banner94

Erdoğan'a çağrı yaptı...

Eski Dışişleri Bakanı ve Kıbrıs’tan sorumlu eski Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, bugün Cenevre’de başlayacak ve Kıbrıs’ta çözü konusunun görüşüleceği zirveye “katılmayın” çağrısı yaptı.

Erdoğan'a çağrı yaptı...

Eski Dışişleri Bakanı ve Kıbrıs’tan sorumlu eski Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, bugün Cenevre’de başlayacak ve Kıbrıs’ta çözü konusunun görüşüleceği zirveye “katılmayın” çağrısı yaptı.

11 Ocak 2017 Çarşamba 11:19
1958 Okunma
Erdoğan'a çağrı yaptı...
banner48

Eski Dışişleri Bakanı ve Kıbrıs’tan sorumlu eski Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, bugün Cenevre’de başlayan ve Kıbrıs’ta çözüm konusunun görüşüleceği zirveye “katılmayın” çağrısı yaptı. Gürel’in YUR Gazetesi'ne yaptığı geniş değerlendirmede çok çarpıcı detaylar var.

Erdoğan’a çağrımdır: Katılmayın Kıbrıs konusunda en başta söylemem gereken şudur. Sayın Cumhurbaşkanı’na açık çağrımdır. Bu konularda hem çalışmış hem de yönetmiş biri olarak. Sayın cumhurbaşkanının bu toplantıya katılmaması gerekir. Neden derseniz…

Kıbrıs Rum tarafının son yaklaşımları şunu gösteriyor. Rum tarafı bu görüşmelerde KKTC’yi muhatap almak yerine Türkiye’yi muhatap almak peşinde. Bu son derece sakıncalı olacaktır. Çünkü Rum lider Anastasiadis’in söylediğine göre Kıbrıs’ta tek devlet vardır, onu da kendisi temsil etmektedir.

Kıbrıslı Türkler bu devletin bir unsuru olarak görüşmelere katılacaktır. Temsil eden Rumlar, onun içinde bir unsur olarak Kıbrıslı Türkler katılacak ve onların yanı sıra Türkiye, Yunanistan ve İngiltere garantör devletler olarak katılacak.

Anastasiadis’e göre oraya 4 devlet  katılacaktır ve Kıbrıs’ı Anastasiadis  temsil edecektir. Halbuki, KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı biraz iyimser bir yorumla 5 taraflı  bir görüşme olacağını söylüyor. Sanırım, bunun doğru yorumunu yapan sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anastasiadis’in baştan neyi amaçladığını bilerek görüşmelere katılmamalıdır. Katılmamayı yeğlemelidir. Burada cumhurbaşkanına düşen; hem Türkiye’nin hak ve
çıkarlarını hem de Kıbrıs Türkünün hak ve çıkarlarını korumak olmalıdır.  Kıbrıs’ı feda etmek istediler.

Geçmişte bu konuda Türkiye’yi yönetenlerin yanıltıldığını  düşünüyorum. Özellikle 2002’de AKP iktidarları başladıktan sonra adeta Kıbrıs’ı feda ederek AB’ne yamanma sevdası yönetimlere hakim olmuştur. Adeta Kıbrıs konusundaki davranışı kendi iktidarları için bir sigorta olarak görmüşlerdir.

Annan Planı konusunda Denktaş’ın ve benim gibilerin uyarılarını hiçbir şekilde dikkate almamışlardır. Annan Planı, referandumda  Kıbrıslı Rumlarca reddedildikten sonra da bu uyarıları hiçbir şekilde dikkate almamışlardır.

O dönemde şunu söylemiştik. Demiştik ki; “Bundan sonra artık Kıbrıs Türk tarafı bizatihi Kıbrıslı Rumlar tarafından eşit bir muhatap olarak tanınmadıkça hiçbir şekilde masaya oturmayacağını ve hiçbir sözde barış planını gözden geçirmeyeceğini, değerlendirmeyeceğini açıklamalıdır.”  Ama bu yol seçilmemiştir. Şimdi de aynı yanlış yoldan gidilmemelidir.

