Nedir bu cittaslow dedikleri?


Cittaslow, İtalyanca citta (şehir) ve İngilizce slow (yavaş) kelimelerinden oluşmuş bir sözcüktür. Yani sakinşehir demektir. Sakinşehir ağı slowfood hareketinden ortaya çıkmış bir kentler birliğidir. Peki nedir bu slowfood dediğimiz şey? İtalya’nın başkenti Roma’da bulunan önemli meydanlardan biri olan İspanyol Merdivenleri’nde, 1986 yılında bir fastfood zinciri şubesinin açılması sonucu ortaya çıkmış bir tepkidir. Slowfood hareketi; yerel yemeklerin, fastfood zincirleri ve çok uluslu tarım şirketlerinin yarattığı hızlı yaşam kültürü sonucunda, yok olmasını önlemek amacıyla ortaya çıkmıştır. 1999 yılında dört küçük İtalyan kentinin belediye başkanları, Paolo Saturnuni’nin başkanlığında oluşturdukları oluşumla, slowfood hareketinin kentsel bir boyuta taşınması gerektiğini savunmuşlar ve cittaslow birlikteliğinin temellerini atmışlardır. Cittaslow birliğinin temel amacı, küreselleşen dünyadaki şehir dokularının bozulması önlemek, şehir sakinlerinin ve yaşam tarzlarının standartlaşmasını sağlamak ve şehirlerin yerel özelliklerinin yok olmasını engellemektir. Cittaslow hareketi İtalya’daki hızlı gelişiminin ardından Amerika, Güney Kore, Çin, Fransa gibi birçok ülkeye yayılmış ve bugün 24 ülkede tam 147 üyeye sahip olmuştur.
Peki Cittaslow hareketi neyi öngörmektedir?
Öncelikle nüfusu 50000’in altında olan kentler birliğe üye olabiliyorlar. Bunun yanında kentlerin kendi gelenekleri, görenekleri, yemekleri, tarihsel kimliklerini koruması da önemli konulardan biri. Cittaslow hareketi aynı zamanda kentlerin artı ve eksi yönlerini analiz etmelerini sağlayan ve buna paralel olarak strateji belirleyebilmelerini sağlayan önemli bir araç niteliğinde. Kısaca bir şehrin cittaslow olması, o şehrin gerek doku, gerek renk, gerek, müzik ve gerekse de hikayesinin uyum içinde olması, şehir sakinlerinin ve ziyaret edenlerin zevk alabilecekleri bir hızda yaşanmasıdır der cittaslow öncüleri.
Bu birliğe bağlı olacak kentlerin uyması gereken 59 adet üyelik kriteri bulunmaktadır. Bu noktada da kriterler olayın profesyonel bir şekilde yürütülmesini sağlayacak temel faktörleri oluşturmaktadır. Elbette kolay değil bir cittaslow olmak. Bunun bir bedeli olmalı. Bu kriterler; çevre, altyapı, teknoloji, misafirperverlik, farkındalık ve slowfood alt başlıkları altında toplanmaktadır.
Ne diyelim öyle kolay değil cittaslow olmak.
Tüm bu alt başlıklardaki gerekler yerine getirildiğinde sürdürülebilir bir şehir anlayışı da beraberinde karşımıza çıkmaktadır. Oldukça çevreci aynı zamanda da çevre bilincinin gelişmesine katkı koyacak nitelikte bir hareket. Tam anlamıyla harika bir felsefe diyebiliriz.
Cittaslow Kıbrıs için yeni bir kavram olsa da imkansız bir kavram olmaktan çıkmıştır. Bu anlamda Yeniboğaziçi’nin cittaslow olması, beraberinde çok ciddi bir farkındalık yaratılmasını sağlamıştır. Böylesine önemli bir hareketin ülkemiz tarafından benimsenmesi ve bu konuda gönülden katkı koyan insanların çoğalması ciddi bir değişim sürecinin başladığını göstermektedir. Konuya katkı koyduğunu bildiğim Bedia Balses hanımı ve bu konu ile ilgili canla başla çalışmış herkesi gönülden kutlarım. Elde edilen başarı gerçekten çok ciddi ve örnek olacak bir başarıdır.
Küreselleşen dünyamızda teknolojinin ilerlemesi beraberinde ciddi problemlere neden olmuştur. Hava, su, toprak, radyoaktif ve ışık kirliliğinin yarattığı sorunlar bugün tüm dünyayı tehdit edecek düzeye gelmiştir. Buradan yola çıkarak, fosil yakıt kullanımının azaltılması dolayısıyla üretilen karbondioksit gazının azaltılması için, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması gibi sürdürülebilir yöntemler tüm dünyanın kabul ettiği gerçekler arasında yerini almıştır.
Geçen gün basından takip ettiğim kadarıyla Lefke yöresi de bu harekete üye olabilmek için çalışmalara başlamış. Ne güzel demek ki Yeniboğaziçi güzel bir örnek olmuş. Onlara da başarılar dilerim. Sisteme dahil olmak zorlu bir süreç bunun yanında sistemin sürdürülebilirliğinin sağlanması da bir o kadar zorlu bir süreç ama imkansız değil!
Cennet ülkemde böylesine güzel düşüncelerin daha da ön plana çıkacağı, çevre sorunlarının kalmayacağı uzun yıllar dilerim.
Bir Kızılderili atasözü der ki : Dünyayı atalarımızdan miras almayız, onu çocuklarımızdan ödünç alırız.