Son günlerde Dünya Bankası’nın hazırladığı, 21 Aralık 2012 tarihli ‘Kıbrıs Türk Ekonomisi Kamu Maliyesiyle İlgili Değerlendirme Raporu’ gündemde. Rapor birçok yönüyle irdelenmesi ve tartışılması gereken analizler ve öneriler içeriyor. Bugünden itibaren raporun bazı bölümlerini okuyucularımızla paylaşacağız.
Dünya Bankası’nın yaptığı araştırmalar, Kıbrıs Türk ekonomisindeki en büyük sorunun kamu harcamalarının şişkinliği olduğunu kıyaslamalı analizlerle ortaya koyarken, Rapor ilginç tespitler de yapıyor: “Kıbrıs Türk toplumunun içinde bulunduğu zorlu ekonomik ve siyasi durum, geçmiş liderlerin, Kıbrıslı Türklerin adada kalmalarını sağlamak ve toplu olarak göç etmelerini önlemek amacıyla yeterli istihdam fırsatı ile yaşam standartları temin etme isteğinden kaynaklanmaktadır. Ancak geçmişte yönetimlerin atmış olduğu adımlar ekonomik durumun sürdürülebilirliğini tehlikeye atmıştır. Bu nedenle bugün, Kıbrıs Türk toplumu zor bir yol ayrımına gelmiş ve devam etmekte olan birtakım ciddi güçlüklerle karşı karşıya kalmıştır; Türkiye’den gelen mali yardıma giderek daha fazla bağımlı olmaktadır; zayıf bir ekonomik büyüme yaşamakta, içte ve dıştaki makroekonomik dengesizlikler ile içerisinde bulunduğu finansal baskı artmakta, birikip sürdürülemez olan bir borçla karşı karşıya kalmaktadır. Mali dengesizlikler, büyük ölçüde kamu sektörünün büyüklüğünden ve cömert kamu görevi ücretleri ve emeklilik düzenlemelerinden kaynaklanmaktadır.”
Rapor’da kamu sektörü maaşlarının yükseliğinden ve kamu emeklilik sisteminden ötürü artan kamu harcamalarının Kıbrıs Türk ekonomisini nasıl bir çıkmaza soktuğu şöyle açıklanıyor: “Son yıllarda yaşanan ekonomik büyümeyi, büyüyen kamu sektörü götürmüştür. Aşırı istihdamın yarattığı yüksek boyuttaki kamu sektörü maaş faturası, özel sektör maaşlarından çok daha fazla olan maaşlar, ve oldukça cömert olan kamu görevlileri emeklilik sistemi büyük mali dengesizliklere, balon gibi şişen bir kamu borcuna ve geciken borcun birikmesine ve olası yükümlülüklere sebep olmuştur. Bu olumsuz gelişmeler sürdürülebilir değildir. Büyük mali açıklar ele alınmazsa, kamu borcunda sürekli artışa sebebiyet verecek ve bu da ekonomik büyümeyi boğabilecektir. Borç eksi büyüme spirali ise ekonomiyi düşük büyüme tuzağına itebilecektir.”
Benzer boyuttaki ülke ekonomilerinin karşılaştırıldığı diyagramlarda ise, Kuzey Kıbrıs’ın kamu harcamalarının devletin giderlerini nasıl artırdığı ve KKTC Devleti’nin giderlerinin Mauritius, Arnavutluk, Lübnan, Jamaika, Türkiye, Malta, Estonya, Güney Kıbrıs ve AB bölgesindeki 27 ülkeden çok daha yüksek olduğu görülüyor. Bu ülkeler arasında Kuzey Kıbrıs, 2008-2011 döneminde ortalama yıllık devlet gideri GSYİH’nin %50‘sini aşan tek ülke…
Şekil 0.2: Genel Devlet Giderleri
(GSYİH’nin %si)
.jpg)
Raporda “Aşırı düzeyde olan kamu sektörü maaşları yalnızca kamu hizmeti için değil aynı zamanda öğretmenler ve doktorlar için de geçerlidir. Gelir ve iş riskinin çok daha yüksek olduğu finans sektöründeki çalışanlara kıyasla ise daha fazla kazanırlar. Ayrıca gereğinden fazla öğretmen vardır. Eğitimdeki maaş giderleri ilk ve orta eğitim için ayrılan kaynakların neredeyse tümünü tüketerek, personel dışındaki girdilere çok az kaynak bırakmaktadır” ifadeleri dikkat çekiyor.
Önümüzdeki günlerde tekrar Dünya Bankası Raporu’na döneceğiz ama şu tabloya baktığımızda net olan, benzer büyüklükteki ekonomilere nazaran ülkemizde memur maaşlarının ve memur emeklilik sisteminin yarattığı giderlerin aynı büyüklükteki ekonomilerden çok daha yüksek olduğu, kamu giderlerinin ülke ekonomisinin artılarını götürdüğü ve ekonominin büyüme ivmesini düşürdüğüdür.
Türkiye’ye bağımlılığın azaltılmasını isteyen memur sendikalarının aynı zamanda şişkin memur maaşlarının ve emeklilik ikramiyelerinin azaltılmasına karşı olması, sendikaların statükonun sürdürülmesinden yana olduğunu tartışmaya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkarıyor. Memur sendikalarının çoğu Türkiye’ye bağımlılığın azaltılmasını savunurken, bir yandan da Güney Kıbrıs’la çözümü savunuyor. Ancak sergiledikleri tutum, Türkiye’ye bağımlılığın azaltılmasına ve ülke ekonomisinin çözüme hazırlanmasına köstek oluyor.
Memur sendikalarının reel olarak statükonun devamından yana olduklarını ve sürdürülmesi mümkün olmayan bir borçlanmanın katlanarak büyümesinde büyük payları olduğunu vurgulamaktan çekinen popülist aydınlarımızın da artık tutunacakları bir dalları kalmadığını teslim etmeleri gerekiyor.
Yarattıkları çelişkilerle kaçak dövüşen sendikacılar, oy satın alarak istihdam yapan iktidar partileri ve popülist aydınlar Kuzey Kıbrıs’ın gelişmesinin önünde en büyük engeli birlikte kuruyorlar bu nedenle. Kamu sektörünün şişkinliği ve yarattığı giderlerin yüksekliğini neoliberalizmi savunur konuma düşmemek için yok sayanların düşünsel cesareti olmadığı gibi, düşünce dünyamıza ve toplumsal hayatımıza katacakları bir şey de kalmamıştır.