Rum’dan Mal Satın Alanlar Trajedisi (4)


7/ 80 Sayılı Yasanın Hukuk Sistemimizin Temel İlkelerine Ters Düşmesi
7/80 Sayılı Yasa 1974 den önce Rumdan mal satın alanlara tapu kaydı yaptırma, yani
koçanlarını verme amacıyla yapılmıştır. Yasanın usul kuralları çerçevesinde malı satın
aldığını kanıtlayanların koçan alabileceğini belirtmesi gerekiyordu. Bunu belirteceğine
kendine özgü özel ispat şartları koymuş ve mal alanların koçan almasını engellemiştir. Yasaya
konan şartlar yasayı anlamsız hale getiren ve insan haklarını ihlal eden şartlar olmuştur.
Yasaya konan özel şartların en önemlisi bir satışın yapıldığını kanıtlamak için banka havalesi
ile ödeme yapıldığının kanıtlanması gereği idi. Diğer önemli şart ise Mahkemeye orijinal
sözleşmenin sunulması gereği idi. Bu durumda mal satın alan bir kişinin koçan alabilmesi için
satış sözleşmesinin orijinalini Mahkemeye sunması ve ödemeyi banka havalesi ile yaptığını
kanıtlaması gerekiyordu. Bu iki koşulu yerine getiremeyenler malı satın aldığını
kanıtlayamamış kabul edilecek ve malını yitirecekti.
Kıbrısta mal satın alanlar malın bedelini genellikle nakit para ile veya çekle öderler .
Yabancılar arasında ödemeyi banka havalesi ile yapanlar bulunmakla birlikte onların oranı da
%10 u geçmemekte idi. Kıbrıslı Türkler arasında banka havalesi ile ödeme yapan hemen
hemen hiç yoktu. Yukarıda anlattığımız zor koşullarda bir Türkün ödemeyi banka havalesi
ile yapması düşünülemezdi.
7/ 80 Sayılı Yasanın uygulanmaya başlaması ile Mahkemeye koşanlar arasında sadece
sözleşmelerinin orijinalini ellerinde bulunduran ve ödemelerini banka havalesi ile yapanlar
koçanlarını alabildiler. Onların oranı ise müracaatçıların %10 unu geçmiyordu. Bu iki şartı
yerine getirmeyenlerin dilekçeleri ret edilmeye başlandı.
Dilekçelerin tümü dinlense geriye kalan dilekçelerin tümü ret olacak ve bu kişiler mallarını
yitireceklerdi. Bu mallar terk edilen diğer Rum malları gibi devlete kalacaktı. Halbuki devlet
bu insanlara koçan vereceğini açıklamıştı. Yasaya yerine getirilmesi imkansız şartlar koyarak
mallara el koymak doğru olabilir miydi? Bu durumda mal alanlara “Gerçi bu malları satın
aldığınızı biliyoruz. Bu konuda araştırma yapıp gerçeği saptadık. Fakat maalesef sözleşmenin
orijinalini yanınızda bulundurmadınız. Ödemeyi de banka havalesi ile yapmadığınız için malı
satın almamış kabul ediliyorsunuz. Bu nedenle yasaya göre malınız devletin oldu.” denmiş
oluyordu.
Burada üzerinde durulması gereken önemli bir nokta da şudur. İyi bir yasanın nasıl
yapılabileceğini gördük. Yasa yapımında hazırlık aşaması önemlidir. Meclisin görevi yasanın
düzenlediği konuda gerçekleri ayrıntılı ve doğru olarak saptamaktı. Devlet 7/80 Sayılı
Yasayı yapmadan önce yabancıların sözleşmelerini bir bir incelemişti. Banka havalesi ile
2
ödeme yapanların %10 u geçmediğini biliyordu. Türklerin ise hiçbirinin banka havalesi
yapmadığını tahmin etmek kolaydı. Bu koşullarda “Malın satın alındığını kanıtlamak için
ödemenin banka havalesi ile yapılması şarttır” diye bir kural koymak ne anlama gelir
dersiniz?
7/80 Sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra mal alanların % 10 a yakın bölümü
dilekçelerini kanıtlayıp koçanlarını aldılar. Diğerleri dilekçelerini dinletmenin bir felaketle
sonuçlanacağını anladılar ve erteleme çabası içine gerdiler. Devlet organları arasında tüm
dilekçeleri zorla dinleterek tümünün mallarına el konulması gerektiği görüşünü öne sürenler
oldu. Bir süre dilekçe sahipleri kaybedecekleri dilekçeleri dinletmeye zorlandılar. Ancak
Savcılık o kadar ileri gitmedi ve dilekçelerin ertelenmesine karşı çıkmayarak yasanın tadiline
fırsat verdi.
