TAKDİRİ İLAHİ Mİ BİLİM Mİ ?

Günlerdir Corona ile yatıp Corona ile kalkıyoruz.Evlere kapandık.

Tabii ortalıkta ipsiz sapsız bugünlerde potansiyel katil diye adlandıracağım tiplerde yok değil.

Bu arada tüm dünyayı evlerine kapatan ‘’bu virüste nereden çıktı? durup dururken ‘’diyenlerimizde eminim çoktur.

Esasında bugüne kadar dünya üzerinde birçok salgın hastalık ve ölümler yaşanmış.

Fakat içinde bulunduğumuz yüzyılda açıkçası bilimin sürati ve bu kadar çok teknolojik yeniliğe rağmen böyle bir durum ile karşı karşıya kalınmasını insan nedense içine sindiremiyor.

Bir aşının ancak en erken 6 ayda hazırlanabilme ihtimali ,aşı ile ilgili patent alma derdinde olanlarıda gördükçe insanı ister istemez başka şeyleride düşünmeye başlıyor.

Tabii bu konularda okuduklarımız ve gördüklerimizde şüphelerimizde daha çok emin olmamıza neden oluyor.

‘’Hekimlik mesleğim süresince hastalar için çabalarken bir yandan da sağlık şirketlerinin ticari çıkarlarına hizmet ettiğimiz, onların piyasaya sürdükleri malların pazarlanmasına aracı rolü oynadığımız düşüncesini hep içimde taşıdım diyen bir hekimimiz .Muayene odalarımız, farklı şirketlerin ilaç tanıtım elemanlarıyla, dolaplarımız çeşitleri her gün artan “eşantiyon ilaçlarla” dolup taşıyordu.80’li yılların ortalarından sonra bilimsel kongrelerin, turizm içerikli olarak örgütlenmeye başladığını İlaç ve tıbbi araç- gereç şirketlerinin çoğu kongre ve sosyal etkinliklerinin sponsorluğunu üstlendiğini. Daha sonra katılımcılar için sponsorluklar, turistik yörelerindeki lüks otellerde ilaç tanıtım toplantıları ve çeşitli etkinlikler yapmaya başladıklarını,2000’lerde bazı hekimlere “benim ilacımı yazarsan...” ile başlayan pek çok vaatte bulunulduğunu ifade ettiğinde şüphelerim yerini haklılığa bırakıyor.

Yada Corona virüsün ilk olarak Çin Bilimler Akademisi bünyesinde hizmet veren Virüs Araştırmaları Enstitüsününde bulunduğu wuhanda başlamış olması .Tabii buna bu enstitüde araştırma yapan uzman Dr. Zhou nun hangi alanda bilimsel araştırmalar yürüttüğüde eklenince insan dahada bir şüpheci oluyor.

Dr. Zhou “Yarasa virüsleri ve bağışıklık sistemleri” hakkında sadece ülkesinde değil Avustralya ve Singapur’da da araştırmalar yapmış birisiymiş.

Alın işte. Başka şeylerdende şüphe duymanıza bir neden daha.

Günümüzde ekonomik ilişkilere dayalı yeni bir dünya düzeni oluşturuldu. Sağlıkta metalaştırıldı, sağlık alanı ilaç, tıbbi araç-gereç, sağlık sigortası ve hastane işletmeciliğini kapsayan ve büyük kârlılık vaat eden önemli bir pazar durumuna geldi.

Uluslararası ilaç tekelleri ve tıbbi teknoloji üreticisi büyük şirketler dünya pazarını ele geçirmek için büyük bir mücadele içine girdiler.

Küresel kapitalist düzenin hüküm sürdüğü ve bu sisteme eklemlenmiş tüm ülkelerde sağlık hizmetine erişim ve yararlanma artık bir hak olmaktan çok küresel kapitalizmin yeni ve yüksek kâr oranlı alanlarından birisi olduğuna yukarıda yazdıklarımda eklenince bu virüsün Yarasadan çorbadan insana geçti söylentilerine çokta itibar edesi gelmiyor.

Bunun içinde ister komplo teorisi deyin ister evde kalmanın psikozu deyin benim buna çokta inanasım yok.

Peki şimdi gelelim esas soruya.

Bu salgın bir şekilde geçecek.Bunu atlattık varsayalım peki ama Bundan sonra ne yapacağız.

Görünen o ki Mers, Sars ,Domuz ,Kuş gribi derken bu tür durumları bundan sonra Dünya çokça yaşayacak.

Tabii ki ülke olarak bizde …

Bugün öldürme yüzdesi % 2 lerde olan ,gelecek yıllarda öldürme yüzdesi 5 -10’lara çıkarılabilecek bir virüse karşı ne yapacağız?Yada bağışıklık sistemini tümden çöktüren bir virüsle karşı karşıya kalırsak ne olacak?

Her kış mevsimi geldiğinde evlerimize erzak depolayıp haftalarca kapıdan dışarı çıkmayacak ,eldiven ve maske ile dolaşacak ve takdiri ilahi deyip virüsün bizi ölümle tehdit etmesinimi bekleyeceğiz ?

Bunca Üniversitemizin bulunduğu bu adamızda bundan böyle Üniversitelerimize daha çok görev düşüyor.Tabii onları desteklemesi gereken Hükümetlerede .

Nasıl mı .Örnekler çok .

Ama en güzel örnek Almanyadaki 129 yıllık köklü geçmişe sahip Robert Koch Enstitüsü.

Hani Almanya'da çok yüksek coronavirüs vakasına rağmen, ölüm oranı çok az görülüyor ya.Almanya'daki bu mucizevi mücadeleyi, işte bu Robert Koch Enstitüsü yürütüyor.

Siyaset değil Bilim yani.

Alman halkının sağlığının emanet edildiği, 129 yıllık köklü geçmişe sahip Robert toplumu, Robert Koch Enstitüsü ne diyorsa harfiyen uydu, tokalaşma, sarılma, öpüşme, birarada bulunma filan, bıçak gibi kesildi, Alman toplumundaki disiplin kültürü sayesinde, ikinci bir uyarıya gerek bile kalmadı.

Alınan kararlar içerisinde 2 den fazla kişi biraraya gelemiyor.Cezası var. Marketlere tek tek giriliyor. Kuyruklarda mesafe en az 1.5 metre. Kasiyerler ve alışveriş yapanlar eldiven takıyor. Herkes başkasına saygı gösteriyor.

Corona virüsüyle mücadele çalışmaları vaka sayısının düşük olduğu ocak ayında başlanmış.

Yani bizim Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile deyim yerinde ise birbirimizi yediğimiz dönemde.Ülkede çok sayıda laboratuvar olması ayrıca ülke çapında testlerin yapılmasını da hızlandırdı. Şu anki verilere göre Almanya’da günde 12 bin kişi corona virüsü için test olabiliyor.Corona virüsüne bağlı ölüm sayısı 11 bini geçerken, 15 binden fazla aktif vakanın görüldüğü ülkede ölüm sayısının 94.Ölüm oranı binde üç. İtalya’da bu oran yüzde 8.2.Bu, normal bir grip salgınında ölenlerin oranının 7'de biri.

Biz mi ne yapacağız ?

her günümüzü gecemizi meşgul eden seçimlerimiz ve hükümetlerimiz var ya işte onlardan da ya Sağlığa ,araştırma geliştirme, bilime yani kısaca insana yatırım yapanlara oy vereceğiz yada takdiri ilahi deyip bekleyeceğiz.Karar sizin.