Nasıl ve nereden başlayacağımı bilmiyorum doğrusu, çünkü içimdeki olumsuz "ben" yazma diyor. Ne de olsa, ne yazarsan yaz karşıdakinin ne anladığı önemlidir. Diğer yanım ise daha bir pozitif tavırla yaz diyor, hiç değilse bu şekilde işe yaramanın mutluluğunu yaşamış olursun. Yaz ile yazma arasında gidip gelirken. Mevsimsel olarak sevdiğim yaz'ın etkisiyle karşınıza bu yazı ile çıktım.
Bir insan tanımadığı insanlara satırlar dolusu yazılar yazması çok kolay bir iş değil, aynı şekilde amaçsızca alt alta yazılıp dizilen satırlar manzumesinden oluşan yazılardan ve sırf yazmış olmak adına bir konuyu irdelemek de pek hoş olmasa gerek.
Aslında aklımdan geçen bir kaç konu var ama dediğim gibi havamda değilim, diğer yandan yazıma başlamış bulunuyorum ve elbet diyeceksiniz ki o "birkaç konu" ne?, bir tanesini olsun yazsaydın... Bu empatik düşüncenin etkisiyle, hemen o aklımdaki konuların bir kaç tanesini başlık halinde süratli bir şekilde yazmış ve sizlerle paylaşmış olayım.
-Ay'a yolculuk yapıldı mı? Gerçekten Ay'a ayak basıldı mı? 1969'da gidilmişse, aradan geçen bunca zaman içerisinde ve gelişen teknolojiye rağmen neden tekrar gidilmedi?
-Uzayda dünyalılardan başka canlı var mı? Yoksa bu koskoca evrende yalnız mıyız?
-1.5 milyar Çinli aynı anda sekerse dünya yörüngesinden çıkar mı acaba?
- Dünyamızda gelişen olayları düşününce, Dünyanın sonuna mı yaklaştık sorusu ister istemez aklıma geliyor, sizce?
- Daha basit bir soru .. Kadınlar mı üstün. Erkekler mi? Aile düzenimiz Ataerkil mi gerçekten?
- Bu sorudan hareketle .. Belki önceki soruya cevap teşkil edecek ama hemen anlatayım. Neden Ana vatan var baba vatan yok. Ayni şekilde Ana dil. Ana para. Ana Yasa. Hatta Anadolu. vb.
Neyse. Görüldüğü üzere konu çok. Hatta çok önemli bir konu var ona değinmeden geçemeyeceğim.
- Tavuk mu yumurtadan. Yumurta mı tavuktan. Hoş bu konu ile ilgili horozun cevabını biliyorum, ama yine soruya cevap teşkil edememektedir?
- Ne olacak bu Kıbrıs'ın hali? (bu bence en güncel ve etkili konu)
Konu listesini uzatmak, hatta sayfalar dolusu konu bulmak mümkün. Bu konuların bir kısmı bizleri düşündürür, bir kısmı endişelendirir diğer bir kısmı şaşırtır ya da neşelendirir, ama bence bu olaylar ve konulara yaklaşımımız ve ele alış biçimimiz önemli. Zira çağımız iletişim çağı ve yerküremizin en ücra bir noktasında cereyan eden olumlu ya da olumsuz bir olayın bize ulaşması anlık diyebileceğimiz bir süre içerisinde gerçekleşiyor.
Yani etkileşim tam gaz yaşamımızın içerisinde. Hal böyle iken, Diğer yandan Psikologlar; günümüzde insanların büyük bölümünün stres altında kaldıkları için mutlu olmadıkları tespitinde bulunuyorlar.
Psikologlar, mutlu olmanın her geçen gün biraz daha zorlaştığını, bunun daha iyi bir hayata yolculuk olmaktan çıkıp, ulaşılması güç bir dağ, çölün ortasında varılması güç bir vaha haline geldiğini ifade ediyorlar ve önemli tavsiyede bulunuyorlar.
Tavsiyeleri bence mantıklı hatta hoş, reçete ise şöyle; "Arkadaşlık edeceğiniz kişileri iyi seçin. Mutluluk gibi mutsuzluk ta bulaşıcı. Değerli vaktinizi mutlu sevgi dolu, pozitif enerjik yaratıcı gülebileceğiniz ve gülebilen insanlarla geçirin. Ciddi takılmayın, mizahla ilgilenin, içinizdeki doğal sese kulak verin, komedi dizilerini izleyin." Psikologlarımız daha ileriye giderek; aşk acısı çeken birinin ileride mutlu olmaması için hiçbir neden olmadığını da vurguluyorlar.
Bu günler için geçerli bir reçete bence..
Takdir sizlerin..