7/80 sayılı Yasanın 1.ci Tadili, (54/ 87 Sayılı Tadil Yasası)
7 yıl süren yoğun bir sıkıntı ve endişe döneminden sonra 1987 yılında yasanın ilk tadili
yapıldı. 54/ 87 Sayılı bu tadil ile dilekçeyi kanıtlamak için ödemenin banka havalesi ile
yapılması şartı ortadan kaldırıldı. Ödemeyi banka havalesi ile yapmayanların çek veya
makbuz ile de ödeme yaptıklarını kanıtlamaları kabul edildi. Ancak orijinal sözleşme şartı
devam ediyordu. Bunun yanı sıra çek veya makbuzun da orijinalinin Mahkemeye sunulması
gerekiyordu.
Öyle anlaşılıyor ki mal satışlarında banka havalesi ile ödeme yapmanın genel uygulama
olmadığı bir ülkede 7/ 80 Sayılı Yasaya böyle bir şart koymanın adaletsizliği büyük
eleştirilere neden olmuş ve Hükümet bu konuda bir yumuşama getirmek istemişti. Ancak
acaba ( orijinal sözleşme + orijinal çek veya orijinal makbuz ) şartını kimler yerine
getirebilecekti? Savunma Bakanlığına yapılan müracaatlar nedeniyle devlet kaç kişinin bu
şartı yerine getirebileceğini biliyordu. Eğer bilmiyorsa basit bir araştırma ile gerçeği
saptayabilirdi.
54/87 Sayılı Yasa özel ispat şartlarında ısrar etmeyip hukuk sistemimizin normal ispat
kurallarına dönmüş olsa sorun tamamen çözülecekti. Maalesef bu yöne gidilmedi ve yasa özel
ispat şartlarında küçük bir değişiklik yapmakla yetindi.
Uyguladığımız İngiliz hukuk sisteminde orijinal belgenin bulunmaması halinde, bu belgenin
nasıl kaybolduğu açıklandıktan sonra çevre delillerle belgenin içeriğinin kanıtlanması
mümkündür. Orijinal belgesi olmayanların iddialarını nasıl kanıtlayabileceği yüzyılların
süzgecinden geçmiş kurallarla saptanmıştır. Yasama Meclisinin de bu kuralları devreye
koyması sakıncalı olmamalıydı. Maalesef yasa koyucu bu yöne gitmedi ve Rumdan mal
satın alanların büyük bölümünün elinde orijinal sözleşme, çek veya makbuz olmadığını
bildiği halde bu belgelerin sunulmasını şart koştu.
Gerçeği bilmeyen ve yasadaki anomalinin kalktığını düşünen dilekçe sahipleri 54/87 Yasanın
kabulü ile tekrar mahkemelere koştular. Yasadaki değişiklikten yararlanabilen az sayıda
dilekçe sahibi koçanlarını alabildi. Geriye kalanlar tekrar bekleme sürecine girdiler .
3
Orijinal Belge Bulunduramama Nedenleri
Birçok dilekçe sahibinin çok haklı nedenlerle Mahkemeye orijinal belge sunma olanağı
yoktu. Dilekçe sahipleri bunu nedenini şöyle açıklıyorlardı.
Savaş yaşanmış toplu göç olmuş bir ülkede orijinal belgelerin bulunmamasını doğal kabul
etmek gerekir. Kaldı ki yabancıların orijinal belgeleri kaybetmelerinin başka nedenleri de
vardı. Onlar Kıbrısta mal alırken kendi kültürlerinin gereğini yapmışlardı.
1974 den önce Girne bölgesinde tatil veya emeklilik evi alanların dünyanın en kültürlü
insanları arasında yer aldıkları dikkati çekiyordu. Bugün internette birçok insanla ilgili bilgi
edinmek mümkündür. 1960 lı yıllarda bu olanak yoktu. Fakat ünlü kişileri tanıtan “Who is
who” isimli bir kitap vardı. O yıllarda bu kitaba göz gezdirenler hayretle dünyanın en ünlü
kişilerinin veya yakınlarının Girne bölgesinde emeklilik veya tatil evi aldıklarını görüyordu.
