Türkiye’ye taksim


Kuzey Londra’da eskiden oldukça yaygın olarak konuşulan ve en azından 500 yıllık geçmişi olduğu söylenen Cockney aksanının ve Cockney argosunun Londra’nın East End bölgesindeki yoksul işçi sınıfı üyeleri arasında üretildiği belirtilir. Cockney argosundaki bazı kelime ve deyimlerin organize suç örgütlerinin kendi aralarında bir tür şifre ile konuşmaları sonucu geliştiği düşünülür.

UBP Kurultayı 2’inci tur öncesi delegelerin bir kısmı Cockney aksanı konuşur gibi şifreli kelimeler kullanır oldu. Mesela, “Oyum kime söylemeyeceğim’ demek, “Kaşifciyim” demektir. “Oyum İrsen Küçük’e” demek, “Eroğlu bana daha iyisini sun, bekliyorum” mesajını vermektir. “Oyum Kaşif’e” demek, “İrsen Küçük gel, beni ikna et” manasına gelir. “Henüz karar vermedim” demekse, “İki tarafın da tekliflerine hala açığım” işaretini vermektir.

Bu ülkede UBP Kurultayı ekseninde yaşananlar Kıbrıs Türk toplumunun ne hale getirildiğini açık bir izle ortaya çıkarmıştır maalesef. Pazar günü UBP Kurultayı 2’inci turundan kimin lehine sonuç çıkarsa çıksın, izi kapanmayacak bir yara almış durumdayız. Kendi kendimizi hançerler gibi bedenimizi dağlayan bu sürecin sonuçları UBP’yi etkilediği ile kalmayacak, sırf böylesi vahim bir tecrübeyi yaşamak zorunda bırakıldığımız için toplum vicdanında açılan onulmaz gedik bizlere bundan sonra acıyla eşlik edecektir.

Çünkü Türkiye’ye taksimin reel olarak gerçekleştiğini UBP Kurultayı aracılığıyla hiç olmadığı kadar net görmüş bulunmaktayız. KKTC’nin bağımsız bir devlet olmadığını, “sahte” bir devlet olduğunu ileri sürenlerin elleri eskisinden çok daha güçlenmiştir artık. Dışarıdan yaşananları seyredenlerin bizleri bundan böyle ne kadar ciddiye alacaklarını bir yana bırakın, pazar günü sandıktan ne sonuç çıkarsa çıksın, toplumun kendi kendisine saygısı yitmiştir.

Öz saygıda ve kendine güvende yaşanan eksiliş, güneyle çözüm yapmaktan korkan ve tüm bu sorunlarla uğraşacağına Türkiye’ye resmen bağlanmak isteyen yurttaş sayısını artıracaktır. Gerçekten de her politika Türkiye iktidarının istediği biçimde şekillenecekse ne siyasal partilerin varlığına ne de temsilcilerine ihtiyaç vardır.

Ancak gelişmelerden Türkiye hükümetini sorumlu tutmak bu çerçevede son derece anlamsızdır. Daha önceki genel seçimler ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Türkiye’nin seçimlere müdahalesini isteyen, Türkiye iktidarı CTP’yi ya da Talat’ı desteklemediği için kaybettiklerine hayıflananlarla, UBP Kurultayı’na Türkiye Hükümeti’ni karıştıranlar ve bu müdahaleyi eleştirenler arasında fark bulamazsınız. Müdahaleyi isteyen bizler oldukça müdahale dozunu artırarak devam edecektir.

O yüzden hangi delegenin hangi adayı seçeceği ve delegelerin şifreli konuşmaları bana eski Londra’nın kuzeyinde çok eskiden yaşananları anımsatıyor: Yasa dışılıkta sınır tanımayanların kendi çıkarlarını korumak için daha çok kendilerinin anladığı bir dil yaratmasını! Cockney aksanı tarihe karışıyor yalnız. 20 senelik ömrü ya var ya yok. Bizlerin bir 20 senesi bile kalmadı…