Otuz dokuz yıl önce bu günler-Bir gömlek ve bir pantolonla aylarca yaşam


Tabii bu durum karşısında Türkiye yasal haklarını kullanarak 20 Temmuz 1974 cumartesi sabahı Kıbrıs’ın kuzeyine askeri çıkarma yaptı. İlginçtir, günler 39 yıl sonra aynı. Darbe pazartesi yapılmıştı, çıkarma da cumartesi olmuştu.
Türkiye’nin adaya asker çıkardığı 20 Temmuz Kıbrıs Türkünün tarihinde çok önemli bir yer tutmaktadır. Çünkü Türk askeri Kıbrıs’a çıkarak Türkleri Rum Yunan zulmünden kurtarmıştır. 20 Temmuz, Barış ve Özgürlük bayramı olarak her yıl törenlerle kutlanmaktadır.
15 Temmuz 1974’de Makarios’un başkanlık sarayına saldıran Rumlar onu öldürmeye teşebbüs ettiler, ancak Makarios kaçarak kurtuldu. Önce Baf’a oradan İngiliz üssü Ağrotur’a oradan da Londra’ya kaçtı.
Türk Ajansı Kıbrıs’ta 1 mart 1974’de muhabir olarak göreve başlamıştım. 15 Temmuz pazartesi günü işe geldikten sonra EOKA’cıların Makarios’a karşı silahlı saldırı yaptıkları ve onu öldürdükleri duyuldu. Güney Lefkoşa’da yani Rum kesiminde çalışan Türkler can emniyetleri için Kuzeye Türk kesimine geçtiler. İlerleyen saatlerde Makarios’un ölmediği ve kaçarak Baf’a gittiği haberleri geldi.
Kıbrıs Türk Yönetimi bunun Kıbrıs Türklerinin de kurucu ortağı olduğu Kıbrıs Cumhuriyetini yıkma ve Yunanistan’a ilhak girişimi olduğu düşüncelerini Türkiye hükümetine ileterek garantör ülke olarak Kıbrıs’a müdahale hakkını kullanmasını ısrarla talep ettiler.
Kıbrıs Türkleri, Rumların kendi aralarında başlayan bu çatışmalardan sonra Rumların Türklere saldıracağını dikkate alarak kendi bölgelerinde kalmaya ve kendilerini savunmaya geçtiler.
Bu sürede bölgeler arası ulaşım durdu. Ben 15 temmuz pazartesinden itibaren Lefkoşa’da kaldım. Yoğun bir çalışma temposu ile çoğu geceler ajansta sabahladım.
19 Temmuz Cuma günü Larnaka’dan Lefkoşa’ya sefer yapan otobüs işletmesi Lefkoşa’ya bir otobüs gönderdi.
Babam Yusuf Yemenicioğlu, o otobüsle Lefkoşa’ya gelerek beni buldu. Seferberlik ilan edildiğini ve köye birliğime katılmam gerektiğini bana iletti. Müdürüm Sait Terzioğlu ise ajansta kalarak çalışmamı istemişti. Çünkü ajansta toplam 4-5 çalışan vardı. Müdürüm nihayette, köye giderek komutanlıktan izin alarak ajansa dönmemi önerdi.
Ajansın o günlerdeki tek ulaşım aracı bisikletini alarak otobüsün olduğu Büyük Han’a gitmek için hızla yola çıktım. Ajans o günlerde Müftü Raci sokaktaki sarı taş bir binada idi. Dr. Kaya Bekiroğlu’nun yıllarca klinik olarak kullandığı binanın bulunduğu sokaktan Saray otelin istikametine giderken yan yoldan gelen Mehmet Savarona’nın kullandığı taksinin sağ ön kapısına bisikletle hızla vurdum. Çarpma sonucu orada düşüp kaldım.
Beni alarak hastahaneye daha sonra röntgen çekmeğe götürdüler. Çarpma sonucu sol kaburgalarım çatlamıştı. Tabii bu arada köye gideceğim otobüs şehirden ayrıldı.
Köye gidemeyince ağrılar içinde ajansa, işe geri döndüm. Müdürüm Sait Terzioğlu, ajansta kalmamı kendisinin ilgililere orada görev yapacağımı ileteceğini belirtmişti.
Gecenin yarısına doğru Sait Terzioğlu bir gün sonra yani 20 temmuz cumartesi günü Türk askerinin çıkarma yapacağını bana söyleyerek gidip yatmamı istedi.
20 Temmuz sabahı, Türk askerinin adanın her yanından çıkarma yaptığı haberleri duyuldu. İlerleyen saatlerde adanın sadece Kuzey kesiminden çıkarma yaptığı anlaşıldı.
Herkeste bir heyecan ve sevinç. ’ Türk askeri geldi bizi Rum zulmünden kurtardı’ coşkusu herkeste hakim oldu.
Ancak ilerleyen saatlerde Rum askerleri ve EOKA’cılar Türk bölgelerine silahlı saldırıya geçtiler. Bir çok yerde masum insanları toplu olarak katlettiler.
Türk askeri Kıbrıs’a çıkarma yapmasa Rumlar daha çok masum Kıbrıs Türkünü öldürebilecekti. Türk askerinin gelişi Kıbrıs Türkü için bir kurtuluş oldu.
İşte bu nedenle 20 temmuzu Kıbrıs Türkü Barış ve Özgürlük Bayramı olarak kutlamaktadır.
Otuz dokuz yıl önce 15 temmuz pazartesi günü Türk Ajans’taki görevime geldim. Daha sonra Barış Harekatı oldu. Aylarca bir gömlek ve bir pantolonla Lefkoşa’da çalıştım, yaşam sürdüm. Zaman zaman ajansta, bazen Hüsniye (büyük halam-annemin halası)-Cahit Bedevi’nin (Eniştem) evlerinde kaldım.
O günler de bugünkü gibi çok sıcaktı. Gece gömlek ve pantolonumu yıkardım, sabaha kururdu ve aynılarını giyerdim. Ta başka kıyafet imkanı yaratana kadar bu böyle devam etti.
Otuz dokuz yıl önce ayrıldığım köyüm Üçşehitler’e, 21 nisan 2003’de kuzey Kıbrıs ile güney Kıbrıs arasındaki geçişler serbest bırakılınca yani 29 yıl sonra gidebildim. Ayrılırken hayalimizde kalan köyü bulamadık. Evler yerle bir edilmiş. Orada yaşayan sivil nüfus yok. Sadece askeri bir birlik var.
Her şey anılarda kaldı.