Dün yayınladığım belgeye ilişkin eski başbakanlardan, CTP Mağusa milletvekili Ferdi Sabit Soyer’den bir açıklama geldi. Soyer’in gönderdiği açıklama aynen şöyle:
“Sayın Can Sarvan,
Kıbrıs Time’daki makalenizi okudum. Konuyu ele alıp değerlendirdiğiniz için teşekkür ederim. Siyasi anlayışım eleştirileri daima saygı ile karşılamak ve eğer bir yanlışım veya eksiğim varsa bunu işaret edenin görüşlerini pozitif olarak değerlendirmektir.
Eleştiri, eleştirilene güçsüzlük değil, esasında güç taşır. Ancak eleştirinin de objektif olması ve doğru bilgiye dayanması gerekir. Makalenizde Meclis’te yaptığım konuşmada tefecilikle ilgili görüşlerimi ele alırken, beni hükümet dönemimiz ile bağlantılı doğru konuşmuyoruz veya ne söylediğine değil de yaptığına bakın dercesine eleştirdiğiniz ancak buna dayanak gösterdiğiniz ve yayınladığınız belge doğru değildir. Doğru olmayan husus Sayın Ahmet Uzun’un bana yolladığı yazı değildir. Doğru olmayan husus o yazının altında yer alan bana aitmiş gibi yansıttığınız el yazısıdır.
O el yazısı bana ait değildir. Eğer bana ait olsaydı o talimatta imzamda da beraber olurdu. İsteseniz bir el yazısı uzmanına da gösterebilirsiniz. O el yazısı bana ait değildir. Çok uzun zamandır bu konuda özellikle hükümet çevrelerinden çıktığını bildiğim bu sahte bilgi çeşitli tv ve gazetelerde yayınlandı. İlk defa sizin makalenizde herhalde özü ve sözü birbirini tutmayan, yalancı siyasetçi argümanına destek olmak için belgeyi de yayınladınız. Bu bakımdan size teşekkür ederim. Ama artık insaf, olmayanı olmuş ve olan gerçeği de gizleyerek bana, hükümet dönemimize, bakan arkadaşlarıma ve CTP’ye karşı yapılan bu insafsız gerçek olmayan tanımlamalara dayalı karalamalara bir yerde objektiflik temelinde son vermek gerekir.
Bu belgeyi size ileten çok iyi tahmin ederim ki o yazının benim el yazım olmadığını çok iyi biliyordu. Sizi yanılttı. Şimdi her tür eleştirinizi saygı ile karşılayan biri olarak herhalde sizde o yazının benim el yazım olmadığına dair size aktardığım bu gerçeği de bir vesile ile kamuoyuna aktarma inceliğini gösterirsiniz. Çünkü sağlıklı gelişme doğru bilgiye dayalı tartışma ile olur. Hükümetimiz döneminde tefecilikle karşı aldığımız önlem ve yaptığımız girişimlerde ilgili olarak eğer bilgi almak isterseniz Ahmet Uzun arkadaşım ve ben size bunu yazarız. Yeterliliği veya doğruluğu ile ilgili değerlendirmeye getireceğiniz farklı görüşlere elbette saygım var. Ama benim olmayan bir el yazısı ile suçlanmama ve tanımlanmam ise doğru değildir. Bu yazımı nasıl değerlendireceğinizi sizin basın mensubu olarak vicdanınıza havale ediyorum.
Saygılarımla,
Ferdi Sabit Soyer”
Dünkü yazımda, “Dönemin KKTC Maliye Bakanı Ahmet Uzun, 2 Nisan 2007 tarihinde dönemin KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer’e resmi bir yazı göndererek, 2001’de doğan “yasal boşluk” nedeniyle “ikili sözleşmelerin”, yani tefeciliğin öne çıktığına dikkati çekmiş ve “güçsüzün korunması gereği”ni vurgulamıştı. Dönemin Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, dönemin Maliye Bakanı Ahmet Uzun’un yazısının altına kendi el yazısı ile bir not düşerek, “konunun TC-KKTC teknik komitelerinde görüşüldüğü”nden “arşiv”e kaldırtılması talimatını vermişti” diye yazmıştım.
İlgili belgedeki el yazısının Ferdi Sabit Soyer’e ait olup olmadığını tartışmanın pek manası olmadığınıı düşünüyorum. Çünkü zaten Ferdi Sabit Soyer’e bu yazının gönderiliş nedeni 18 Mart 2007’de Anayasa Mahkemesi’nin aldığı, faiz belirleme yetkisinin Cumhuriyet Meclisi’nde olduğunu, faiz belirleme yetkisinin KKTC Merkez Bankası’na devredilemeyeceğini beyan eden kararıdır. Ve Anayasa Mahkemesi’nin aldığı bu karara rağmen Ferdi Sabit Soyer başkanlığındaki dönemin hükümeti faizin sınırlandırılmasına ilişkin hiçbir yasal değişikliğe gitmemiş ve konuyu fiilen arşive kaldırmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin aldığı bu kararla rahatlıkla yasa değişikliği yapabilecek ve faize sınırlandırma getirebilecek CTP hükümeti bu konuda kılını bile kıpırdatmamıştır. O dönem yasa değişikliği ile faize sınırlama getirmeyenlerin bugün Meclis’te fahiş faizlerden yakınması abesle iştigal etmektir. Keza, aynı bağlamda Maliye Bakanı Ersin Tatar’ın şahsında UBP’yi eleştiren biri olarak benim bu belgeyi “hükümet çevrelerinden” edindiğimin iddiası da temelsiz olmasının yanı sıra çelişkilidir.
Anayasa Mahkemesi kararına karşın o gün meseleyi fiilen arşive kaldırtan Ferdi Sabit Soyer ve CTP ile, bir yığın iş insanın piyasadan çekilmesinde, pek çok yurttaşın mal ve mülkünü kaybetmesinde payı büyük olan bir tefeciye bugün bankacılık izinlerini hiçbir bedel ödettirmeden veren Maliye Bakanı Ersin Tatar ve UBP Hükümeti icraatları arasında fark yoktur. Bu gerçekler ortadayken CTP ve UBP milletvekilleri olarak birbirinizden ne farkınız olduğunu yurttaşa kanıtlayamıyor ve yurttaştan oy talep etmeye devam edebiliyorsunuz maalesef. Kuzey Kıbrıs’ta doğdukları ülkeyi terk eden iş insanlarının sayısı artarken fahiş faizlerle ocak söndürenler banka sahibi yapılabiliyor. Az sayıda kalan Kıbrıslı Türk iş insanı ve değişen nüfus yapısı ile eski tefeci yeni banka sahipleri kime kredi satacak, siz milletvekilleri kimlere siyasetinizi pazarlayacaksınız çok merak ediyorum doğrusu…
Tüm bu eleştirilerimize rağmen Ferdi Sabit Soyer’in siyasette hangi mevkide olursa olsun şahsına hiçbir çıkar sağlamamış ender siyasetçilerden biri olduğunu teslim etmekten çekinmeyiz. Aile şirketleri aracılığıyla kendine kişisel çıkar sağlayanları da deşifre etmekten geri durmayacağız.