Geçtiğimiz günlerde Meclis çatısı altında yankılanan "yalancı, sahtekâr, hırsız" ithamları, sadece iki siyasetçi arasındaki bir kavga değil; aslında toplumsal ahlakımızın ve "utanma" duygusunun geldiği son noktanın sarsıcı bir vesikasıydı.
Bu kadar ağır ithamların havada uçuştuğu, ancak ne bir dava sürecinin başladığı ne de bir özrün dilendiği o sessizlik anı, adaletin değil, "pişkinliğin" zaferini ilan ediyordu.
Sigmund Freud’un o meşhur tespiti bugün her zamankinden daha geçerli: "Dili susarsa parmak uçlarıyla konuşur, ihanet her gözeneğinden sızar."
Bizler eşimle birlikte pandemi döneminin o kaotik atmosferinde, bir nebze olsun nefes alabilmek adına fizyonomi (yüz okuma) eğitimi alırken, bu bilimin iş hayatımızdan öte, insan ruhunun röntgenini çekeceğini tahmin etmemiştik.
Meclis kürsüsündeki o "iddialı" savunmaları bir de bu gözle incelediğimizde, sonuçlar maalesef şaşırtıcı değildi.
Fizyonomi bize öğretir ki; sözcükler ne kadar süslü, ses tonu ne kadar yüksek olursa olsun, mikro ifadeler ve yüzdeki asimetri gerçeği saklayamaz.
Ancak asıl korkutucu olan, yalanın tespit edilmesi değil; yalanı söyleyenin yüzünde tek bir kasın bile "utanma" belirtisiyle titremiyor oluşudur.
Yıllardır eğitimin kurtuluş olduğunu söyler dururuz. Fakat bugün görüyoruz ki; sadece Biyoloji, Matematik ya da Fizik bilmek, bir insanı "insan" yapmaya yetmiyor.
Eğer bir bireyin ruhunda etik pusulası yoksa, aldığı eğitim onu sadece daha donanımlı bir manipülatöre dönüştürüyor.
Belki de artık müfredata "utanma duygusu" ve "ar damarı nedir?" gibi dersler eklemenin vakti gelmiştir.
Çünkü bir insanı ne kadar eğitirseniz eğitin, onda utanma duygusu yoksa, o kişi toplumun başına gelebilecek en büyük beladır.
Toplum olarak en büyük yanılgımız, bağıranı haklı, slogan atanı samimi sanmamızdır.
En çok vatan, millet ve din edebiyatı yapanların; üretiminde kapitalizmin zirvesi olan Iphone 6 gibi cihazlarla "kahrolsun kapitalizm" mesajları atması, trajikomik bir tutarsızlıktan öte, sistematik bir aldatmacadır.
Sahte diplomalar, rüşvet iddiaları ve ihalesiz işlerin gölgesinde halkın karşısına "mütevazı" maskesiyle çıkanların o pişkinliği, ne yazık ki toplumun bozulan değer yargılarından besleniyor.
Mark Twain’in dediği gibi: "Politikacının hayatının yarısı seçmeni, öbür yarısı birbirini aldatmakla geçer."
Ancak bu aldatmaca, sadece siyasetçinin mahareti değil, ona alkış tutanların da eseridir.
Unutmamalıyız ki; "Siz nasılsanız, öyle idare edilirsiniz."
Sonuç olarak .Henüz yalanı, hırsızı ya da sahtekârı anında ayırt edecek bir teknolojik cihaz icat edilmedi.
Belki Elon Musk bir gün bunu da başarır.
Ancak o cihaz icat edilene kadar elimizdeki en güçlü silah; ferasetimiz, vicdanımız ve karşımızdakinin yüzüne baktığımızda gördüğümüz o "sızıntıları" okuyabilme yeteneğimizdir.
Görünen o ki tuzun koktuğu, kelimelerin anlamını yitirdiği bu dönemde ihtiyacımız olan şey daha fazla teknoloji değil; daha fazla haysiyet ve yalanın yüzüne bakıp "utanmalısın" diyebilecek cesarettir.