Girne bölgesinde tatil veya emeklilik evi alan bu kişiler kendi ülkelerinde bir taşınmaz malı
alırken bir avukat görevlendirmeye ve koçan alıncaya kadar işlemleri onun vasıtasıyla
yapmaya alışmışlardı. Böyle davranmak onların kültürlerinin gereği idi. Bu genel
alışkanlığın yanı sıra Kıbrısta taşınmaz mal almak için Rum Bakanlar Kurulundan izin
almaları gerekiyordu. Bunun için bir avukatın hizmetinden yararlanmak zorunda idiler. Bu
nedenlerle Girnede bulunan bir Rum Avukatı görevlendiriyorlar ve koçan alıncaya kadar tüm
belgeleri onun ofisinde muhafaza ediyorlardı.
Rum avukat ofisleri 20 Temmuz 1974 den sonra yağmalandı. Bir süre sonra İskan Dairesi bu
ofisleri yeni hak sahiplerine tahsis etti. Onlar da işe ciddi bir temizlikle başladılar.
Belgelerin orijinallerinin Rum avukatların yağmalanmış ofislerinde kaldığını Savunma
Bakanlığı biliyordu. Çünkü tüm belgeleri 30 Haziran 1975 e kadar yapılan müracaatlarda
incelemişti. Bu koşullarda “Orijinal belge ibrazını şart koşmak ne anlama gelir dersiniz?”
Yapılan değişiklikten sonra bile “orijinal sözleşme + orijinal çek veya makbuz” şartında ısrar
etmek doğru olabilir miydi?
Orijinal Belgesi Olanların da Koçan Alamaması
Savaş olan, belgelerin avukat ofislerinde muhafaza edildiği ve bu ofislerin yağmalandığı bir
ülkede orijinal belge şartı koymak haksızlıktı. Buna ek olarak mal alanlar savcılığın olumsuz
tutumu ile de mücadele etmek zorunda kaldılar. Savcılık sanki gerçek onları
ilgilendirmiyormuş, görevleri bir dilekçenin reddini sağlayıp o malı devlete kazandırmakmış
gibi savunma yapmaya başladılar. Bu nedenle orijinal belgesi olanların da karşısına engeller
çıkardılar.
Buna bir örnek verelim. Kıbrısta taşınmaz mal satışlarında ödemeler bazen çekle yapılır.
Bazen ise nakden yapılır ve karşılığında makbuz alınır. Fakat bunun dışında bir ödeme
yöntemi daha vardır. O da ödemenin doğrudan sözleşmenin altına veya arkasına yazılmasıdır.
Doğal olarak bu yöntemi izleyenlerin elinde sadece orijinal sözleşme bulunabilir.
Sözleşmenin üzerinde ödemenin yapıldığına dair beyan olduğu için ayrıca makbuz alınması
söz konusu değildir.
4
Yasanın amacına baktığımız zaman böyle bir satışta sadece orijinal sözleşme sunulması
yeterli olmalıydı. Çünkü ayrı çek veya makbuz bulundurmak söz konusu olamazdı. Ne var ki
Savcılık yasanın amacı ile ilgili değildi. Yasadaki şartların katı bir şekilde yerine getirilip
getirilmediğine bakıyordu. Bu nedenle üzerinde beyan bulunan orijinal sözleşmenin
sunulmasının yeterli olmadığını, buna ek olarak ayrıca orijinal çek veya makbuz da
sunulması gerektiğini öne sürdü. Böylece yasanın katı ve şekilci yorumundan hareketle
orijinal belgesi olanlar dahi koçanlarını alamadılar.
7/80 sayılı yasa gereği yabancıların Türk Mahkemelerine başvurmalarına Rum Yönetimi tepki
göstermişti. Rum kesiminde çeşitli kuruluşlar yabancılara mektup yazarak 7/ 80 Sayılı
Yasanın bir tuzak olduğunu, Türk Mahkemelerinin gerçek Mahkemeler olmadığını, adil karar
vermediklerini, evlerinin ellerinden alınacağını, Türk Mahkemelerine başvurmamaları
gerektiğini iddia ettiler. Yazılan yazılara önem vermeyen yabancılar hiç tereddüt etmeden
Türk Mahkemelerine başvurdular. Ne var ki yasadaki anormal şartlar veya katı yorum
nedeniyle pek çoğu malını alamadı ve böylece Yasama Meclisi farkında olmadan Rum
iddiaları desteklenmiş oldu.
Yazı dizisinin yarınki bölümünde mal alanların Mahkemelerde yaşadıkları sorunlara
örnekler vereceğiz.