SADECE ‘’ÇİĞDEM ‘’OLMAK İSTEDİM AMA …



Bir dönem sevgili Boysan Boyra ile birlikte cumartesi günleri keyifli sohbetler diye bir program yapıyorduk, o dönem konuştuğumuz konular siyasi değil ,ekonomik değil ,hukuksal hiç değildi sadece günlük hayatlarımızda etkilendiğimiz yada düşündüğümüz ama belki de hiç söyleyemediğimiz konuları konuşuyorduk.

Hoş komik ama içten olan şey ise ikimizin de konuştuğuz konuların uzmanı olmayışımızdı 

İçtenlik buradan geliyordu zaten ! Yani düşünün psikolojik konuları konuşursunuz ama uzmanı değilsiniz , aşk’ı konuşuyorsunuz ama bunu profesyonel bakış açısıyla değil sadece deneyimlerinize dayanarak konuşuyorsunuz, şiddetten ve hırslardan bahsediyorsunuz ama onu da etrafınızda gördüğünüz yada okuduğunuz olayların size hissettirdiklerini anlatabiliyor ve tartışıyorsunuz …

Kendimizce hafta sonları bir buçuk saat de olsa sadece insan ,sadece bu toplumun bir bireyi olarak yaşama dair sohbetlerimiz oldu . İnanılmaz da geri dönüşler aldık ,sokakta insanlar gördüklerinde en çok tatlı sert tartışmalarınızı seviyoruz yada Boysan beyin bir şey sorduğu zaman pat diye öyleyce kalıvermemi seviyorlarmış … Ama her koşulda bizi seviyorlardı .

Bugün bu yazıyı yazarken o dönem yaptığımız bir programda konuştuğumuz bir konu geldi aklıma konumuz :Hayatımızı çalan rollerimiz...’di (!)

Ne kadar müdürsek, profesörsek, doktorsak, mühendissek, yazarsak, "bey"sek o kadar var olabildiğimiz bir ülkede yaşıyoruz ne yazık ki …
Toplumsal rollerimizle kaybettiğimiz ‘’ben’’ olma özelliğimiz geliyor aklıma, bugün bir yerde yaşadım olay gecenin bu saatine kadar bu konuyu düşünmeme sebep oldu. Bazı insanlar iş çevrelerindeki rollerine kendilerini o kadar kaptırıyor ki sanki onların başına hiç bir şey gelemez ,kimseye ve kimsenin yardımına ihtiyaçları olamaz gibi bir algıya kapılmışlar gibi yaşıyorlar ,ne kadar büyük yanılgı içindeler ,yazık acıdım .
Görüyor musunuz gün içindeki rolünüz ne olursa olsun sıradan olan ben size ACIYORUM bu biraz acıtabilir ama belki de farkettirir size , sizin de sadece İNSAN olduğunuzu .
Bizim hayatımızmış gibi olan rollerimiz(doktor,polis,gazeteci,avukat,savcı,dönerci,berber…vs…memur ) gittiğinde sudan çıkmış balığa dönüyor, kalakalıyoruz. Rollerimizin hayatımızı çalıp götürdüğünü fark ettiğimizde çok geç oluyor...

Ne zaman meslek sohbetleri işin içine girse hayatın içindeki o rolümüze kapılıp gerçek Çiğdem,Ayşe,Fatma, Derviş, Şükrü , Boysan olmaktan çıkıp normalde sohbet edeceğimiz konulardan içten gülücüklerden uzaklaşıp bir anda mesleklerimizin getirdiği role bürünüp o kişi oluyoruz . Yani duruşumuz , bakışımız, konuşmamız anında değişiyor bu olurken de o doğal halimiz gider yerine "etkili ve yetkili" bir maske gelir.

Bazen birilerinin gelip bana ,"Ne iş yapıyorsunuz" sorusunu sormasından nefret ediyorum ,tıpkı bugünkü gibi ! Bir işim vardı saatlerce bekledim ,gittim ,geldim , suratsız bir iki kişiyle sakince muhatap oldum ve içeri giren biri bana o soruyu sordu ,geldik büyünün bozulma zamanına !!! Söylediğiniz mesleğe göre karşınızdakinin yüzü çeşitli biçimlere girer.
Yanıtınız işçi, emekli, işsiz ise farklı, genel müdür, doktor, yönetici yada gazeteci ,spiker ise farklı bir yüzle karşı karşıya gelirsiniz.
Sonraki konuşmaların artık hükmü kalmamıştır.
Yaşamımızın en acıklı hali sanırım bu .

Bedenimiz, ruhumuz, bir yerlerde ‘’hiç’’, olurken rollerimizle avunarak tükettiğimiz hayatların olduğunu gördüm bu gün .
Ne kadar haklıymış , Prof. Dr. Üstün Dökmen, "Küçük Şeyler" isimli kitabında , rütbelerin, makamların, rollerin bir ayrıkotu gibi yaşam bahçemizi kapladığından yakınmış, bu ayrık otlarının sökülüp gittiğinde, geriye artık ekilip biçilemeyen bir bahçe, işe yaramayan bir ömür kaldığını söylemiş, Çinli bir bilgeden güzel bir yaklaşım aktarmıştı. Çinli bilge şöyle diyor:

"Doğduğun zaman sadece 1'sin. Büyüdükçe 1'in yanına sıfırlar eklersin. Diplomaların, unvanların, rozetlerin olur. Evlerin, arabaların olur. Bunların her biri sıfırdır, ama 1'in sağına konuldukça senin değerin artar. Ancak bütün bu sıfırların değeri sen hayatta olduğun sürece vardır. Sen öldün, 1 gitti. Sıfırların hiçbir anlamı kalmadı...."