YA POLİTİKACI OLSAYDIM?

1990’lı yıllarda politikacı yazar Michael Dobbs tarafından kaleme alınan aynı isimli kitaptan esinlenilerek öncelikle BBC’ye mini dizi olarak uyarlanan “House of Cards” şimdi Amerikalı yapımcılar tarafından muhteşem bir kadro ile yeniden ekranlarda.
Sosyal Ağ ve Benjamin Button filmleri ile isminden çok söz ettiren David Fincher’in yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği dizide Washington’da hırslı bir politikacının zirveye tırmanışı ve bu süreçte yaşadıkları anlatılıyor. Dizi bu sebeple benim ilgili çekmeye başlıyor.
“İskambil kâğıdından evler” anlamına gelen House of Cards, her an yıkılmaya hazır insanların hikâyesini ekrana taşıyor.
Kevin Spacey tarafından canlandırılan politikacı yıllarını Beyaz Saray’da geçirdikten sonra artık başkan adayı olması gerektiğini düşünüyor ve harekete geçiyor.
Tüm üst düzey bürokratlarla ilgili biriktirdiği bilgiler sayesinde zirveye çıkmak adına tehditler, şantajlar ve entrikalara başvuruyor.
Sadece aşkta ve savaşta her şeyin mubah olduğunu sanırken asıl politikada her şeyin mubah olduğunu böylece ortaya çıkıyor.
Dizide bir politikacının hırslarını, o hırslar ile gözünün nasıl karardığını ve her şeyi nasıl göze aldığına şaşkınlıkla izliyorum.
Böylece bir politikacı olmanın sanılanın aksine çok çetrefilli bir iş olduğunu anlıyorum.
Evet, belki çok çalışmıyorlar, patrona müdüre hesap vermek zorunda kalmadan yüklüce maaşlar alıyorlar ama hırsları ile vicdanları arasına sıkışıp kalıyorlar. Oysa bunun insan için en yorucu işten bile daha yorucu olduğunu fark ediyorum.
****
Ulusal Birlik Partisi’nde son bir yıldır yaşananlara bir bakın. Bunun temel sebebi hırslarını bir kenara atamayan bir grup insan değil mi?
Herkes bakan, herkes başbakan olmak istiyor. Kimse partiyi, toplum, ideallerini geleceğini, gençleri, doğayı ve daha pek çok şeyi düşünmüyor.
Kurultay kavgası aylarca devam etti. Daha önce partiden ayrılan, partiyi eleştiren vekiller hiç bir şey olmamış gibi yeniden partiye geri döndü.
Tam da sorunlar aşıldı sular duruldu derken şimdi parti için muhalefetten yeniden sesler yükselmeye başladı. Yine birilerinin bakanlık istediği, kabinenin değişebileceği konuşuluyor.
30 Nisan’da beklentisi karşılanmayan vekillerin partiden istifasının söz konusu olabileceği ve erken seçim seçenekleri konuşuluyor.
Cumhuriyetçi Türk Partisi’nde de durum çok farklı değil. Kurultaya hazırlanan parti kendi içinde çekişmeler yaşamaya başladı bile. Yerel seçimlerdeki başarının ardından kimin parti başkanı olacağı daha da bir önem kazandı.
Tüm bunlara uzaktan bakan benim gibi sıradan insanlar ise her an yıkılmaya hazır bu kâğıttan hayatlara uzaktan bakarak hallerine şükür ediyorlar, “ya politikacı olsaydım” diyorlar.