Ayrıca, Kıbrıs Rum tarafının hiçbir ara formüle razı olmayacağı, Kıbrıs konusundaki bütün isteklerinin yerine getirilmesi  peşinde koşacağı şimdiden belli. Zaten şimdiye kadar Kıbrıs konusunda bir çözüme engel olan Kıbrıslı Rumların maksimalist tutumları olmuştur. Yani Kıbrıslı Rumlar, istedikleri gerçekleşsin diye beklemeye bile tahammülleri olmadan Ada’nın hepsini  ve hemen istemişlerdir. Bu çözümün  önündeki en büyük engel olmuştur.

Birleşme ısrarı neden?

Bir de dünyanın şunu değerlendirmesi lazım. Doğu Timor’da ayrılık temelli çözüm bulunabiliyor, Çekoslovakya’da
iki halk barış içinde birbirinden ayrılabiliyor, Yugoslavya’da olanları hepimiz biliyoruz. Bu örnekler ortada dururken, hala hem de iki halk da esenlik ve güvenlik içinde ve aralarındaki işbirliğini ilerletebilecek bir şekilde kendi varlıklarını kanıtlamışken, neden bir birleşmede ısrar edildiğini dünyanın da sorgulaması gerekiyor.

Karanlık nokta çok

Bu konuyla yakından ilgilenmiş biri olarak benim için de çok karanlık noktalar var. Asıl endişemizi yaratan da budur. Yoksa herkes bir çözüm olsun ister. Her şeyden vazgeçerseniz, karşı tarafın bütün isteklerini yerine getirirseniz,  bir zamanlar birilerinin dediği gibi sıfır sorun olabilir. Ama o sıfır sorun, sizin haklarınızın ve  çıkarlarınızın da sıfırlanması anlamına gelir. Denktaş bana, Annan referandumundan sonra ilk uluslararası görüşmenin belgelerini gösterdi. O belgelerden biri, dönemin Dışişleri Bakanı’nın yabancılarla yaptığı görüşme, “biz tanınma istemiyoruz” diye başlıyor. Masaya öyle oturuyorlar. Talat da aynı şeyi yapıyor. O zaman başbakan. Şimdi normal insan ilişkilerinde bile biriyle görüşmeye giderken, masaya ya da oturacağınız  yere “ben adam değilim, beni sakın adam yerine koymayın” derseniz, onun sizi adam yerine koyacağı varsa da koymaz. Tam tersine Kıbrıs Rum tarafı bizi eşit bir muhatap kabul etmedikçe ne masaya otururuz, ne de bir barış formülünü değerlendiririz o kadar.

Karpaz’ı verirsek…

Rumlar mülkiyet konusunda Annan Planı’nın da gerisine gidilsin istiyor. Ayrıca sadece oran bakımından, vereceğimiz toprakların niteliği bakımından da ciddi sakıncalar var.Karpaz’ın tümünü istiyorlar mesela.  Karpaz’ın tümünü biz verirsek, haritaya bakan biri gayet iyi görebilir, tam yumuşak karnımıza doğrultulmuş bir hançeri de orada başkalarının eline vermiş olacağız. Karpaz’ı verirsek, bütün doğal kaynakları Kıbrıslı Rumlara teslim etmiş  olacağız. 


ABD İŞİD’İ DESTEKLEMİŞ

ABD, Suriye ve Irak’ın kuzeyini Kürtlere, Suriye’nin ortasından itibaren, Suriye’nin doğusunu ve Irak’ın ortasını Sünni Araplara tahsis etmek amacıyla işe başlamış. Bu gayet açık görünüyor. Bunun için başlangıçta IŞİD’i, El Nusra’yı açıkça desteklemiş. Bağdat’a yürürlerken, “biz umutlandık” diyen bir ABD Dışişleri Bakanı var. “Biz aslında tek çare olarak ŞiiSünni çatışması ve bunların birbirlerinin kanlarını akıtmasını görüyoruz” diyen bir CIA yetkilisi var. Bunlar açık şekilde manzarayı gösteriyor.

RUSYA-İRAN EKSENİ DOĞRU


ABD, ne Kuzey Irak’ta ne Kuzey Suriye’de hiçbir şekilde Türkiye’nin bu işlere karışmasını istemiyor. Türkiye’yi yönetenler nihayet Rusya ve İran ile beraber hareket etmek çizgisine geldiler. Geç oldu, güç oldu ama geldiler. Bu bile iyi. Bundan sonrası için de sıkı durmak, sağlam durmak, hak ve çıkarlarımızdan da vazgeçmemek, ödün vermemek  gerekiyor.


