Sahte diplomalar, ihalesiz mal alımları, yolsuzluklar ,rüşvet ve patlayan silahlar.
Bir gecede olmadı bunlar tabii.Yavaş yavaş ve kendi elimizle hazırladık birçok şeyi.
Önce kendi işimizi yapacak olanları iş başına getirdik.Sonra çocuklarımıza haketmediği işleri verecek olanları destekledik.
Haksız mevki alanları alkışladık.İşini doğru yapmayan idarecileri sırf menfaatimiz var diye görmezden geldik.
Haber sitelerinin altında sahte diploma aldığı delillerle ortada olan ve bu usulsüzlük ile tutuksuz yargılananlara attığımız like’ lar ve yanındayız diye bir kısım çevrelerin yaptığı tezarühatlar çürümenin bir başka en açık göstergesi.
Aziz Nesinin Türk halkı ile ilgili o anlamlı sözünü hatırlatır nitelikte.
Gelelim yukarıda bahsettiğimiz bu çürümenin başladığı yere.
Başlangıç yeri önemlidir.Çünkü eğer bataklığı kurutmak istiyorsak oradan başlamak zorundayız.
Toplumun en küçük yapı taşı ailedir denir. Ancak bu söz çoğu zaman yüzeysel bir tespit olarak kalır.
Oysa bugün yaşadığımız toplumsal çözülmenin izini sürdüğümüzde, yol dönüp dolaşıp aileye, özellikle de geniş aile ilişkilerine çıkar.
Çünkü çürüme, çoğu zaman çekirdek ailede ve geniş aile içinde normalleştirilen davranışlarda başlar.
Bayram sofralarında, düğünlerde, taziyelerde ya da bir akşam yemeğinde… Herkesin tanıdığı ama kimsenin adını koymak istemediği sahneler vardır. Büyüklerin küçüğü azarlaması, söz kesmesi, alay etmesi “terbiye” sayılır. Genç bir aile bireyinin emeği, tercihi ya da sınırı küçümsenir; ama buna itiraz eden “saygısız” ilan edilir.
İşte ilk çürüme noktası burasıdır.
Aile, toplumun en küçük ama en belirleyici hücresidir. Geniş aile içinde bir bireyin başka bir aile üyesine karşı sergilediği terbiyesizlik, çoğu zaman kişisel bir sorun gibi görülür. Oysa bu durum, toplumsal yozlaşmanın aile içine sızmış halidir.
Sessizlik, yozlaşmanın en güçlü müttefikidir
Ailede başlayan sessizlik zinciri şuraya kadar uzanır:Evde susulan terbiyesizlik, okulda görmezden gelinen zorbalık ,işte sineye çekilen mobbing kamuda normalleşen ahlaksızlık.
Bu bir tesadüf değil, aynı kültürün farklı yüzleridir.
Aile bireylerinin “büyütmeyelim”, “idare edelim” yaklaşımı:Saygıyı zayıflatır.Gücü ahlakın önüne geçirir.Terbiyesizi merkez, erdemliyi kenar yapar.
Unutmayalım.Toplumlar terbiyesizler çoğaldığı için değil, terbiyesizliğe itiraz edenler azaldığı için çürür.
Geniş ailede sıkça rastlanan bir örnek:
Bir aile büyüğü, başka bir aile bireyine herkesin içinde kırıcı sözler söyler. Diğerleri susar. Çünkü “büyüktür”, “ayıp olur”, “ortam bozulmasın”. O an kimse fark etmez ama çocuklar ve gençler çok net bir ders alır:
Güçlü olan konuşur, haklı olan susar.
Bir başka örnek:
Genç bir aile bireyinin emeğiyle aldığı kararlar küçümsenir. Mesleği, evliliği, yaşam tarzı alay konusu yapılır. Buna karşı çıkan olmaz. Çünkü “biz aile içinde böyleyiz”. Oysa bu “böylelik”, bireyin değerinin sistemli biçimde aşındırılmasıdır.
Daha da tehlikelisi, saygısızlığın “şaka” adı altında sunulmasıdır.
Kırıcı sözler gülerek söylenir, incitici davranışlar normalleştirilir. İtiraz eden ise “çok alıngan” olmakla suçlanır. Böylece sınırlar yok edilir; saygı, keyfiyetin gölgesinde erir.
Geniş aile içinde yaşanan bu küçük gibi görünen ihlaller, aslında büyük bir zihinsel dönüşüm yaratır. Çocuk şunu öğrenir:
– Haksızlık karşısında susulmalı.
– Güçlü olan hesap vermez.
– Saygı, karşılıklı değil; tek yönlüdür.
Sonra ne olur?
Bu çocuk büyür, iş hayatına girer. Üstü tarafından ezildiğinde susar ya da güç eline geçtiğinde aynı dili kullanır. Toplumda hukukun neden zayıf olduğunu, adaletin neden kişiye göre değiştiğini, insanların neden sessiz kaldığını merak ediyorsak; cevabı yine geniş aile sofralarında aramalıyız.
Aile içi saygısızlık, sadece bireyi yaralamaz; toplumsal ahlakı aşındırır. Çünkü aile, davranışın ilk prova sahnesidir. Orada alkışlanan ya da görmezden gelinen her yanlış, toplum sahnesinde tekrar edilir.
Bu nedenle çözüm, “büyüklere saygı” gibi tek taraflı sloganlarda değildir. Gerçek çözüm; herkes için saygı, her yaşta sınır bilinci ve aile içinde adalet duygusunun yerleşmesidir.
Büyüklük, yaşla değil; davranışla ölçülür. Aile içinde saygıyı yok sayan bir büyüklük anlayışı, topluma saygısız bireyler kazandırır.
Toplumsal çürümeden şikâyet ediyorsak, aynaya aile olarak bakmak zorundayız. Çünkü toplum bozulduğunda herkes konuşur; ama aile bozulduğunda herkes susar.
Ve unutmayalım:
Toplumsal çürüme, meydanlarda değil; aile sofralarında başlar.