir.

“Gelecek kuşaklara yanlış öğretmemek gerek”
Belediyeler ile ortak projelerimiz de bulunmaktadır. Belediyeler ve insanlar bu işin yayılması gerektiğine inandıklarına ve bu konuda belli bir yere varıldığı görülmektedir. Ama bunun doğru şekilde icra edildiği konusunda sıkıntılar yaşanmaktadır. Çünkü bir yerden sonra bazı şeyler değiştirilmektedir veya tam doğrusu öğrenilmeden bir şeyler yapılmıştır. Örneğin Halk Dansları Federasyonu çatısı altında birçok dernek, belediye vs çalışmalar yapılıyor. Bu dans grupları bir kısmı birbirine yakın oynarken diğer yarısı da farklı bir şekilde oynamaktadır. Bu tehlikeli bir noktaydı çünkü eğer bu yayılır ve çoğalırsa gelecek kuşaklara bunlar aktarılacak ve yanlış başlayıp, yanlış gitmiş olacaktık. Bu konuda Federasyon çatısı altında düzenlemeye gidilmiş olması sevindiricidir. Bu da geç atılmış ama önemli bir adımdır. Daha sonra kıyafet ve müzik de düzenlemeden geçecek ve sekteye uğramazsa iyi bir noktaya gelecektir. Aslında bunun bütün birimlerde böyle olması gerekmektedir. Örneğin bir ipek kozası işinde bir şeyler yapılıyorsa temelinde onun özü vardır. Yaratıcılık insanın doğasında olan bir şeydir. Değişik şeyler üretebilirler ama özünü de kaybetmemesi gerekmektedir.

Konumumuz dolayısı ile bağımlı mı bağımsız mı olduğumuz da belli değildir. Bizim için iyi olan şeye bile karar veremiyoruz. Her şeye rağmen ciddi bir farkındalık oluşmuştur. Ama dediğim gibi yanlışlar düzeltilip gelecek kuşağa aktarılırsa eğer bu sürdürülebilirlik konusu oturmuş olur.

Aysel KAMBURLU (Koza işçiliği)
50 yaşında olan, evli iki çocuk annesi Aysel Kamburlu, 16 yıl önce bir arkadaşının tavsiyesi ile başladığı HAS-DER’deki çalışmalarını özetledi: Buraya sele-sepet öğrenmek için geldim. Daha sonra Lefkara işine başladım. Daha sonra birçok el işini yapmayı öğrendim. Çok da memnunum ve severek yapıyorum .
Sele sepet işinde meyvelik sebzelik yanında çamaşır sepetlerine kadar her şey yapılmaktadır. Koza işlerimizde de çeşitli üretimlerimiz vardır. Zaman içerisinde değişiklikte yapmaya çalışırız. İlk zamanlar bu alanda çalışma yürüten, katılan insanlar daha fazlaydı. Ama şimdilerde daha azaldı. Kurslarımıza her yaştan kursiyerler katılmaktadır. Haftada Pazartesi hariç her gün çalışmalarımız mutlaka vardır.

Zeki AKPUR (Ahşap Oyma)
HAS-DER’de oyma üzerinde emek veren İskenderun doğumlu Zeki Akpur, 1987 yılında Kıbrıs’a geldiğini ve bu alanda kendini geliştirdiğini ifade etti: “Burada Kıbrıs`a özgü motifler üzerinde çalışıyoruz. Tabi yöresel motifler üzerine çalışmalar yürütüyoruz. Baf, Karpaz, Lapta ve daha birçok şehrimize özgü her türlü ürün imalatımız vardır. Oyma üzerine çalışmalarımızı yapıyoruz. Ahşap oyma kursu üzerine de çalışmalarım var. Bunun yanında gelen siparişler üzerine de çalışmalar yapıyorum. Haftanın belli günlerinde hem burada hem de Mağusa`da kurs veriyorum.

Gökşin DOĞULU (Stajyer)
HAS-DER’de stajyer olarak bulunan 17 yaşındaki Gökşin Doğulu da duygu ve düşüncelerini kısaca paylaştı: “Okulumuzda bu alanda bölüm vardı. Benimde elim yatkındır. Bu bölüme girmek istedim. Son yılım olduğu için beni buraya staja yolladılar. 1 aydır burada staj yapıyorum. Burada koza işleri, bardakaltlığı, sesta gibi birçok çalışmada yer alıyorum.

MESARYA DERGİSİ








 
Son Güncelleme: 17.01.2016 11:44
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.