ESAD İLE GÖRÜŞÜLMELİ


MUSUL, El Bab, Sincar… Buralarda ne olacak? Kuzey Suriye’de bundan sonra nasıl bir düzen sağlanacak? 

Örneğin IŞİD Rakka’dan atıldıktan sonra orada nasıl bir düzen olacak? Bütün bunlar son derece karmaşık konular. Üzerinde şimdiden düşünülmesi gereken konular. Üzerinde düşünülmesinin de ötesinde doğrudan doğruya Esad ile görüşülmesi gereken konular. Yani “Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız” diyoruz ama bu toprakları nasıl bütünleştireceğiz asıl mesele o. Orada asıl söz sahibi olması gereken de Esad. Dolayısıyla onunla görüşülmeli. Yani biz Esad’a muhalefet edip silahlanan grupların hakkını savunan tırnak içinde “hakkını savunan” taraf olmaktan çıkmalıyız. 


Mevcut durum da bir çözüm

KIBIRS’TA var olan da bir çözüm.  İki devletin orada var olması. Bu bir şeyi engelliyor değil ki, olamaz. Eğer birbirlerini tanırlarsa, işbirliğini geliştirmek için hareket ederlerse, bu eninde sonunda  birleşmeye kadar gidecekse de gitsin. Bu konuda ilk adım, bu ayrılığın tescil edilmesi olmalı. Yeni bir çatışmaya meydan vermeyecek bir
formül bulunmalı. Son dönemde bir de Anastasiadis’in söylemlerine dayanarak söylüyorum, Türkiye’nin
garantisi kalkacağı gibi kuvvetleri de Ada’dan çekilecek. “Bunu bir takvime bağlarsanız ancak görüşmeler sonuçlanabilir” diyor.

Kıbrıs Yunan adası olur Ada’da bulunan 30 bin askeri nasıl çekeceksiniz, kim arkasına bu kadar askeri alıp Türkiye’ye nasıl dönebilecek. Kıbrıs Türk tarafının güvenliğini kime teslim edecekler?

Türkiye AB’nin üyesi değil. AB’nin garantileri yetmez. KKTC de NATO üyesi değil. Dolayısıyla NATO garantisi
de bir tuhaf olur. Kıbrıs’ı da NATO’ya alırsanız bölgedeki dengeler ne olacak? Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkileri hesaba katmadan Kıbrıs’ı bir Yunan adası haline getirirseniz o zaman Türkiye’nin nefes alacak yeri kalmaz.

Kıbrıs yaşamsal önemde Türkiye için Ada’nın stratejik önemi o kadar fazla ki. Daha önce de söylemiştim. Kıbrıs adası üzerinde Kıbrıslı Türkler yaşadığı için elbette çok önemlidir, ama üzerinde bir tek Kıbrıslı Türk yaşamasa
dahi  Kıbrıs  adası Türkiye için yaşamsal öneme sahiptir. 


Rumlar hepsini almadan bırakmaz

CENEVRE görüşmelerinden bir şey çıkar mı? Bu konuda en çok Kıbrıslı Rumlara güveniyorum.  Hepsini ve hemen almadan bırakmazlar. Önemle vurgulanması gereken şu, “tanınma istemiyoruz” söyleminden vazgeçmek lazım. Garantiler mülkiyet ve güvenlik konularında çok hassas olmak gerekiyor. Kıbrıs Türkünün hak ve çıkarlarının yanı sıra Türkiye’nin hak ve çıkarlarının da kollanması gerekiyor. Ve tabi Kıbrıs Rum yönetiminin Kıbrıs Türklerini muhatap alması lazım. Kıbrıs Türklerini atlayarak Türkiye’yi muhatap alma çabalarının önüne geçmek lazım. Bunun ilk adımı da Sayın Cumhurbaşkanı’nın Cenevre toplantısına katılmamasıdır.


Nüfus artmasın istiyorlar


RUMLAR, Türklerin nüfus oranı artmasın istiyorlar. Bundan sonra Federe Devleti olacak ya Türk nüfus yüzde 20’yi aşmasın diyor. Oraya herhalde Rumlar yerleştirilecek amaç o. Hatta Türkiye’den gidip Ada’ya yerleşmiş göçmenleri de istemiyorlar. Onların bile iadesini istiyorlar.

(YURT GAZETESİ)

Son Güncelleme: 11.01.2017 11:42
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Arşiv

banner62

banner66

banner50

banner68

banner40